وَتَاللّٰهِ لَاَك۪يدَنَّ اَصْنَامَكُمْ بَعْدَ اَنْ تُوَلُّوا مُدْبِر۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Enbiyâ Sûresi, 57. Ayet
Daralt
X
-
“Sonra (içinden şöyle geçirdi); Allah’a yemin ederim ki siz ayrılıp gittikten sonra putlarınıza bir oyun oynayacağım!”
Kimse putlara hile yapmaya kalkışmaz. Bu durumda en doğrusunu Allah bilir ya, bu beyanm tevili şöyle olur: Allaha yemin ederim ki putlarmız konusunda size bir oyun oynayacağım. Siz ayrılıp gittikten sonra. Tevil âlimlerinin geneli bu konuda şöyle söylemişlerdir: İbrahim (a.s.) Allah’a yemin ederim ki siz ayrılıp gittikten sonra putlarınıza bir oyun oynayacağım! meâlindeki cümleyi putların yanından ayrılıp kutlamanıza gittikten sonra onlara bir oyun oynayacağım anlamında söylemiştir. Çünkü onlar ertesi gün şenliklerine gideceklerdi. Hz. İbrahim de onlara putlarınıza bir oyun oynayacağım, yani putlarınızla ilgih olarak, onların yanından ayrılıp şenliğinize gittikten sonra size bir oyun oynayacağım demiş oldu.
Allah’a yemin ederim ki siz ayrılıp gittikten sonra putlarınıza bir oyun oynayacağım! meâlindeki beyanın Allah’a yemin ederim ki siz benim yanımdan ayrılıp gittikten sonra putlarınıza bir oyun oynayacağım! mânasında olması da mümkündür. Hz. İbrahim içinden bu cümleyi söylerken onlar putların yanında idiler. Görmez misin ki onlara şöyle diyor: “Şu kendilerine tapmakta olduğunuz heykeller de ne oluyor?” Böyle bir cümle ancak putların yanında söylenebilir. Çünkü o putlara işaret etmiş ve Şu kendilerine tapmakta olduğunuz heykeller de ne oluyor? İşte tam bu sırada Allah’a yemin ederim ki putlarınıza bir oyun oynayacağım, yani sizler benim yanımdan ayrılıp gittikten sonra putlarınızla ilgili olarak size bir oyun oynayacağım demişti. Yapılan birinci yoruma göre onların ayrılıp gitmeleri putlarının yanından şenliklerine gitme, ikinci yoruma göre de Hz. İbrahim’in yanından ayrılıp gitme anlamında olur. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
ve tallâhi (وَتَاللَّهِ)
Bağlaç olan "vav", yemin bildiren "te" (ta-i kasem) harfi ve Allah lafzının birleşiminden oluşur; "Ve Allah'a yemin ederim ki" anlamına gelir. İbn Fâris, Arapçada yemin için kullanılan "vav" ve "be" harflerinden farklı olarak, "te" harfinin sadece ve münhasıran "Allah" lafzıyla (tallâhi) kullanıldığını, bunun dildeki en özel, en kararlı ve en sarsılmaz yemin formu olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kasem (yemin) edatının, konuşanın iç dünyasındaki mutlak kararlılığı ve eyleme geçme niyetindeki şüphe götürmez ciddiyeti ifade ettiğini aktarır.
Bu yeminin İbrahim'in tevhidi mücadelesindeki psikolojik eşiğini analiz eden Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu sarsılmaz yemin formunun (tallâhi), eylemin yönünü değiştirdiğine dikkat çeker. İbrahim, müşriklerle girdiği uzun, yorucu ve sonuçsuz teolojik tartışmalardan (önceki ayetlerdeki sözlü polemiklerden) sonra, sözün bittiği yere gelmiştir. Bu yemin, aklın ve dilin (argümanın) yetersiz kaldığı o bağnaz kitleye karşı, bizzat fiili bir müdahalenin (fiziksel eylemin) başlayacağını duyuran ontolojik bir kırılma anıdır.
le ekîdenne (لَأَكِيدَنَّ)
Tekit (pekiştirme) bildiren "le" (lam) harfi, kef-ye-dal (ك ي د) kökünden türeyen muzari (şimdiki/gelecek zaman), birinci tekil şahıs fiili (ekîdu) ve cümlenin sonuna eklenen şeddeli tekit nûnu (nun-u müşeddede) harflerinin birleşiminden oluşur. "Andolsun ki kesinlikle bir tuzak kuracağım, muhakkak sarsıcı bir plan yapacağım" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir amaca ulaşmak için gizlice plan yapmak, bir kurgu tasarlamak, zekayı kullanarak karşı tarafı alt edecek bir strateji geliştirmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "keyd" kelimesinin hem iyi hem de kötü niyetli gizli planlar için kullanılabileceğini; burada İbrahim'in putların acziyetini kanıtlamak için başvurduğu üstün bir aklî ve pratik manevrayı ifade ettiğini aktarır.
Bu fiilin içerdiği muazzam tekit (pekiştirme) zincirini ve eylemsel zekayı analiz eden Toshihiko Izutsu, "le ekîdenne" fiilindeki baştaki lam ve sondaki şeddeli nun harflerinin, dilde geri dönüşü olmayan mutlak bir kararlılık bildirdiğini vurgular. Izutsu'ya göre İbrahim, kaba bir öfke nöbetiyle hareket etmemektedir; "keyd" fiilinin seçilmesi, onun putperestliğin o şuursuz ve statik yapısına karşı son derece zekice, hesaplanmış ve soğukkanlı bir "ontolojik tuzak" tasarladığını gösterir. Amaç sadece taşları kırmak değil, o taşların ardındaki inanç sistemini felsefi olarak çökertmektir.
asnâmekum (أَصْنَامَكُم)
sad-nun-mim (ص ن م) kökünden türeyen "sanem" isminin cemi mükesser (kuralsız çoğul) formu (asnâm) ve "-kum" (sizin) muttasıl zamirinin birleşiminden oluşur; "sizin putlarınızı, sizin heykellerinizi" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik karşılığının "Allah'tan başka tapınılan, genellikle ağaçtan, taştan veya madenden yontularak şekil verilmiş her türlü cansız suret ve heykel" olduğunu belirtir.
Kelimenin Sami dillerindeki serüvenini inceleyen Arthur Jeffery ve El-Cevâlîkî, "sanem" kelimesinin saf Arapça kökenli olmayabileceğini, İbranice veya Aramicedeki "tselem / tsalmâ" (görüntü, heykel, put) kelimesinden Arapçaya geçmiş (muarreb) kadim bir dini terim olduğunu tespit ederler. Bu kelimenin ayetteki aidiyet (kum) ekiyle kullanımını inceleyen Angelika Neuwirth, İbrahim'in "sizin putlarınız" diyerek, tapınılan o nesnelerle arasına koyduğu derin ontolojik ve sosyolojik mesafeye dikkat çeker. İbrahim, o nesneleri "bizim kutsallarımız" veya "şehrin ilahları" olarak değil; sadece ve sadece müşriklerin kendi elleriyle üretip sahiplendikleri sıradan, değersiz ve yıkılmaya mahkum objeler (asnâmekum) olarak nesneleştirir.
ba'de (بَعْدَ)
be-ayn-dal (ب ع د) kökünden türeyen bir zaman ve mekan zarfıdır; "sonra, ardından" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "iki şey arasındaki mesafenin açılması, uzaklık ve önceliğin (kabl) tam zıttı olan ardıllık" olduğunu belirtir.
Bu zaman zarfının İbrahim'in stratejisindeki yerini kelam ilmi bağlamında değerlendiren Diyanet İslam Ansiklopedisi, "ba'de" edatının eylemin rastgele bir zamanda değil, çok özel bir fırsat anında gerçekleşeceğini bildiren bir planlama (keyd) göstergesi olduğunu aktarır. İbrahim, putları müşriklerin gözü önünde değil; eyleminin teolojik mesajının (putların kendilerini bile koruyamayacağı gerçeğinin) tam olarak anlaşılabilmesi için, onlar fiziksel olarak uzaklaştıktan "sonra" parçalamayı tercih etmiştir.
en tuvellû (أَن تُوَلُّوا)
Mastar edatı olan "en" ile vav-lam-ye (و ل ي) kökünden tef'îl babında türeyen muzari, ikinci çoğul şahıs "tuvellû" fiilinin birleşiminden oluşur. "Sizin dönüp gitmeniz, arkanızı dönmeniz, yüz çevirmeniz" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir şeye sırt çevirmek, yön değiştirmek veya bir şeyi ardında bırakarak uzaklaşmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tevellî" eyleminin insanın fiziksel olarak bir mekandan ayrılıp gitmesini ifade ettiği gibi, ideolojik olarak da bir şeyden yüz çevirmesi manasını taşıdığını aktarır.
Bu fiilin içerdiği eylemsel ironiyi analiz eden Prof. Dr. Hidayet Aydar, müşriklerin ilahlarıyla kurdukları ilişkinin ne kadar sahte ve tek taraflı olduğuna dikkat çeker. İbrahim onlara adeta şöyle der: "Sizin o çok güvendiğiniz, yenilmez sandığınız ilahlarınız, ancak siz onların başında nöbet tuttuğunuz (âkifûn) sürece güvendedirler." Müşrikler yüzlerini çevirip gittikleri (tuvellû) an, o sözde ilahların tüm kudreti sıfırlanmakta ve savunmasız taş yığınlarına dönüşmektedirler.
mudbirîn (مُدْبِرِينَ)
dal-be-ra (د ب ر) kökünden if'âl babında türeyen, ism-i fâil (özne) formunda, cemi müzekker (eril çoğul) ve ayetteki konumu (hâl) gereği mansub formda gelen bir kelimedir. "Arkanızı dönerek, sırtınızı çevirip giderek" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir şeyin arka tarafı, peşi, sonu ve sırt kısmı" (dübûr) olduğunu belirtir. Yüzün (vech) tam zıttıdır. İdbar eylemi, bir şeye sırtını tamamen dönüp orayı terk etmektir.
Bu sıfatın kendinden önceki "tuvellû" fiiliyle birlikte kullanımındaki edebi sanatı ve sinematografik etkiyi analiz eden Dücane Cündioğlu, dildeki bu pekiştirmeye (pleonazm/ıtnâb) dikkat çeker. "Arkanızı dönerek (mudbirîn) dönüp gittiğinizde (tuvellû)" şeklindeki bu yoğun gramatikal tekrar, sahneyi gözle görülür bir şekilde canlandırır. İbrahim, müşriklerin bayram alanına veya panayıra gitmek üzere tapınaktan topluca ayrılışlarını, putları yalnız ve tamamen savunmasız bırakarak, arkalarına bile bakmadan hızla uzaklaştıkları o somut anı (idbar) beklemektedir. Bu kelime, devasa bir kabile kalabalığının gidişini ve sahte tanrıların o derin, çaresiz sessizlikle baş başa kalışını resmeden ontolojik bir sahne tasarımıdır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla