قَالُوا فَأْتُوا بِه۪ عَلٰٓى اَعْيُنِ النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَشْهَدُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Enbiyâ Sûresi, 61. Ayet
Daralt
X
-
“O halde, onu hemen insanların önüne getirin, belki birileri şahitlik eder dediler.”
O halde, onu hemen insanların önüne getirin. Bazıları “alâ a‘yüni’n-nâs” beyanına, “insanların önüne” anlamı vermiştir. Şöyle de denilmiştir: “Onu insanların kendisine bakabileceği ya da görebileceği bir yere getirin. Aslında iki açıklama arasında fark yoktur.
Belki birileri şahitlik eder dediler. Bu beyana dair farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazıları onu şöyle yorumlamıştır: BeUd birileri putlarımıza yaptıklarından ötürü onun aldığı cezaya şahitlik ederler de bu ona bir ibret ve başkası da aynısını yapmasın diye caydırıcı bir ceza olur. Bundan dolayı İbrahim’e ibret, başkasına caydırıcı ceza olarak yakın onu dediler. Tıpkı şu İlâhî beyanda belirtildiği gibi: “Biz bunu hem çağdaşlarına ve hem de sonradan gelenlere ibret veren bir ceza kıldık” Bu son beyanda geçen “nekâl” kelimesi, caydırıcı ceza demektir. Bir diğer beyanda da benzer ifade geçmektedir: “Geridekileri korkut”. Bazıları da tefsirini yaptığımız beyana şu anlamı vermiştir: “Belki birileri” onun putlara yaptıklarına “şahitlik eder”. Onlar İbrahim’i (a.s.) elde delil ve kanıt olmadan cezalandırmak istemişlerdir. Başka bazıları da onu. Belki birileri onun ilâhlarımız hakkında söylediklerine şahitlik eder şeklinde açıklamışlardır. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
kâlû (قَالُوا)
kaf-vav-lam (ق و ل) kökünden türeyen mazi (geçmiş zaman), üçüncü çoğul şahıs bir fiildir; "dediler, söylediler, karar verdiler" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "içteki bir düşünceyi, tespiti veya hükmü dille, sesli harflerle dışa vurmak ve beyan etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" eyleminin sadece fizyolojik bir ses çıkarmak olmadığını, arkasında kesin bir karar (hüküm) veya resmi bir bildirim barındıran bilinçli bir kelam (argüman) üretmek olduğunu ifade eder.
Bu fiilin ayetteki sosyolojik ve hukuki bağlamını analiz eden Angelika Neuwirth, cümlenin başındaki bu çoğul fiilin (kâlû), bir önceki ayetteki şaşkın kabile kalabalığının sesinden ziyade; artık durumu ele almış, toplanmış ve resmi bir yargılama kararı almış olan "şehir meclisinin/elitlerin" (şûra) otoriter sesini temsil ettiğine dikkat çeker. Kargaşa bitmiş, yerini devletin/otoritenin soğuk ve kesin kararı (kâlû) almıştır.
fe'tû (فَأْتُوا)
Bağlaç ve sonuç bildiren "fe" harfi ile hemze-te-ye (أ ت ي) kökünden türeyen emir (buyruk), cemi müzekker (eril çoğul) bir fiilin birleşimidir. "O halde getirin, derhal onu huzura çıkarın" anlamına gelir. İbn Fâris, "ityân" kökünün temel etimolojik anlamının "bir yere yönelip gelmek, hedefe ulaşmak ve bir maksatla ortaya çıkmak" olduğunu belirtir. İf'âl babında veya "bi" harf-i ceriyle kullanıldığında (ayetin devamındaki bihî gibi) eylem "beraberinde getirmek, alıp getirmek" manası kazanır. Râgıb el-İsfahânî, "ityân" eyleminin rastgele bir taşıma işlemi değil, kasıtlı, bilinçli ve bir amaca matuf olarak birini/bir şeyi zorla veya rızasıyla bir otoritenin önüne sürmek olduğunu aktarır.
Bu emir fiilinin içerdiği yasal ve teolojik şiddeti analiz eden Prof. Dr. Hidayet Aydar, eylemin sıradan bir "çağırma" (davet) olmadığını vurgular. Aydar'a göre "fe'tû" (getirin) emri, pagan otoritenin İbrahim hakkında çıkardığı resmi bir "ihzar müzekkeresi" (zorla getirme/tutuklama kararıdır). Müşrik elitler, düzenlerine kasteden bu genci (feten) kapalı kapılar ardında değil, devletin kolluk güçleri vasıtasıyla derhal ve zorla yargı alanına (meydana) çekmek üzere resmi bir fiil üretmişlerdir.
bihî (بِهِ)
Birliktelik, vasıta ve geçişlilik bildiren "bi" harf-i ceri ile üçüncü tekil şahıs "-hî" (onu) muttasıl zamirinin birleşimidir; "onu (getirin)" anlamına gelir. Arapça dilbilgisinde nesne geçişsiz bir fiili geçişli (müteaddi) yapmak için kullanılır. Zamir, doğrudan bir önceki ayette işaret edilen (ve heykelleri parçalayan) İbrahim'in şahsına döner.
alâ (عَلَىٰ)
Arapçada "üzerine, üstüne, -e/a, huzuruna" anlamlarına gelen, istîlâ (kapsama, hakimiyet) ve yönelme bildiren harf-i cerdir. Eylemin hangi fiziki veya sosyal zemin "üzerinde" gerçekleşeceğini bildiren mekansal bir bağlaçtır.
a'yuni'n-nâsi (أَعْيُنِ النَّاسِ)
ayn-ye-nun (ع ي ن) kökünden türeyen "ayn" (göz) isminin cemi mükesser (kuralsız çoğul) formu olan "a'yun" ile, nun-vav-sin (ن و س) kökünden türeyen ve belirlilik takısı (el) alan "nâs" (insanlar/halk) kelimesinin oluşturduğu bir isim tamlamasıdır. "İnsanların gözleri önüne, halkın tam göz hapsine" anlamına gelir. İbn Fâris, "ayn" kökünün sözlükte "görme organı, pınar/su kaynağı, casus ve bir şeyin bizzat kendisi (özü)" gibi çok katmanlı anlamlara sahip olduğunu belirtir. "Nâs" kelimesi ise birbiriyle ünsiyet kuran, sosyal bir kalabalık oluşturan insan yığınlarını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "insanların gözleri" (a'yuni'n-nâs) tabirinin sadece anatomik bir görme eylemi değil; kamuoyunun dikkati, toplumun şahitliği ve kamusal teşhir manasını taşıyan ontolojik bir odaklanma olduğunu aktarır.
Bu tamlamanın ayetteki psikolojik ve politik mizansenini (sahne kurulumunu) derinlemesine analiz eden Dücane Cündioğlu, müşrik elitlerin bu tercihinin muazzam bir "sosyolojik cezalandırma" stratejisi olduğuna dikkat çeker. Cündioğlu'na göre otorite, İbrahim'i karanlık bir zindanda gizlice infaz edebilirdi; ancak onu "halkın gözleri önüne" (alâ a'yuni'n-nâsi) çıkarmayı tercih etmeleri, tevhidi isyanı kitlesel bir arenada, herkesin gözü önünde "rezil ederek" (teşhir) ezme arzusundan kaynaklanır. Müşrikler, korkuyu toplumun zihnine kazımak için "gözleri" (a'yun) bir iktidar ve tahakküm aracı (panoptikon) olarak kullanmak istemişlerdir.
le'allehum (لَعَلَّهُمْ)
Arapçada teracci (umma, beklenti) veya ta'lil (sebep/gaye bildirme) anlamları taşıyan "le'alle" edatı ile "-hum" (onlar) zamirinin birleşimidir; "umulur ki onlar, ta ki onlar, böylece onlar" anlamlarına gelir. Râgıb el-İsfahânî, "le'alle" edatının eylemin (meydana getirilişin) ardındaki nihai arzuyu, hikmeti ve otoritenin kurguladığı pedagojik hedefi gösterdiğini belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, bu edatın ayetteki fonksiyonunun "gaye ve sebep" (ta'lil) bildirmek olduğunu aktarır. Yani onu halkın gözü önüne getirmelerinin nedensiz bir eylem olmadığını, arkasında otoritenin spesifik bir yasal/toplumsal beklentisi (le'alle) yattığını dilbilgisel olarak sabitler.
yeşhedûn (يَشْهَدُونَ)
şın-he-dal (ش ه د) kökünden türeyen muzari (şimdiki/gelecek zaman), cemi müzekker (eril çoğul) bir fiildir. "Şahitlik ederler, bizzat görüp tanıklık ederler, hazır bulunurlar" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir olaya bizzat hazır bulunmak (huzur), onu kendi gözüyle veya idrakiyle kesin olarak kavramak ve bu bilgiyi mahkeme/toplum önünde açıkça beyan etmek" olduğunu belirtir. Gaibin (yokluğun/gizliliğin) tam zıttıdır. Râgıb el-İsfahânî, şehadet kavramının hukuk terminolojisinde bir suçun veya hakkın ispatı için bedenen orada bulunmayı ve doğruyu söylemeyi ifade ettiğini aktarır.
Bu fiilin ayetteki edebi ironisini (peripeteia / tersine dönüş) ve kelam ilmi bağlamındaki muazzam teolojik ağırlığını analiz eden Prof. Dr. Sadık Kılıç, müşriklerin bu eylemle kendi sonlarını nasıl hazırladıklarına dikkat çeker. Kılıç'a göre müşrik elitler, "ta ki şahitlik etsinler" (yeşhedûn) derken, halkın İbrahim'in o gencecik yaşta nasıl cezalandırıldığına, putlara saldırmanın bedelinin ne kadar ağır olduğuna "şahit" olmasını (korku ve ibret) planlamışlardır. Ayrıca hukuki olarak İbrahim'in suçu itiraf edişine tanıklık edilmesini istemişlerdir.
Ancak Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bu "şehadet" kavramını kullanarak kurduğu ontolojik tuzağı (keyd) açıklar. Müşrikler halkı İbrahim'in aleyhine şahitlik etmeleri için toplarken; İbrahim bu devasa kamusal arenayı (a'yuni'n-nâsi), putların konuşamayan, kendilerini savunamayan aciz taşlar olduğunu o koca kalabalığın bizzat kendi gözlerine (şehadetlerine) sokmak için tarihi bir fırsata çevirecektir. İktidarın "korku şahitliği" kurgusu, İbrahim'in zekasıyla putperestliğin çöküşüne dair mutlak bir "tevhidi şahitliğe" dönüşecektir. Kelime, müşriklerin niyetini bildirirken, ilahi kaderin onlara hazırladığı entelektüel mağlubiyetin de altyapısını etimolojik bir kesinlikle mühürler.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla