وَاَدْخَلْنَاهُ ف۪ي رَحْمَتِنَاۜ اِنَّهُ مِنَ الصَّالِح۪ينَ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Enbiyâ Sûresi, 75. Ayet
Daralt
X
-
“Lût’u rahmetimize kabul ettik; çünkü o iyilerdendi.”
Lût’u rahmetimize kabul ettik. Hasan-ı Basrî “fî rahmetinâ” tabirini cennetimize anlamı vermiştir. Allah Teâlâ, cenneti “rahmet” diye adlandırmıştır. Çünkü oraya ancak O’nun rahmeti ile girilir ve orası ancak rahmeti üe elde edilir. Başka bir müfessir ise “rahmetinâ” kelimesine “nimetimize” anlamı vermiştir. Allah’ın ona olan nimeti peygamberliktir. Nitekim Cenâb-ı Hak, Hz. îsâ hakkında “in hüve illâ abdun eriamnâ aleyhi” âyetinde, kendisine peygamberlik vererek lütuflarda bulunduğumuz bir kuldur sadece, demiş olmaktadır. “Fî rahmetinâ” tabirini “Biz ona rahmetimizle her türlü hayır çeşidini verdik” diye anlamak da mümkündür. Çünkü dünyada ve âhirette hayır elde eden herkes, bunu ancak yüce Allah’ın rahmeti sayesinde kazanır.
Çünkü o iyilerdendi. Yani o peygamberler zümresinden iyilerdendi ya da her türlü iyiliği yapan iyilerdendi.
Yorumu Yorumla
-
ve edhalnâhu (وَأَدْخَلْنَاهُ)
Bağlaç olan "vav", dal-hı-lam (د خ ل) kökünden if'âl babında türeyen mazi (geçmiş zaman) birinci çoğul şahıs "edhalnâ" fiili ve "-hu" (onu) nesne zamirinin birleşiminden oluşur. "Ve biz onu dahil ettik, biz onu içeri soktuk/aldık" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir şeyin sınırından içeri sızmak, dışarının (huruç/çıkış) tam zıttı olarak bir mekanın veya durumun merkezine nüfuz etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "duhûl" eyleminin insanın kendi iradesiyle girmesini ifade ederken; bu ayetteki "idhâl" (if'âl babı) kalıbının, eylemin kişinin kendi gücüyle değil, onu dışarıdan alıp içeri yerleştiren üstün bir otoritenin mutlak müdahalesiyle gerçekleştiğini aktarır.
Bu fiilin içerdiği teolojik ve operasyonel ağırlığı analiz eden Prof. Dr. Mustafa Öztürk, eylemin failinin azamet çoğuluyla (Biz) gelmesine dikkat çeker. Öztürk'e göre Lût, o sapkın ve helak edilmiş şehrin (karye) içinden kendi çabasıyla kaçıp tesadüfen kurtulmamıştır; aksine Mutlak Otorite onu o yozlaşmış dış dünyadan (huruç) bizzat çekip almış ve kendi güvenli alanına "dahil etmiştir" (idhâl). Bu kelime, kurtuluşun ontolojik bir yer değiştirme (transfer) işlemi olduğunu belgeler.
fî rahmetinâ (فِي رَحْمَتِنَا)
Zarfiyet ve içindelik bildiren "fî" harf-i ceri, ra-ha-mim (ر ح م) kökünden türeyen "rahmet" ismi ve "-nâ" (bizim) muttasıl zamirinin oluşturduğu bir tamlamadır. "Bizim rahmetimizin içine, merhametimizin merkezine" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün muazzam etimolojik temelinin "annenin karnındaki rahim" olduğunu belirtir. Rahim, içindeki varlığı her türlü dış tehlikeden koruyan, onu şefkatle sarmalayan, besleyen ve dış dünyanın şiddetinden izole eden mutlak bir güvenlik kapsülüdür. Râgıb el-İsfahânî, "rahmet" kavramının sadece acımak veya duygusal bir şefkat olmadığını, muhatabın ihtiyacını gideren ve ona varoluşsal bir koruma sağlayan eylemsel bir lütuf olduğunu aktarır.
Bu tamlamanın Kur'an'ın varlık tasavvurundaki (ontoloji) mekansal metaforunu derinlemesine analiz eden Toshihiko Izutsu, "fî" (içine) edatıyla rahmet kelimesinin yan yana gelmesindeki edebi sarsıcılığa dikkat çeker. Izutsu'ya göre Kur'an, merhameti soyut bir duygu olmaktan çıkarıp, içine girilebilen, duvarları olan, somut ve kozmik bir "mekana/sığınağa" dönüştürmüştür. Angelika Neuwirth, bu mekansal kurgunun bir önceki ayetle muazzam bir zıtlık (kontrast) oluşturduğunu belirtir. Lût, ahlaksızlığın fiziki mekanı olan o lanetli "şehirden" (karye) çıkarılmış; taşları ve binaları olmayan, ancak evrendeki en güvenli ve yıkılmaz kale olan ilahi "rahmetin içine" (fî rahmetinâ) yerleştirilmiştir. Rahmet, burada felsefi bir coğrafyadır.
innehu (إِنَّهُ)
Pekiştirme ve mutlak kesinlik bildiren "inne" (şüphesiz ki, muhakkak ki, şu bir gerçek ki) edatı ile üçüncü tekil şahıs "-hu" (o) zamirinin birleşimidir.
Bu edatın ayetin mantıksal kurgusundaki (retorik) işlevini değerlendiren Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "inne" edatının burada salt bir vurgu değil, "ta'lil" (gerekçelendirme ve nedensellik) görevi gördüğüne dikkat çeker. Bintü'ş-Şâtı'ya göre ilahi irade, Lût'u rahmetinin içine keyfi, nedensiz veya sadece akraba (İbrahim'in yeğeni) olduğu için almamıştır. Bu edat, kurtuluşun liyakate dayandığını ve ardında sarsılmaz bir ahlaki gerekçenin (bir sonraki kelimenin) yattığını hukuki bir kesinlikle mühürler.
mine's-sâlihîn (مِنَ الصَّالِحِينَ)
Teb'îziyye (aidiyet/parça) bildiren "min" (den/dan) edatı ile sad-lam-ha (ص ل ح) kökünden türeyen, ism-i fâil (özne/sıfat) formunda ve belirlilik takısı (el) alan "sâlihîn" kelimesinin birleşimidir. "Salihlerden, dürüst ve erdemli olanlardan, fıtratını bozmayanlardan" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bozulmanın ve çürümenin (fesad) tam zıttı; bir şeyin sağlam, dengeli ve fıtratına uygun kalması" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "salah" kavramının insanın aklını, eylemlerini ve niyetini ifrat ve tefritten (aşırılıklardan) koruyarak tam bir ahlaki itidal (denge) içinde tutması olduğunu aktarır.
Bu kelimenin Lût kıssasının sosyolojik bağlamındaki ontolojik ağırlığını analiz eden Prof. Dr. Sadık Kılıç, "sâlihîn" sıfatının bir önceki ayetteki "fâsikîn" (sınırları yırtıp çıkanlar) sıfatıyla girdiği o keskin zıtlığa dikkat çeker. Lût'un kavmi, fıtratın sınırlarını yırtarak ahlaki bir mutasyona uğramış ve topluca yozlaşmışken (fesad); Lût, o korkunç mahalle baskısına, yalnızlaştırmaya ve tehditlere rağmen kendi fıtratını, insanlık onurunu ve ahlaki dengesini "sağlam ve bozulmadan" (salah) koruyabilmiştir. Diyanet İslam Ansiklopedisi, salih olmanın sadece pasif bir iyilik değil, yozlaşmış bir toplumun ortasında fıtratı müdafaa etme (direniş) eylemi olduğunu vurgular. Lût, o çürümüşlüğün (fesad) içinde çürümeyi reddeden o sarsılmaz erdemi (salah) gösterdiği içindir ki, o yıkımdan çekip çıkarılmış ve ilahi rahmet kapsülünün içine (fî rahmetinâ) dahil edilmiştir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla