وَاَيُّوبَ اِذْ نَادٰى رَبَّهُٓ اَنّ۪ي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Enbiyâ Sûresi, 83. Ayet
Daralt
X
-
“Eyyûb’u da an! Hani Rabb’ine, ‘Başıma bu dert geldi. Ama sen merhametlilerin en üstünüsün’ diye niyaz etmişti.”
Eyyûb Kıssası
Eyyûb’u da an! Hani Rabb’ine, ‘Başıma bu dert geldi’ diye niyaz etmişti. Allah Teâlâ Hz. Eyyûb’un niyazını bir başka âyette meâlen şöyle belirtmiştir: “Şeytan bana sıkıntı ve acı vermektedir”. Allah Teâlâ Süleyman’dan (a.s.) söz ederken onu şeytanların üzerine hâkim kıldığını ve emrine verdiğini, onları dilediği her türlü iş ve faaliyette çalıştırdığını belirtir. Süleyman kıssasının ardından Hz. Eyyûb’dan söz ederken ise şeytanları kendisine musallat ettiğini ve onun şeytanların emrine boyun eğmiş gibi bir durumda olduğunu anlatır. Zira “Şeytan bana sıkıntı ve acı vermektedir” demektedir. Yüce Allah’ın bunu yapmasının sebebi şunların bilinmesini istemesidir: Şeytanların Süleyman’ın (a.s.) emrine verilmesi, daha önceden bunu hak etmiş ve liyakat kesbetmiş olması değildir. Hz. Eyyûb’un da o sıkıntılara düşmesi Rabb’ine isyan ederek buna müstahak olmasından ve başına gelen belânın adalet gereği olmasından değil, Cenâb-ı Hak’tan bir lütuf ve bir nimet olarak kendisine verilmesindendir, ona verilen sağlık ve esenlik de yüce Allah’tan bir rahmet ve nimettir. Allah dilediğine dilediğini verir, dilediğini de dilediği şeyden mahrum kılar. Dikkat edilirse görülecektir ki Allah Teâlâ Eyyûb (a.s.) peygamberden aldığını geri verip de başına gelen belâyı savuşturunca bunu “tarafımızdan bir rahmet” diye nitelemiştir. Onun kurtuluşa ermesi Cenâb-ı Hakk’ın üzerinde bir yükümlülük olsaydı “rahmet” kelimesinin zikredilmesinin herhangi bir esprisi kalmazdı. Bu âyet Mûtezile’nin, “Allah dini konusunda kulun maslahatına uygun olanı yaratmak zorundadır” diye ileri sürdüğü görüşlerini reddetmektedir. Çünkü Hz. Eyyûb “Şeytan bana sıkıntı ve acı vermektedir” diyerek başına gelen sıkıntıları şeytanlara nispet etmektedir. Eğer bu durum onun dini bakımından kendisi için en uygunu olsaydı, dinde kendisi için en uygun olanı (aslah) şeytanlara nispet etmezdi. Bu da bize gerçeğin onların görüşleri doğrultusunda olmadığını gösterir.
Eyyûb’u da an! Hani Rabb’ine, ‘Başıma bu dert geldi’ diye niyaz etmişti. Öyle görülüyor ki ibarede bir dua gizlenmiştir (izmâr). Hz. Eyyûb sanki şöyle niyaz etmiştir; Başıma bu dert geldi. Bana merhamet eyle! Beni iyileştir! Ama sen merhametlilerin en üstünüsün. Görmez misin ki Allah Teâlâ bundan sonra gelen âyette meâlen şöyle demiştir: “Bunun üzerine biz onun duasını kabul ettik; kendisinde dert ve sıkıntı olarak ne varsa giderdik”. Bu cümle Hz. Eyyûb’un dua etmek için çıktığını gösterir. Cümlede gizli olan kısım için ikinci olarak şöyle bir takdir de yapılabilir: Başıma bu dert geldi. Artık beni görenin bana acıdığı bir hale düştüm. Ama sen bütün merhametlilerden daha merhametlisin. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
ve eyyûbe (وَأَيُّوبَ)
Bağlaç olan "vav" ile Eyyûb peygamberin özel isminin (mansub/nesne formunda) birleşimidir. Yabancı kökenli (gayr-ı munsarıf) bir isim olduğu için tenvin almaz. El-Cevâlîkî ve Celaleddin el-Suyuti, "Eyyûb" isminin saf Arapça olmadığını, kadim dillerden Arapçaya geçmiş (muarreb) yabancı kökenli bir kelime olduğunu belirtirler.
Kelimenin Sami dillerindeki serüvenini tarihsel dilbilim ışığında analiz eden Arthur Jeffery, ismin İbranicedeki "Iyyov" kelimesinden geldiğini ve etimolojik olarak "sürekli Allah'a dönen, tövbe eden" veya maruz kaldığı imtihanlar sebebiyle "musibete uğramış, düşmanlık görmüş" manalarını barındırdığını tespit eder. Bu ismin Kur'an'ın kurgusundaki (naratoloji) geçiş işlevini değerlendiren Angelika Neuwirth, Davud ve Süleyman kıssalarından sonra aniden Eyyûb'a geçilmesindeki o muazzam teolojik kontrasta dikkat çeker. Neuwirth'e göre Kur'an, Süleyman ile "mutlak gücü, iktidarı ve ihtişamı" (kozmik krallığı) anlattıktan hemen sonra Eyyûb figürüyle insanlık durumunun tam zıt kutbuna; "mutlak acziyete, hastalıkla gelen çöküşe, bedensel iflasa ve kozmik sabıra" geçiş yaparak peygamberlik yelpazesindeki o eşsiz dengeyi (varlık ve yokluk imtihanını) kurar.
iz (إِذْ)
Zaman zarfı olan ve geçmiş zamana ait spesifik bir kesiti bildiren edattır; "o vakit, hani, ...-dığı zaman" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu edatın dilde geçmişteki belirli bir anı zihinde dondurup sabitlemek için kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "iz" edatının muhatabın dikkatini tarihteki çok kritik ve varoluşsal bir kırılma noktasına (Eyyûb'un o derin feryat anına) çekmek ve o olayı adeta şu an yaşanıyormuş gibi (ihzar) göz önünde canlandırmak işlevi gördüğünü aktarır.
nâdâ (نَادَىٰ)
nun-dal-ye (ن د ي) kökünden mufâale babında türeyen mazi (geçmiş zaman), üçüncü tekil şahıs bir fiildir. "Nida etti, seslendi, yakararak çağırdı" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "sesi yükseltmek, uzaktaki birine ulaşmak için bağırarak çağrıda bulunmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, nida eyleminin sıradan bir dua olmadığını; içinde derin bir aciliyet, çaresizlik ve tüm kapıların kapandığı anlarda ortaya çıkan şiddetli bir yakarış olduğunu ifade eder.
Bu fiilin teolojik ve psikolojik derinliğini analiz eden Toshihiko Izutsu, "nida" kavramının Kur'an'daki ontolojik iletişim felsefesinin en çarpıcı örneklerinden biri olduğuna dikkat çeker. Izutsu'ya göre nida, yeryüzünde bütün fiziksel çözümleri tükenmiş, bedeni iflas etmiş ve mutlak bir yalnızlığa itilmiş insanın (Eyyûb'un), doğrudan doğruya aşkın ve mutlak olan Yaratıcı'ya (yukarıya doğru) gönderdiği o dikey, çaresiz ve sarsıcı varoluşsal çığlıktır. Bu eylem, insanın en zayıf anı ile ilahi kudret arasındaki o muazzam mesafenin sadece bir "sesle" aşılmasıdır.
rabbehu (رَبَّهُ)
ra-be-be (ر ب ب) kökünden türeyen "rabb" ismi ve üçüncü tekil şahıs "-hu" (onun) muttasıl zamirinin birleşimidir; "kendi Rabbine, efendisine, sahibine" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir şeyi ıslah etmek, düzeltmek, ona malik olmak ve onu kademe kademe koruyup gözeterek asıl kemal (olgunluk) noktasına ulaştırmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Rabb isminin salt bir yaratıcılık (hâlıkıyet) değil, yaratılan varlığı hastalıklardan, kusurlardan ve tehlikelerden koruyup besleyen aktif bir "terbiye ve şifa" mekanizması olduğunu aktarır.
Bu ismin duasal (inşâî) bağlamdaki tercihini inceleyen Prof. Dr. Hidayet Aydar, Eyyûb'un "Allah'a nida etti" yerine "Rabbine nida etti" denilmesindeki o ince teolojik talebe dikkat çeker. Hastalıkla bedeni lime lime olan Eyyûb, mutlak kudreti (Allah ismini) değil; şefkati, onarmayı, iyileştirmeyi ve kulu üzerindeki o koruyucu/besleyici otoriteyi temsil eden "Rabb" ismini yardıma çağırmıştır.
ennî (أَنِّي)
Tahkik (kesinlik) ve pekiştirme bildiren "enne" edatı ile birinci tekil şahıs "-î" (ben) muttasıl zamirinin birleşimidir; "şüphesiz ki ben, gerçekten bana" anlamına gelir.
Bu edatın ayetteki psikolojik işlevini değerlendiren Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "ennî" kelimesinin bir mazeret veya isyan başlangıcı değil; kulun kendi acziyetini, tükenmişliğini ve geldiği o son çaresizlik noktasını ilahi makam karşısında şüpheye yer bırakmayacak bir kesinlikle "tescil etmesi ve kabullenmesi" (itiraf) olduğunu vurgular.
messeniye (مَسَّنِيَ)
mim-sin-sin (م س س) kökünden türeyen mazi (geçmiş zaman), üçüncü tekil şahıs "messe" fiili, kaynaştırma harfi (nun) ve birinci tekil şahıs "-ye" (bana, beni) zamirinden oluşur. "Bana dokundu, bana temas etti" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "iki nesnenin birbirine hafifçe değmesi, vurmak veya çarpmak (darb) kadar şiddetli olmayan yüzeysel bir temas" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mess" kavramının insanın derisiyle/bedeniyle dışarıdan gelen bir durumu bizzat hissetmesi olduğunu aktarır.
Bu fiilin barındırdığı o muazzam edebi zarafeti ve peygamberi ahlakı analiz eden Dücane Cündioğlu, "messeni" (bana sadece dokundu) kelimesindeki o akıl almaz tevazuya dikkat çeker. Cündioğlu'na göre Eyyûb'un bedeni hastalıkla çökmüş, yıllarca tarifsiz acılar çekmiş ve her şeyini kaybetmiştir. Ancak o, "Hastalık beni mahvetti, beni yuttu, beni paramparça etti" gibi abartılı ve isyankar fiiller kullanmak yerine; çektiği o devasa ızdırabı ilahi makam karşısında küçülterek, nezaketle "Bu hastalık bana sadece ufak bir dokundu" (messe) diyerek ifade etmiştir. Bu fiil, acının şiddetini değil, Eyyûb'un Allah'a karşı duyduğu o derin edebi (adab) ve şikayetten kaçınan o asil sabrını mühürler.
ed-durru (الضُّرُّ)
dad-ra-ra (ض ر ر) kökünden türeyen ve belirlilik takısı (el) alan bir isimdir. "Zarar, şiddetli hastalık, bedensel ve ruhsal sıkıntı, dert" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "faydanın ve sağlığın (nef') tam zıttı olarak; bir şeye eksiklik, acı, yıkım, zayıflık veya kötü bir durum isabet etmesi" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, darr/durr kavramının, insanın bedenine, malına veya ruhuna dışarıdan gelen ve onun fıtri dengesini bozan her türlü tahribat manasını taşıdığını aktarır.
Bu kelimenin harekelendirilmesindeki (damma ile okunması) ince anlamsal farkı inceleyen Prof. Dr. Sadık Kılıç ve Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin "darr" (üstünlü) yerine "durr" (ötreli) okunmasına dikkat çekerler. Arapçada "darr" genel anlamda dışsal zararları, maddi kayıpları ve musibetleri ifade ederken; "durr" kelimesi doğrudan doğruya insan "bedenine" isabet eden organik hastalıkları, fiziksel zayıflamayı ve bedensel erimeyi (maraz) spesifik olarak tanımlar. Eyyûb, malının veya ailesinin kaybından (darr) ziyade, artık varoluşunu tehdit eden o derin organik ve bedensel çöküşü (durr) dile getirmiştir.
ve ente (وَأَنتَ)
Bağlaç olan "vav" (hal/durum bildiren vav) ile ikinci tekil şahıs munfasıl (ayrık) zamiri "ente" (Sen) kelimesinin birleşimidir. "Halbuki Sen, ve bizzat Sen" anlamına gelir.
Bu zamirin duasal kurgudaki geçiş işlevini analiz eden Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki retorik sıçramaya dikkat çeker. Eyyûb, kendi zayıf ve tükenmiş durumunu ("bana hastalık dokundu") anlattıktan hemen sonra, "ve ente" (Sen ise...) diyerek perspektifi aniden kendi acziyetinden alıp Yaratıcı'nın mutlak ve sonsuz kemaline (mükemmelliğine) çevirir. Kendi yokluğunu, Allah'ın mutlak varlığıyla karşı karşıya getirir.
erhamu (أَرْحَمُ)
ra-ha-mim (ر ح م) kökünden ism-i tafdil (en üstünlük derecesi) kalıbında türeyen bir sıfattır/isimdir. "En merhametli olan, şefkati en yüce olan" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün muazzam etimolojik temelinin "annenin karnındaki rahim" olduğunu belirtir; rahim, içindeki zayıf varlığı her türlü tehlikeden koruyan, besleyen ve dış dünyanın şiddetinden izole eden mutlak bir şefkat kapsülüdür. Râgıb el-İsfahânî, "rahmet" kavramının muhatabın acısını dindiren ve ona varoluşsal bir koruma sağlayan eylemsel bir iyilik (ihsan) olduğunu aktarır.
er-râhimîn (الرَّاحِمِينَ)
Aynı kökten (ra-ha-mim) türeyen, ism-i fâil (özne) formunda, cemi müzekker (eril çoğul) ve belirlilik takısı (el) almış kelimedir. Muzafun ileyh (tamlayan) konumunda olduğu için mecrur formdadır. "Merhamet edenlerin, şefkat gösterenlerin" anlamına gelir. İki kelime (erhamu'r-râhimîn) birlikte "Merhamet edenlerin en merhametlisi" isim tamlamasını oluşturur.
Bu kapanış tamlamasının teolojik zarafetini ve dua felsefesini derinlemesine analiz eden Toshihiko Izutsu ve Diyanet İslam Ansiklopedisi, Eyyûb'un nidasının (duasının) neden bu sıfatla bittiğine dikkat çekerler. Eyyûb, "Bana hastalık dokundu" dedikten sonra, doğrudan "Beni iyileştir, bana şifa ver" gibi emir kipi barındıran (talepkar) bir cümle kurmamıştır. O, kendi derdini arz ettikten sonra sadece Allah'ın "erhamu'r-râhimîn" (merhametlilerin en merhametlisi) olduğunu söyleyerek susmuştur. Izutsu'ya göre bu durum, dünyevi/insani merhamet kaynaklarının (dostların, akrabaların) Eyyûb'u terk etmesi üzerine, onun yegane sığınak olarak o Mutlak Merhamet kaynağını tanımasıdır. Duanın bu şekilde bitirilmesi, "Sen benim halimi biliyorsun ve Sen merhametlilerin en merhametlisisin; o halde benim için en doğru kararı (ister şifa ister hastalık) yine Sen verirsin" diyen o sarsılmaz ve mutlak peygamberi teslimiyetin (rıza) zirvesidir. Eyyûb, şifa istemekten bile haya etmiş, teşhisi koymuş ve tedaviyi tamamen o yüce merhamete havale etmiştir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla