Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Enbiyâ Sûresi, 54. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Enbiyâ Sûresi, 54. Ayet

    قَالَ لَقَدْ كُنْتُمْ اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâle lekad kuntum entum ve âbâukum fî dalâlin mubîn(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      53. “Onlar da ‘Atalarımızı bunlara tapar bulduk" diye cevap vermişlerdi.”

      54. “İbrahim, ‘Doğrusu siz de atalarınız da açık bir sapkınlık içindesiniz’ dedi.”

      Onlar da “Atalarımızı bunlara tapar bulduk” diye cevap vermişlerdi. İbrahim (a.s.) onlara dediklerini deyip, akılsızlıklarını ortaya koyunca tartışacak bir şeyleri kalmadı. Bunun üzerine atalarını taklide sığındılar ve atalarımızı bunlara tapar bulduk diye cevap verdiler. İbrahim, doğrusu siz de atalarınız da açık bir sapkınlık içindesiniz dedi. Hz. İbrahim onları atalarının yaptıklarından ve putlara tapmalarından dolayı kınamadı. Aksine onlara atalarının yaptıklarını anlattı sonra onların ve atalarının aynı fiili yapmakta olduklarını belirtti. Ve putlara tapmakla onların da atalarının da açık bir sapkınlık içinde olduklarını haber verdi.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        kâle (قَالَ)

        kaf-vav-lam (ق و ل) kökünden türeyen mazi (geçmiş zaman), üçüncü tekil şahıs bir fiildir; "dedi, söyledi" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "içteki bir düşünceyi, inancı veya itirazı dille, sesli harflerle dışa vurmak ve beyan etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" eyleminin sadece fizyolojik bir ses çıkarmak olmadığını, arkasında mantıksal bir kurgu veya kesin bir hüküm barındıran bilinçli bir söylem (argüman) üretmek olduğunu ifade eder.

        Bu fiilin ayetteki polemik bağlamını analiz eden Prof. Dr. Mustafa Öztürk, müşriklerin bir önceki ayette sığındıkları "biz atalarımızı böyle bulduk" şeklindeki dogmatik ve kabilevi mazerete karşı, İbrahim'in bu cevabının (kâle) anında, tereddütsüz ve son derece net bir reddiye olarak geldiğine dikkat çeker. Tevhidi aklın, müşrik geleneği karşısında susması veya esnemesi mümkün değildir.

        lekad (لَقَدْ)

        Pekiştirme ve yemin bildiren "le" (lam) harfi ile tahkik (mutlak kesinlik) edatı olan "kad" kelimesinin birleşiminden oluşur; "Andolsun ki, şüphesiz ki, gerçek şu ki" anlamlarına gelir. İbn Fâris, "kad" edatının mazi fiilin veya isim cümlesinin başına geldiğinde hükmü şüphe götürmez bir kesinliğe (tahkik) taşıdığını belirtir.

        Bu edatın retorik işlevini inceleyen Angelika Neuwirth, "lekad" kullanımının muhatabın yüzüne çarpılan bir "epistemolojik barikat" olduğunu analiz eder. Müşrikler kendi atalarının yolunun doğru olduğuna inanırken, İbrahim cümlesine bu çift tekitli (pekiştirmeli) edatla başlayarak onların zihnindeki o sahte güveni daha ilk kelimeden paramparça eder ve hükmünü mutlak bir otoriteyle bildirir.

        kuntum (كُنتُمْ)

        kef-vav-nun (ك و ن) kökünden türeyen mazi (geçmiş zaman) nakıs bir fiil ve "-tum" (siz) zamirinden oluşur; "siz idiniz, siz oldunuz" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik karşılığının "bir şeyin varlık sahasına çıkması, belli bir hal ve durum üzere bulunması" olduğunu belirtir.

        Bu fiilin cümleye kattığı zaman felsefesini kelam ilmi bağlamında değerlendiren Diyanet İslam Ansiklopedisi, "kuntum" eyleminin sıradan bir geçmiş zaman kipi olmadığını; eylemin geçmişte başlayıp konuşma anına kadar kesintisiz devam ettiğini gösteren köklü bir "süreklilik ve alışkanlık" (istimrâr) bildirdiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, bu fiilin ontolojik bir durum tespiti olduğuna dikkat çeker; müşriklerin sapkınlığı anlık bir yanılma veya geçici bir hata değil, onların tüm varoluşsal tarihlerine sinmiş kronik bir hastalıktır.

        entum (أَنتُمْ)

        Arapçada ikinci çoğul şahıs munfasıl (ayrık) zamiridir; "bizzat siz, sizler" anlamına gelir. Arapça dilbilgisinde, zaten fiilin içinde var olan (kuntum'daki -tum) bir zamirin hemen ardından ayrıca munfasıl bir zamir (entum) olarak tekrar getirilmesi muazzam bir tekit (pekiştirme) ve tahsis (hedefe koyma) sanatıdır.

        Bu gramatikal tekrarın psikolojik şiddetini analiz eden Prof. Dr. Sadık Kılıç, İbrahim'in "kuntum entum" (siz, evet bizzat siz) şeklindeki vurgusunun, suçu ve sorumluluğu doğrudan muhatapların şahıslarına çivilediğini belirtir. İbrahim, onların "biz sadece atalarımızı takip ettik" diyerek kendi iradelerini aklamalarına izin vermez; bu zamirle, akıllarını kullanmadıkları için asıl suçlunun (failin) en başta kendileri olduğunu onların yüzlerine haykırır.

        ve âbâukum (وَآبَاؤُكُمْ)

        Bağlaç olan "vav", elif-be-vav (أ ب و) kökünden türeyen "eb" (baba) isminin cemi mükesser (kuralsız çoğul) formu olan "âbâ" ve "-kum" (sizin) muttasıl zamirinin birleşimidir; "ve sizin babalarınız, atalarınız" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik karşılığının "birini besleyen, terbiye eden, onun varoluşuna vesile olan temel kaynak ve kök" olduğunu belirtir.

        Bu ifadenin sosyolojik ve felsefi ağırlığını değerlendiren Dücane Cündioğlu, İbrahim'in eleştiri oklarını kendi babasını (veya atasını) da kapsayacak şekilde tüm atalar kültüne (âbâukum) yöneltmesindeki devrimci kopuşa dikkat çeker. Cündioğlu'na göre bu ifade, hakikatin kan bağına, yaşa veya tarihsel birikime indirgenemeyeceğini ilan eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, müşriklerin yegane meşruiyet kaynağı olan o "kutsal ataların", İbrahim'in dilinde cahil ve sapkın bireylere indirgenmesinin, putperest Arap sosyolojisinin kalbine indirilmiş en büyük teolojik darbe olduğunu vurgular.

        fî dalâlin (فِي ضَلَالٍ)

        Zarfiyet (içindelik) bildiren "fî" harf-i ceri ile dad-lam-lam (ض ل ل) kökünden türeyen ve nekre (belirsiz) formda gelen "dalâl" isminin birleşimidir; "sapıklık içinde, derin bir yanılgı içinde" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "doğru yoldan bilerek veya bilmeyerek sapmak, hedeften uzaklaşmak ve kaybolmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, dalalet kavramının hidayetin (doğru yolun) tam zıttı olduğunu; aklın, inancın ve niyetin asli merkezden (fıtrattan) koparak manevi bir körlükle savrulması manasını taşıdığını aktarır.

        Bu tamlamanın Kur'an'ın varlık tasavvurundaki mekansal metaforunu analiz eden Toshihiko Izutsu, "fî" (içinde) edatının dalalet kelimesiyle kullanımına dikkat çeker. Müşrikler sadece sapkın bir eylem yapmamakta; onlar, her taraflarını çepeçevre saran, gözlerini kör eden ve çıkış yolunu kapatan yoğun bir "sapıklık çemberinin/karanlığının içinde" (fî dalâlin) debelenmektedirler. Dalalet, onların ontolojik hapishanesidir.

        mubîn (مُّبِينٍ)

        be-ye-nun (ب ي ن) kökünden if'âl babında türeyen, ism-i fâil (özne) formunda ve mecrur bir sıfattır; "apaçık, aşikar, son derece belirgin" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir şeyin örtüsünden veya karmaşasından sıyrılıp netleşmesi, diğer şeylerden kesin çizgilerle ayrışması" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mubîn" sıfatının hem kendi içinde mutlak bir açıklığa sahip olan hem de başkası tarafından hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıkça görülebilen/fark edilebilen durumlar için kullanıldığını aktarır.

        Bu kelimenin ayetteki edebi ve felsefi ironisini inceleyen Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), dalalet (sapıklık) ile mubîn (apaçık) kelimelerinin yan yana gelmesindeki o sarsıcı tezat sanatına dikkat çeker. Bintü'ş-Şâtı'ya göre dalalet, genellikle insanın farkında olmadan, yavaş yavaş ve gizlice içine düştüğü bir kayboluş halidir. Ancak İbrahim'in işaret ettiği bu putperestlik sapkınlığı o kadar ilkel, taşlara ve heykellere (temâsîl) tapmak o kadar akıldışı ve rasyonellikten o kadar uzaktır ki; bu sapkınlık (dalalet) gizli saklı bir yanılgı değil, aklı başındaki herkesin ilk bakışta görebileceği kadar "apaçık, trajikomik ve utanılacak derecede aşikar" (mubîn) bir cehalettir. Müşriklerin ve atalarının durumu, gizlenemez bir zihinsel iflastır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X