قَالُٓوا اَجِئْتَنَا بِالْحَقِّ اَمْ اَنْتَ مِنَ اللَّاعِب۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Enbiyâ Sûresi, 55. Ayet
Daralt
X
-
“Onlar da, bize gerçeği mi getirdin, yoksa bizimle oyun mu oynuyorsun? diye sordular.”
Onlar da, bize gerçeği mi getirdin? Hz. İbrahim’in söylediği gibi bir sözü ancak yanında bir delil ve kesin kanıt olan birisinin söyleyebileceğini bildikleri için bize söylediğin sözü destekleyecek bir delil getirdin mi yoksa bizimle oyun mu oynuyorsun? yoksa alay mı ediyorsun diye sordular. İbrahim (a.s.) da onlara gerçeği getirdiğini bildirdi, onun ne olduğunu beyan etti ve şöyle dedi: bkz. Enbiya, 56.
Yorumu Yorumla
-
kâlû (قَالُوا)
kaf-vav-lam (ق و ل) kökünden türeyen mazi (geçmiş zaman), üçüncü çoğul şahıs bir fiildir; "dediler, söylediler" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "içteki bir düşünceyi, inancı veya itirazı dille, sesli harflerle dışa vurmak ve beyan etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" eyleminin sadece fizyolojik bir ses çıkarmak olmadığını, arkasında mantıksal bir kurgu veya itiraz barındıran bilinçli bir söylem üretmek olduğunu ifade eder.
Bu fiilin ayetteki polemik bağlamını analiz eden Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Hz. İbrahim'in putları ve atalar kültünü aşağılayan o sarsıcı teşhisine (apaçık bir sapıklık içindesiniz) karşılık, müşriklerin verdikleri bu cevabın (kâlû) bireysel bir tefekkürden ziyade, kabilevi bir refleks ve dogmatik bir koro halinde söylendiğine dikkat çeker. Çoğul kullanım, sarsılan inancın sosyolojik bir kalabalığın arkasına saklanarak kendini savunma çabasını resmeder.
e ci'tenâ (أَجِئْتَنَا)
Soru (istifham) edatı olan "hemze" (e), cim-ye-hemze (ج ي أ) kökünden türeyen mazi, ikinci tekil şahıs fiil (ci'te) ve "-nâ" (bize) muttasıl zamirinin birleşiminden oluşur. "Sen bize mi geldin/getirdin?" anlamına gelir. İbn Fâris, "mecî" kökünün temel etimolojik anlamının "bir yere yönelip varmak, ulaşmak ve bir maksatla gelmek" olduğunu belirtir.
Bu fiilin içerdiği mekansal ve teolojik yabancılaşmayı analiz eden Angelika Neuwirth, "bize geldin" (ci'tenâ) tabirinin müşrik psikolojisindeki yansımasına dikkat çeker. Neuwirth'e göre müşrikler, İbrahim'in kendi içlerinden biri olmasına rağmen, onun sunduğu tevhidi mesajı ve putlara yönelik o radikal eleştiriyi tamamen "dışarıdan gelen", kendi kapalı ve statik kabile sistemlerine yapılan "yabancı bir müdahale" olarak algılamışlardır. İbrahim'in düşüncesi, onların dünyasına ait olmayan bir "geliştir".
bil-hakkı (بِالْحَقِّ)
Birliktelik ve durum bildiren "bi" harf-i ceri ile ha-kaf-kaf (ح ق ق) kökünden türeyen ve belirlilik takısı (el) alan "hakk" isminin birleşimidir; "hak ile, gerçek ile, ciddiyetle" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik karşılığının "bir şeyin mutlak surette sabit olması, sarsılmazlığı, gerçeğe tam olarak mutabık kalması ve batılın (asılsız olanın) zıttı" olduğunu belirtir. Kapının duvara bağlandığı o sağlam ve sarsılmaz menteşeye dilde "huk" denilmesi bu köktendir. Râgıb el-İsfahânî, hakk kavramının Kur'an'da hem ontolojik bir gerçekliği (Allah'ın varlığı ve nizamı) hem de eylemin/sözün taşıdığı mutlak "ciddiyeti ve hikmeti" ifade ettiğini aktarır.
Bu kavramın ayetteki felsefi ve psikolojik ağırlığını inceleyen Toshihiko Izutsu, müşriklerin bu kelimeyi epistemolojik bir doğruyu aramak için değil, ontolojik bir "ciddiyeti" sorgulamak için kullandıklarını analiz eder. Izutsu'ya göre müşrikler için atalarının dini o kadar tartışılmaz ve o kadar mutlaktır ki, onu eleştiren birinin ya tüm evrenin nizamını değiştirecek muazzam, sarsıcı ve ilahi bir "ciddiyet" (hakk) taşıması ya da aklını yitirmiş bir deli olması gerekir. Onlar İbrahim'e, "Senin bu söylediğin evrensel ve yıkıcı bir gerçek (hakk) mi?" diye sorarak hissettikleri o derin varoluşsal şoku kelimelere dökerler.
em (أَمْ)
Arapçada bir önceki cümlede yer alan soruya alternatif bir durum sunmak için kullanılan, birbirine zıt iki seçenek arasında denklik veya ayrım kuran "yoksa" anlamındaki bağlaçtır. Râgıb el-İsfahânî, "em" edatının muhatabın eylemini sınıflandırmak, niyetini net bir şekilde iki keskin uçtan (hakk veya la'b) birine oturtmak için kurulan mantıksal bir köprü olduğunu belirtir.
ente (أَنتَ)
Arapçada ikinci tekil şahıs munfasıl (ayrık) zamiridir; "sen" anlamına gelir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, Arapça dilbilgisinde cümlenin akışı içinde fiiller ve diğer ekler zaten muhatabı işaret ediyorken, "ente" (sen) zamirinin açıkça (zahir) kullanılmasının muazzam bir odaklama (tahsis) sanatı olduğuna dikkat çeker. Müşrikler bu zamirle tüm dikkatlerini putlardan ve dinden çekip doğrudan İbrahim'in "şahsına, zihinsel durumuna ve karakterine" kilitlerler.
mine'l-lâıbîn (مِنَ اللَّاعِبِينَ)
Ayrılma ve aidiyet bildiren "min" (-den/dan, onlardan) harf-i ceri ile lam-ayn-be (ل ع ب) kökünden türeyen, ism-i fâil (özne) formunda, cemi müzekker (eril çoğul) ve belirlilik takısı (el) alan bir kelimenin birleşimidir. "Oynayanlardan, oyunbazlardan, alay edip eğlenenlerden" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir eylemi hiçbir ciddi amaca, faydaya veya hikmete dayanmaksızın sadece eğlence, vakit geçirme ve ciddiyetsizlik için yapmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "la'b" (oyun) kavramının, hakkın (gerçeğin ve hikmetin) tam zıttı olduğunu; aklı, tefekkürü ve varoluşsal sorumluluğu askıya alan her türlü şuursuz eylemin bu kapsama girdiğini aktarır.
Bu kelimenin içerdiği derin teolojik ironiyi analiz eden Dücane Cündioğlu, İbrahim'in o sarsıcı put kırıcı retoriği (hâzihi't-temâsîl) karşısında müşriklerin yaşadığı idrak kilitlenmesine dikkat çeker. Müşriklere göre onların putlarına ve atalarına tapmaları o kadar ciddi ve rasyonel bir iştir ki; bunu sorgulamak aklın sınırlarını aşmaktır. Bu yüzden İbrahim'in eleştirisini rasyonel bir tebliğ (hakk) olarak algılamakta zorlanırlar ve onun sadece haddini aşan bir şaka yaptığını, kendileriyle "eğlendiğini" (lâıbîn) zannederler.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı) ise Kur'an'ın bu kelimeyi kullanarak yarattığı muazzam edebi tersyüz etme (inversion) sanatını vurgular. Bintü'ş-Şâtı'ya göre, Kur'an başından sonuna kadar müşriklerin o çok ciddiye aldıkları dünyevi hayatlarını, şirk sistemlerini ve putperestlik ritüellerini "oyun ve eğlence" (la'b ve lehv) olarak tanımlarken; o sistemin içinde körleşmiş olan müşrikler, evrenin en ciddi, en gerçek ve yegane hakikati olan (hakk) tevhidi haykıran İbrahim'i "oyunbazlıkla" (lâıbîn) suçlamaktadırlar. Bu kelime seçimi, şirkin insan aklında yarattığı o mutlak değerler kaymasını ve körlüğü etimolojik bir trajedi olarak sahneler.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla