قُلْ اِنَّـمَٓا اُنْذِرُكُمْ بِالْوَحْيِۘ وَلَا يَسْمَعُ الصُّمُّ الدُّعَٓاءَ اِذَا مَا يُنْذَرُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Enbiyâ Sûresi, 45. Ayet
Daralt
X
-
“De ki; ‘Ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum.’ Fakat (vicdanı) sağır olanlar, uyarılsalar da bu çağrıyı duymazlar.”
De ki: Ben sizi ancak vahiy Ue uyarıyorum. Cenâb-ı Hakk’m bu beyanı, en doğrusunu O bilir ya, iki türlü açıklanabilir: Birincisi: Âyet onların, “Sen de yalnızca bizim gibi bir insansın” tarzındaki sözlerine cevap olabilir. Çünkü onlar Resûl-i Ekrem’in peygamberliğini inkâr ediyorlar ve o bir insandır. Nasıl olur da ona peygamberlik verilir? diyorlardı. Hz. Peygamber de onlara ben sizi bir insan olduğum için uyarmıyorum, fakat vahiy ile uyarıyorum. Sizler Rabb’imin müjdesini ve uyarısını kabul etmiyorsunuz demiş oluyor. Âyetin ikinci açıklaması da şöyle olabilir: Daha önce geçen bazı âyetlerde gönderilen uyarılar Alla Teâlaya nispet edilmeden yapılınca yüce Allah ona şöyle demesini emretmiş oldu: Ben yaptığım uyanlarda sizleri kendiliğimden uyarmadım, ben sizi ancak Rabb’imden gelen bir vahiyle uyarıyorum. Âyetin mânası, zn doğrusunu Allah bilir ya, şöyle olur: Geçmiş ümmetlerin başlarına gelen felâketlerle sizi uyarırken ve onlara dair bizzat benim de sizin de müşahede etmediğimiz haberleri sizlere bildirirken bunları kendiliğimden yapmadım. Aksine ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum. Resûl-i Ekrem’in peygamberliğini ispat konusunda delil getirdiği nokta budur.
Fakat (vicdanı) sağır olanlar, uyarılsalar da bu çağrıyı duymazlar. Burada yüce Allah, en doğrusunu O bilir ya, şöyle diyor: Sağırın tehlikeli bir duruma düşmesinin önüne geçilmek istendiğinde o durumdan uzak tutulmasının ve buna engel olunmasına çağrı yapılması ve ona seslenilmesi m ümkün değildir. Fakat söz konusu tehlikeli durumlardan ancak el ve avuçlarla işaret edilerek uzaklaştırılabilir. Yüce Allah sanki kurtuluşlarım sağlayacak olan vahiylere defalarca çağrı yapıp da onlar yüz çevirince ve olumlu cevap vermeyince şunları söylemiş olmaktadır: Sizler kurtuluşunuzu sağlayacak vahiylere yapılan çağrıyı ve nidayı dinlemiyorsunuz. Fakat bunu kılıçla ve savaşta öldürülmekle biliyorsunuz. Ya da yüce Allah şöyle demektedir: Sizler hak karşısında sağırsınız. Bu yüzden onu sağır gibi duymuyorsunuz. [Çünkü sağır olana] davette bulunulamaz ve çağrı yapılamaz. Çünkü o işitmez. Fakat sağır olana (sesle değil) el ve işaret ile çağrıda bulunulur. Siz de hak karşısında sağırsınız, size davet yapılamıyor ve çağrıda bulunulamıyor. Fakat size ancak el ve işaret yordamıyla davet yapılıyor. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
kul (قُلْ)
kaf-vav-lam kökünden türeyen emir (buyruk) fiilidir; "söyle, de ki" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "sesi harflerle telaffuz etmek, içteki bir düşünceyi dışsal ve anlaşılır bir beyana dönüştürmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Kur'an'daki "kul" emirlerinin, elçinin kendi şahsi fikrini değil, mutlak bir ilahi direktifi muhataplara aktarmakla yükümlü bir vasıta olduğunu vurguladığını aktarır.
Kur'an'ın edebi formlarını ve retoriğini inceleyen Angelika Neuwirth, Mekke dönemi metinlerinde sıklıkla yer alan "Kul" (De ki) formüllerinin çok sarsıcı bir "kamusal meydan okuma" ve diyalog yönetimi işlevi gördüğünü analiz eder. Müşrikler önceki ayetlerde peygamberle ve ilahi azapla alay ederken; ilahi otorite, peygamberine "Kul" emriyle sözü devralmasını ve bu alaycı kalabalığa karşı kendi elçilik sınırlarını kesin hatlarla çizmesini emreder.
innemâ (إِنَّمَا)
Arapçada pekiştirme edatı olan "inne" ile hasr (sınırlandırma/tahsis) bildiren "mâ" edatının birleşimidir; "ancak, sadece, şu bir gerçek ki" anlamlarına gelir. Râgıb el-İsfahânî, "innemâ" edatının dildeki işlevinin, cümlede ifade edilen hükmü sadece o konuya veya kişiye tahsis etmek, diğer tüm ihtimalleri ve rolleri mutlak surette dışlamak olduğunu belirtir.
Bu edatın ayetteki teolojik ve psikolojik işlevini analiz eden Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin peygamberin yetki sınırlarını çizen ontolojik bir "çit" (sınır) olduğuna dikkat çeker. Müşrikler, peygamberden kendi arzularına göre mucizeler getirmesini veya azabı erkene almasını beklerken; ayet "innemâ" diyerek peygamberin rolünü daraltır ve onu olağanüstü güçlere sahip bir büyücü veya tiran olmaktan çıkarıp, sadece kendisine verileni aktarmakla yükümlü bir "uyarıcı" statüsüne hapseder. Bu tahsis, peygamberin üzerindeki psikolojik yükü hafifleten ilahi bir korumadır.
unzirukum (أُنذِرُكُم)
nun-zel-ra kökünden if'âl babında türeyen muzari (şimdiki/geniş zaman), birinci tekil şahıs fiili (unziru) ve "-kum" (sizi) muttasıl zamirinin birleşiminden oluşur. "Ben sizi uyarıyorum, sizi sakındırıyorum" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir tehlikeyi önceden haber verip, muhatabı o tehlikeye karşı teyakkuz haline geçirmek" olduğunu belirtir.
Kavramı semantik bir derinlikle inceleyen Râgıb el-İsfahânî, "inzâr" (uyarı) eyleminin dildeki sıradan bir "korkutma" (tahvîf/irhâb) olmadığını vurgular. İnzâr, içinde şefkat, merhamet ve kurtarma arzusu barındıran bir uyarıdır; tıpkı bir ebeveynin çocuğunu ateşe düşmemesi için bağırarak korkutması gibidir. Toshihiko Izutsu, bu fiilin Kur'an'ın peygamberlik (nübüvvet) felsefesindeki merkeziliğini analiz eder. Peygamberin temel misyonu dünyevi bir krallık kurmak değil, eskatolojik (ahirete dair) tehlikeyi insanlığa şefkatle haber veren "nezîr" (uyarıcı) olmaktır.
bil-vahyi (بِالْوَحْيِ)
Vasıta ve kaynak bildiren "bi" harf-i ceri ile vav-ha-ye kökünden türeyen ve belirlilik takısı (el) alan "vahy" isminden oluşur; "vahiy ile, ilahi bildirim vasıtasıyla" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir şeyi muhataba gizlice, hızla ve başkalarının fark edemeyeceği bir yolla bildirmek, fısıldamak ve ilham etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, vahiy kavramının ilahi iradenin, elçinin idrak merkezine sıradan insanüstü bir süratle ve mutlak bir kesinlikle inmesi olduğunu aktarır.
Sözcüğün kökenbilimini inceleyen Arthur Jeffery, kelimenin Aramice ve Süryanicede de işaret etmek, fısıldamak anlamlarında ortak bir Sami havzası geçmişine sahip olduğunu tespit eder. Bu kelimenin ayetteki epistemolojik (bilgi felsefesi) ağırlığını değerlendiren Dücane Cündioğlu, "bi'l-vahyi" ifadesinin bilginin kaynağına dair net bir manifesto olduğunu belirtir. Peygamberin uyarısı (inzâr), kendi zihinsel çıkarımlarına, felsefi spekülasyonlarına veya kültürel birikimine dayanmaz; o uyarının tek ve mutlak meşruiyet kaynağı aşkın (transandantal) âlemden gelen bu "vahiy"dir.
ve lâ (وَلَا)
Bağlaç olan "vav" ile nefy (olumsuzluk ve red) edatı olan "lâ" harfinin birleşimidir. Kendisinden sonra gelen muzari fiilin ifade ettiği eylemin gerçekleşmediğini, süreklilik arz eden bir başarısızlık veya eylemsizlik durumunu dilbilgisel olarak sabitler.
yesme'u (يَسْمَعُ)
sin-mim-ayn kökünden türeyen muzari (şimdiki/geniş zaman), üçüncü tekil şahıs bir fiildir. "Duyar, işitir" anlamına gelir (önündeki lâ edatıyla "duymaz" olur). İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "sesi kulak vasıtasıyla algılamak ve idrak etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Kur'an terminolojisinde "sem'" (işitme) eyleminin sadece fiziksel bir ses dalgasının kulak zarına çarpması olmadığını; aklın o sesi işlemesi, kalbin onaylaması ve eyleme dönüşmesi (itaat/kabul) manasını taşıdığını aktarır. İşitip de idrak etmeyen kişi, Kur'an lügatinde "duymamış" kabul edilir.
es-summu (الصُّمُّ)
sad-mim-mim kökünden türeyen "asamm" (sağır) sıfatının çoğuludur; "sağırlar" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün muazzam bir etimolojik derinliğe sahip olduğunu belirtir: Kökün temel anlamı "bir şeyin tıkanması, deliksiz, sert ve katı olması"dır. Nitekim dilde içine su sızmayan, gözeneksiz, son derece sert ve katı taşlara "sahratun sammâ" denilir. Kulağın tıkanıklığı da bu "katılık" ve "geçirmezlik" metaforundan türetilmiştir.
Bu kelimenin ayetteki psikolojik ve ontolojik yansımasını inceleyen Prof. Dr. Sadık Kılıç, müşriklerin fiziksel bir işitme engeline sahip olmadıklarına dikkat çeker. Kılıç'a göre buradaki sağırlık (es-summu), fıtratın "katılaşması" ve idrak yollarının kibirle "tıkanması"dır. Hakikat o sert ve gözeneksiz taşa (kalbe) çarpar ama içeri sızamaz. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu benzetmenin insanın kendi iradesiyle kendi idrakini nasıl felç ettiğini gösteren ürkütücü bir tablo çizdiğini analiz eder; onlar, duymak istemedikleri için ontolojik olarak sağırlaşmışlardır.
ed-duâe (الدُّعَاءَ)
dal-ayn-vav kökünden türeyen ve belirlilik takısı (el) alan bir mastar/isimdir. "Çağrı, davet, nida, sesleniş" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "birini kendine doğru seslenerek çağırmak, bir şeye yönlendirmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, duanın sadece Allah'a yönelik bir yakarış olmadığını, aynı zamanda peygamberin insanları hakikate, hidayete ve uyanışa davet ettiği o aktif tebliğ sürecini (davet/çağrı) de kapsadığını aktarır.
Bu kavramın bağlamını değerlendiren Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelam ilmi perspektifinden "duâ" ile "inzâr" (uyarı) arasındaki tamamlayıcı ilişkiye dikkat çeker. Peygamber vahiy vasıtasıyla sadece korkutmaz; aynı zamanda onları aydınlığa "çağırır". Ancak sağırlaşmış bir kitle (es-summu) için bu çağrının içeriğinin hiçbir önemi yoktur.
izâ mâ (إِذَا مَا)
Zaman zarfı olan "izâ" (olduğu zaman, -dığında) ile cümleye fazladan tekit (pekiştirme) katan zâit "mâ" harfinin birleşimidir. Arapça dilbilgisinde "izâ"dan sonra gelen "mâ" eylemin sıklığını, kesinliğini ve her gerçekleştiği andaki sürekliliğini vurgular; "her ne zaman ki, tam da o uyarıldıkları vakit" anlamına gelir.
yunzerûn (يُنذَرُونَ)
Ayetin başında geçen "unzirukum" fiiliyle aynı olan nun-zel-ra kökünden if'âl babında türeyen muzari, meçhul (edilgen), cemi müzekker (eril çoğul) bir fiildir. "Uyarılırlar, onlara uyarı yapılır" anlamına gelir.
Bu fiilin meçhul formda kapanışını psikolojik bir perspektifle analiz eden Prof. Dr. Hidayet Aydar, eylemin pasif (edilgen) yapısının müşriklerin maruz kaldığı o yoğun ve sürekli ilahi rahmete işaret ettiğini belirtir. Onlar sağır olmalarına rağmen, ilahi irade peygamber vasıtasıyla onları inatla ve merhametle "uyarmaya" devam etmektedir (yunzerûn). Ancak fiilin bu edilgen durumu, uyarıyı yapanın aktifliğine karşılık, uyarılanın (müşriklerin) o eyleme karşı sergilediği mutlak tepkisizliği ve taşlaşmışlığı (es-summu) daha da trajik bir şekilde belirginleştirir. Eylem sürekli gerçekleşir, fakat muhatapların iç dünyasında hiçbir yankı bulamaz.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla