فَجَعَلَهُمْ جُذَاذاً اِلَّا كَب۪يراً لَهُمْ لَعَلَّهُمْ اِلَيْهِ يَرْجِعُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Enbiyâ Sûresi, 58. Ayet
Daralt
X
-
"(Onlar gidince) İbrahim putları paramparça etti, belki ona başvururlar diye büyük putu bıraktı.”
Âyetin metninde geçen “cüzâz” kelimesi “cizâz” şeklinde de okunmuştur. Bazıları bu kelimeye “kıtaan”, yani parça parça anlamı vermiştir. îbn Kuteybe “cüzâzen” kelimesine “fütâten”, yani kırıntılar mânası vermiş ve bir şeyi kırarsan parçalamış olursun, demiştir. Kelimenin bu kök anlamından dolayı arpa ve buğday ezmesi anlamına gelen “sevik” kelimesine “cezîz” de denilmiştir. Bu kelimenin mastarı olan “el-cizzü” kesmek anlamına gelir. “el-Meczûz” ise kesilmiş demektir. Kelime “gayra meczûzin” kelimelerinin geçtiği âyette bu kök mânası doğrultusunda kesintisiz anlamına gelir.
Belki ona başvururlar diye büyük putu bıraktı, yani onu kırmadı. Bazıları şöyle demişlerdir. Hz. İbrahim belki şenliklerinden döndükten sonra ona dönerler diye büyük putu bıraktı. Bazıları da bu beyanda şu anlamı vermiştir: Belki delile dönerler diye büyük putu bıraktı. Bunun iki sözden, yani delilden daha güçlü olduğu söylenmiştir. Bazıları belki ona başvururlar diye meâlindeki beyanın sonundaki “yerciun” kelimesine, öğüt alırlar mânası vermiştir. Belki ona başvururlar meâlindeki cümlenin, belki İbrahim’in onlara putları konusunda oyun oynama istediği yere dönerler, mânasında olması da mümkündür. Çünkü Hz. İbrahim putlarının yanına dönüp de onları paramparça edilmiş olarak gördükleri zaman kendilerine bir oyun oynamak istemişti. Âyetin metninde geçen fiilin kökü olan “el-keyd” bir kimseyi, kendisini güvende hissettiği anda ve yerde yakalamak demektir. “Mekr” kelimesi de böyledir.
Yorumu Yorumla
-
fe ce'alehum (فَجَعَلَهُمْ)
Bağlaç ve sonuç bildiren "fe" harfi, cim-ayn-lam (ج ع ل) kökünden türeyen mazi (geçmiş zaman) fiil ve "-hum" (onları) muttasıl zamirinin birleşiminden oluşur. "Böylece onları kıldı, onları (şu) hale dönüştürdü" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir şeyi yoktan yaratmak değil, halihazırda var olan bir nesneyi alıp ona yeni bir form, yeni bir işlev veya yeni bir statü kazandırmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ca'l" eyleminin maddenin tabiatına veya şekline yönelik ontolojik bir müdahale ve dönüştürme manasını taşıdığını aktarır.
Bu fiilin ayetteki teolojik ve devrimci şiddetini analiz eden Prof. Dr. Mustafa Öztürk, baştaki "fe" (takibiyye) harfinin İbrahim'in zihnindeki plan (keyd) ile fiziksel eylemi arasındaki o tereddütsüz ve anlık geçişi resmettiğine dikkat çeker. Öztürk'e göre İbrahim'in bu "dönüştürme" (ce'ale) eylemi, putları sadece kırmakla kalmaz; onları tapınılan, korkulan ve saygı duyulan "ilahlar" statüsünden çıkarıp, sıradan, aciz ve yerlerde sürünen "moloz yığınları" (nesneler) statüsüne "dönüştürür". Bu, putperest ontolojinin fiziksel olarak imha edilmesidir.
cüzâzen (جُذَاذًا)
cim-zel-zel (ج ذ ذ) kökünden türeyen bir isim/mastardır. "Paramparça, ufak tefek kırıntılar, kesilmiş ve ufalanmış parçalar" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik karşılığının "bir şeyi hızla, şiddetle kesmek, kırmak, kökünden koparmak ve un ufak etmek" olduğunu belirtir. Hasat zamanı ekinlerin veya hurmaların dallarından şiddetle koparılıp kesilmesine dilde "cüzâz" denilmesi bu köktendir. Râgıb el-İsfahânî, bu kavramın, bir nesnenin bütünlüğünün, formunun ve şahsiyetinin tamamen bozulup, işe yaramaz ve geri dönüştürülemez kırıntılara dönüşmesi durumunu ifade ettiğini aktarır.
Bu kelimenin Kur'an'ın ikonoklast (put kırıcı) dilindeki sarsıcı estetiğini değerlendiren Dücane Cündioğlu, "cüzâz" kelimesinin felsefi ağırlığına dikkat çeker. Cündioğlu'na göre müşriklerin zihnindeki uluhiyet, o heykellerin (formun) sahip olduğu bütünlüğe, ihtişama ve dokunulmazlığa dayanmaktaydı. İbrahim baltasıyla sadece taşı değil, o kutsal "formu" parçalamıştır. Parçalanan (cüzâz olan) bir şeyin ilah olamayacağı, kutsalın formunun bozulmasıyla uluhiyet illüzyonunun da tuzla buz olacağı gerçeği bu kelimeyle sahnelenir. Angelika Neuwirth ise kelimenin fonetik şiddetine (cüzâz) vurgu yaparak, heykellerin yıkılırken çıkardığı o parçalanma ve dağılma sesinin ayetin ritmine kelime bazında kodlandığını belirtir.
illâ (إِلَّا)
Arapçada bir hükmü, genel kuralı veya eylemin nesnesini sınırlandıran "istisna" edatıdır; "ancak, müstesna, ...-den başka" anlamlarına gelir. Râgıb el-İsfahânî, dilde bu edatın, öncesindeki toptan ifadeden bir parçayı veya kişiyi özenle ayırıp hükmün (burada parçalanmanın) dışında bırakmak için kullanıldığını aktarır. İbrahim'in yıkım eyleminin kör bir vandalizm değil, son derece seçici ve stratejik bir plan (keyd) olduğunu gösteren dilbilgisel bir mantık kapısıdır.
kebîran (كَبِيرًا)
kef-be-ra (ك ب ر) kökünden türeyen, ism-i fâil/sıfat formunda ve nekre (belirsiz) bir kelimedir. "Büyük olan, en iri olan, yaşça veya hacimce önder olan" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir şeyin hacim, yaş, statü veya itibar olarak üstünlüğü, küçüklüğün (sığar) tam zıttı" olduğunu belirtir.
Bu sıfatın teolojik mizahını ve stratejik zekasını analiz eden Toshihiko Izutsu, İbrahim'in bu "büyük" (kebîr) olanı kasıtlı olarak sağlam bırakmasındaki felsefi ironiye dikkat çeker. Izutsu'ya göre İbrahim, müşrik panteonunun (tanrılar hiyerarşisinin) en "büyük" (kebîr) figürünü sağlam bırakarak pagan sistemi kendi mantığıyla vurmayı hedefler. Mantıken diğer küçük ilahları koruması gereken bu "büyük ilah", hiçbir şeye müdahale edememiş, omuzunda İbrahim'in astığı baltayla sadece katliamı izlemiş aciz bir nesne olarak bırakılmıştır. Bu, politeizmin hiyerarşik acziyetinin dille ve eylemle ifşasıdır.
lehum (لَّهُمْ)
Aidiyet, mülkiyet ve tahsis bildiren "li" harf-i ceri ile üçüncü çoğul şahıs "-hum" (onların) zamirinin birleşimidir; "onlara ait, onların (büyüğü)" anlamına gelir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "kebîran lehum" (onların büyüğü) tamlamasındaki aidiyet ekine dikkat çeker. Bu büyük put, mutlak manada (gerçekte) "büyük" değildir; o sadece müşriklerin kendi zihinlerinde kurguladıkları, kendi atfettikleri değerle büyüttükleri ve sadece "onlara ait olan" (lehum) sahte bir büyüklüktür. İbrahim'in baltası o sahte aidiyeti hedef almıştır.
le'allehum (لَعَلَّهُمْ)
Teracci (umma, beklenti) veya ta'lil (sebep/gaye bildirme) anlamları taşıyan "le'alle" edatı ile "-hum" (onlar) zamirinin birleşimidir; "umulur ki onlar, ta ki onlar, böylece onlar" anlamlarına gelir. Râgıb el-İsfahânî, "le'alle" edatının eylemin ardındaki nihai arzuyu, hikmeti ve pedagojik hedefi gösterdiğini belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, bu edatın İbrahim'in eylemini salt bir yıkıcılıktan ayırdığını aktarır. İbrahim'in amacı putları kırıp kaçmak değil; geride bilerek ve "umarak" (le'alle) ontolojik bir enkaz bırakarak, o enkaz üzerinden müşriklerin aklını başlarına getirecek sarsıcı bir "şok terapisi" uygulamaktır.
ileyhi (إِلَيْهِ)
Yönelme ve varış bildiren "ilâ" (e/a, -e doğru) harf-i ceri ve "-hi" (ona) muttasıl zamirinin birleşiminden oluşur. "Ona (dönsünler), ona doğru (yönelsinler)" anlamına gelir. Zamirin (hi) dönüş yeri (mercii) hakkında tefsirlerde iki farklı gramatikal analiz vardır: Prof. Dr. Hidayet Aydar, zamirin sağlam bırakılan o "büyük puta" (kebîran) dönebileceğini, böylece müşriklerin "Bu katliamı kim yaptı?" diye o sağ kalan puta müracaat edeceklerini ve onun konuşamaması üzerine büyük bir hezimet yaşayacaklarını belirtir. İkinci bir yoruma göre ise zamir, İbrahim'in şahsına veya onun getirdiği tevhidi hakikate (Allah'a) dönmektedir. Her iki durumda da "ileyhi" edatı, kaçınılmaz bir yüzleşme merkezini işaret eder.
yerci'ûn (يَرْجِعُونَ)
ra-cim-ayn (ر ج ع) kökünden türeyen muzari (şimdiki/gelecek zaman), cemi müzekker (eril çoğul) bir fiildir. "Dönerler, geri gelirler, müracaat ederler" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir şeyin başladığı yere, ilk aslına, gerçeğe veya çıkış noktasına geri dönmesi" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rücû" kavramının sadece fiziksel olarak bir mekana geri gitmek olmadığını; aklın gafletten uyanıp gerçeği idrak etmesi, vicdanın kendi aslına (fıtrata) dönmesi (rücû) manasını taşıdığını aktarır.
Bu fiilin ayetin sonundaki teolojik ve psikolojik derinliğini analiz eden Prof. Dr. Sadık Kılıç, İbrahim'in "rücû" (dönüş) kelimesiyle kurguladığı o muazzam entelektüel tuzağa dikkat çeker. İbrahim, putları paramparça edip en büyüğünü sağlam bırakarak öyle rasyonel bir sahne kurgulamıştır ki; müşrikler o manzarayı gördüklerinde dogmatik uykularından uyanacak, putların kendilerini bile savunamayan aciz taşlar olduğunu o şok anında idrak edecek ve kaybettikleri akıllarına, tevhidi fıtratlarına "geri döneceklerdir" (yerci'ûn). Bu eylem, taşı kırarak aklı özgürleştirme (rücû ettirme) projesidir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla