وَاَرَادُوا بِه۪ كَيْداً فَجَعَلْنَاهُمُ الْاَخْسَر۪ينَۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Enbiyâ Sûresi, 70. Ayet
Daralt
X
-
“Ona bir tuzak kurmak istediler; fakat biz onları daha çok zarar eden taraf yaptık”
Ona bir tuzak kurmak istediler. Âyette geçen “keyd” kelimesi, bir kimseyi, kendisini güvende duyduğu yerden yakalamak demektir. İbrahim’i (a.s.) bir yerde hapsedip sonra haberi olmadan üzerine odunları yığma ve üzerine ateş yakmak şeklinde tuzak kurmuş olmaları muhtemeldir. Yahut tevil âlimlerinin söylediği üzere, onu gafil avlayıp yakaladıktan sonra mancınığa yerleştirmeleri, ardmdan ateşin içine fırlatmaları da mümkündür. Ya da bunun dışında sözü edilmeyen başka bir şekilde tuzak kurmuş da olabilirler. Biz bunu bilmiyoruz.
Fakat biz onları daha çok zarar eden taraf yaptık. Hiç kuşkusuz onlar âhirette zarar edenlerden olacaklardır. Dünyadaki hüsranlarına gelince bunun ne olduğunu bilmiyoruz. Onu en iyi yüce Allah bilir.
Ona bir tuzak kurmak istediler. Bazıları bu beyanı şöyle açıklamışlardır: Hz. İbrahim ateşe atılınca AUah Teâlâ onu oradan kurtarmış ve ateşi kendisine serin ve zararsız kılmıştır Yüce AUah İbrahim’e kutsal topraklara çıkmasını emretmiş o da (yola) çıkmıştı. Ancak (onu ateşe atanların) kralı, nöbetçi kulelerinde bulunan memurlara şu talimatı vermişti: Bulunduğunuz noktadan Süryanice konuşan biri geçerse hemen tutuklayın. Bunun üzerine Allah Teâlâ Hz. İbrahim’in dilini İbranice’ye çevirmiş, yanlarından geçmiş ve başka bir kimliğe büründürülmüştü. İbrahim (a.s.) ailesine doğru yola koyulmuştu. Ona bir tuzak kurmak istediler; fakat biz onları daha çok zarar eden taraf yaptık mealindeki cümlenin anlamı budur. Allah Teâlâ onları altta kalan taraf yaparken, İbrahim’i yüceltmiştir.
Yorumu Yorumla
-
ve erâdû (وَأَرَادُوا)
Bağlaç olan "vav" ile ra-vav-dal (ر و د) kökünden if'âl babında türeyen mazi (geçmiş zaman), üçüncü çoğul şahıs bir fiildir. "İstediler, kastettiler, dilediler, irade ettiler" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir şeyin gidip gelmesi, yumuşakça hareket etmesi ve bir şeyi talep ederek onun peşine düşmek" olduğunu belirtir. Su aramak için önden gönderilen öncüye "râid" denilmesi bu köktendir. İrade ise, kalbin ve zihnin bir hedefi belirleyip, o amaca ulaşmak için bilinçli ve kararlı bir yönelim içine girmesidir.
Bu kavramın psikolojik ve eylemsel boyutunu analiz eden Râgıb el-İsfahânî, "irade" kavramının salt bir içgüdü olmadığını; içinde arzuyu (şehvet), ihtiyacı (hacet) ve umudu (emel) barındıran, aklın da onayından geçmiş son derece planlı ve şuurlu bir "kasıt/yönelim" olduğunu aktarır. Prof. Dr. Hidayet Aydar, eylemin çoğul formda (erâdû) gelmesinin, İbrahim'i yok etme kararının anlık bir öfke patlaması değil; kabile meclisinin, elitlerin ve halkın ortaklaşa aldığı, arkasında muazzam bir devlet aklı ve toplumsal mutabakat bulunan bilinçli bir "suç iradesi" olduğuna dikkat çeker.
bihî (بِهِ)
İrtibat ve hedef bildiren "bi" harf-i ceri ile üçüncü tekil şahıs "-hî" (ona) muttasıl zamirinin birleşimidir; "ona karşı, onun hakkında, onun şahsına yönelik" anlamına gelir. Zamir doğrudan İbrahim'e döner. Müşriklerin o devasa ve yok edici iradesinin (erâdû) hedefini, koca kalabalığın karşısında tek başına duran o gencin (İbrahim'in) şahsına kilitleyen gramatikal bir odak noktasıdır.
keyden (كَيْدًا)
kef-ye-dal (ك ي د) kökünden türeyen, nekre (belirsiz) ve mansub formda gelen bir isim/mastardır. "Tuzak, sinsi bir plan, komplo, hile" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir amaca ulaşmak için gizlice plan yapmak, zekayı kullanarak karşı tarafı alt edecek bir strateji geliştirmek ve zarar vermek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "keyd" kelimesinin mekr (hile) kavramıyla yakın anlamlı olduğunu, insanın iç dünyasında tasarladığı gizli ve şiddetli bir savaş manevrasını ifade ettiğini aktarır.
Bu kelimenin ayetteki teolojik ve sosyolojik ironisini analiz eden Toshihiko Izutsu, "keyd" kavramı üzerinden muazzam bir akıl ve şiddet kıyaslaması yapar. Izutsu'ya göre, İbrahim putlara karşı "keyd" (tuzak/plan) kurarken aklını, mantığını ve tevhidi argümanlarını kullanarak onların sahteliğini ontolojik olarak çökertmişti. Buna karşılık müşriklerin İbrahim'e karşı ürettikleri "keyd" (tuzak), herhangi bir entelektüel veya teolojik argüman barındırmayan, sadece kaba kuvvete, ateşe ve yok etmeye (harrikûhu) dayalı ilkel bir şiddet planıdır. Bu kelime, politeist aklın iflasını belgeler; fikirle baş edemeyenlerin tuzağı (keydi) sadece fiziksel cinayettir. Dücane Cündioğlu, kelimenin nekre (keyden) gelmesinin, bu tuzağın "görülmemiş büyüklükte, korkunç ve mutlak" bir komplo olduğunu dille resmettiğini belirtir.
fe ce'alnâhumu (فَجَعَلْنَاهُمُ)
Bağlaç ve sonuç (ta'kibiyye) bildiren "fe" harfi, cim-ayn-lam (ج ع ل) kökünden türeyen mazi, birinci çoğul şahıs "ce'alnâ" (Biz kıldık/yaptık) fiili ve "-hum" (onları) muttasıl zamirinin birleşiminden oluşur. "Bunun üzerine (derhal) Biz onları ... kıldık/dönüştürdük" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir nesneyi veya durumu yoktan yaratmak değil, halihazırda var olan bir duruma müdahale ederek ona yepyeni bir form, işlev veya statü kazandırmak" olduğunu belirtir.
Bu fiilin içerdiği ilahi müdahale (inayet) hızını ve ontolojik dönüşümü analiz eden Prof. Dr. Mustafa Öztürk, baştaki "fe" bağlacına dikkat çeker. Müşrikler o devasa ateşi yakıp İbrahim'i içine atarak tuzaklarını (keyd) kurdukları o anda, hiçbir gecikme yaşanmadan "fe" (bunun üzerine derhal) ilahi irade devreye girmiş ve eylemin öznesini (failini) değiştirmiştir. Allah sadece İbrahim'i kurtarmakla kalmamış, "ce'alnâ" (Biz kıldık) diyerek, kendini yeryüzünün mutlak hakimi sanan o müşrik kitleyi, tarihin en zelil, en mağlup nesnelerine (mef'ullere) tek bir iradeyle "dönüştürmüştür".
el-ahserîn (الْأَخْسَرِينَ)
hı-sin-ra (خ س ر) kökünden ism-i tafdil (en üstünlük derecesi) kalıbında türeyen "ahser" kelimesinin cemi müzekker (eril çoğul), mecrur/mansub formudur ve belirlilik takısı (el) almıştır. "En çok ziyana uğrayanlar, mutlak kaybedenler, hüsranın dibini görenler" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "sermayenin azalması, ticarette zarar etmek, yoldan sapmak ve hedeflenen şeyden tamamen mahrum kalmak" olduğunu belirtir. Kar/kazanç (ribh) kelimesinin tam zıttıdır. Râgıb el-İsfahânî, "hüsran" kavramının maddi kayıplardan ziyade; insanın aklını, vicdanını, onurunu ve ahiretini kaybetmesi gibi telafisi imkansız olan varoluşsal iflasları ifade etmek için kullanıldığını aktarır.
Bu kelimenin Mekke'nin ticari dili üzerinden kurduğu teolojik metaforu inceleyen Angelika Neuwirth, "el-ahserîn" (en büyük kaybedenler) ifadesinin muazzam bir retorik ceza olduğunu belirtir. Neuwirth'e göre müşrikler, atalarından kalan şirk sistemini korumak için prestijlerini, kabilevi güçlerini ve devasa bir ateşi "sermaye" olarak ortaya koymuşlardır. Ancak ilahi irade ateşi soğutunca, bu devasa yatırım ontolojik bir çöplüğe dönmüştür. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ism-i tafdil (en) formuna dikkat çekerek, onların sadece o anki bir iddiayı kaybetmediklerini vurgular; onlar mantıkta yenilmiş, kaba kuvvette mağlup olmuş, putları parçalanmış ve halkın gözü önünde (a'yuni'n-nâs) ilahi irade karşısında diz çöktürülerek insanlık tarihinin gördüğü "en sefil, en mutlak kaybedenleri" (el-ahserîn) statüsüne kalıcı olarak mühürlenmişlerdir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla