Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Enbiyâ Sûresi, 64. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Enbiyâ Sûresi, 64. Ayet

    فَرَجَعُٓوا اِلٰٓى اَنْفُسِهِمْ فَقَالُٓوا اِنَّكُمْ اَنْتُمُ الظَّالِمُونَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ferace’û ilâ enfusihim fekâlû innekum entumu-zzâlimûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Sonra dönüp birbirine, ‘Asıl haktan ayrılanlar sîzlersiniz!’ dediler.”

      Sonra kınama ifadeleri kullanarak dönüp kendi aralarında birbirine asıl haktan ayrılanlar sîzlersiniz! dediler. “Haktan ayrılma” suçlaması, birkaç yoruma muhtemel bir ifadedir. [Birincisi] Bu putların fiil yapma güçleri olduğunu ileri sürme ve kırma eylemini de İbrahim’e nispet etmekle ve bunu size İbrahim yapmıştır. Size bunu şu büyük olan (put) yapmıştır demekle haktan ayrılan sîzlersiniz. Çünkü onların nezdinde bunu onlara yapanın putların büyüğü olduğu sabit olmuştur. İkincisi: Asıl haktan ayrılanlar sîzlersiniz! Çünkü diğer putları ibadette büyüğüne ortak yaptınız. O büyük olan da küçüklere kızdı ve onları kırdı. Ya da Asıl haktan ayrılanlar sîzlersiniz! meâlindeki beyanla kırılmış putları kastetmiş de olabilirler. [Bu durumda küçük putlar birbirlerine şöyle demiş olurlar:] Ey arkadaşlar! Büyük putu, sizleri kırmaya teşvik ettiğiniz için asıl haktan ayrılanlar sizlersiniz. Bu cümle ile ne kastettiklerini en iyi Allah bilir. Kur anda sözü edilen bu haberlere ekleme yapmamız ya da eksiltmemiz ya da bir ihtimalin kesin olduğunu söyleyip, diğerinin böyle olmadığını ifade etmemiz mümkün değildir. Çünkü bu haberler, kitaplarında bulunanlara delil olarak sunulmak için anlatılmıştır. Bunlara ekleme yapılsa ya da eksiltme uygulansa veya ihtimallerden biri kesinleştirilip, diğeri ikinci plana itilse bunlarla onlara karşı delil sunma özelliği ortadan kalkar. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        fe receû (فَرَجَعُوا)

        Bağlaç ve sonuç bildiren "fe" harfi ile ra-cim-ayn (ر ج ع) kökünden türeyen mazi (geçmiş zaman), cemi müzekker (eril çoğul) bir fiildir. "Bunun üzerine döndüler, geri geldiler" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir şeyin başladığı yere, aslına veya bir önceki durumuna geri dönmesi" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rücû" kavramının bu ayette fiziksel bir mekandan dönmekten ziyade, aklın ve vicdanın dış dünyadaki karmaşadan sıyrılıp "kendi içine, özüne" yönelmesi (tefekkür) manasını taşıdığını aktarır.

        Bu fiilin ayetteki psikolojik kırılma anını analiz eden Toshihiko Izutsu, İbrahim'in o muazzam ironisi ("Büyükleri yapmıştır, ona sorun!") karşısında müşriklerin yaşadığı "zihinsel geri çekilmeyi" vurgular. Izutsu'ya göre "fe receû", dışarıdaki İbrahim ile olan tartışmanın kesilip, kibrin ve asabiyetin bir anlık kırılmasıyla muhatapların kendi iç dünyalarındaki o çıplak hakikatle (fıtratla) yüz yüze gelme anıdır. Tartışma dışarıdan içeriye, vicdana hicret etmiştir.

        ilâ enfusihim (إِلَىٰ أَنفُسِهِمْ)

        Yönelme bildiren "ilâ" edatı, nun-fe-sin (ن ف س) kökünden türeyen "nefs" kelimesinin çoğulu (enfus) ve "-him" (onların) zamirinden oluşur. "Kendi nefislerine, kendi iç dünyalarına, bizzat kendilerine" anlamına gelir. İbn Fâris, nefs kelimesinin "bir şeyin özü, zatı ve canı" olduğunu belirtir.

        Bu tamlamanın felsefi derinliğini değerlendiren Dücane Cündioğlu, "kendi nefislerine dönmek" ifadesinin Kur'an'daki en etkileyici "içsel aydınlanma" betimlemelerinden biri olduğuna dikkat çeker. Cündioğlu'na göre müşrikler, putların dilsizliği karşısında ilk kez dışsal tabuları (atalarını, putlarını) bir kenara bırakıp kendi saf akıllarıyla (nefisleriyle) baş başa kalmışlardır. Bu, dogmanın yerini kısa bir süreliğine de olsa rasyonel bir iç hesaplaşmanın almasıdır.

        fe kâlû (فَقَالُوا)

        Bağlaç "fe" ve kaf-vav-lam (ق و ل) kökünden türeyen mazi fiildir. "Ve dediler ki, (birbirlerine veya içlerinden) şöyle söylediler" anlamına gelir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki konuşmanın bir önceki ayetteki o kaba ve dışsal haykırıştan farklı olarak, bir "itiraf" ve "yüzleşme" kelamı olduğunu belirtir.

        innekum (إِنَّكُمْ)

        Pekiştirme edatı "inne" ve ikinci çoğul şahıs "-kum" (siz) zamirinden oluşur. "Şüphesiz ki siz, doğrusu sizler" anlamına gelir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu ifadenin bir "öz-eleştiri" (otokritik) başlangıcı olduğuna dikkat çeker. Müşrikler dışarıdaki "öteki"ni (İbrahim'i) suçlamayı bırakıp, doğrudan "siz" (kendimiz) diyerek okları kendi üzerlerine çevirmişlerdir.

        entumu'z-zâlimûn (أَنتُمُ الظَّالِمُونَ)

        İkinci çoğul şahıs munfasıl zamiri "entum", zı-lam-mim (ظ ل م) kökünden türeyen "zâlimûn" (zalimler) kelimesi ve belirlilik takısı (el) ile oluşur. "Zalimlerin ta kendileri sizlersiniz, asıl haksızlık yapanlar sizsiniz" anlamına gelir. İbn Fâris, zulmün "bir şeyi asıl ait olduğu yerden çıkarıp başka yere koymak" olduğunu belirtir.

        Bu itirafın ontolojik şiddetini analiz eden Prof. Dr. Sadık Kılıç, müşriklerin bu kısa aydınlanma anında (anlık rücû) gerçeği nasıl kavradıklarını açıklar. Kılıç'a göre onlar, "Asıl zalim biziz" derken; konuşamayan, kendini savunamayan taşları ilah mertebesine koyarak varlık hiyerarşisini bozduklarını ve bu akıldışı tutumlarıyla hem kendilerine hem de hakikate "haksızlık ettiklerini" (zulüm) bizzat kendi dilleriyle mühürlemişlerdir. Diyanet İslam Ansiklopedisi, bu cümlenin şirkin mantıksal iflasının "içeriden" yapılan en büyük tescili olduğunu vurgular. İbrahim'in baltası putları kırmış, mantığı ise vicdanları kanatmıştır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X