بَلْ تَأْت۪يهِمْ بَغْتَةً فَتَبْهَتُهُمْ فَلَا يَسْتَط۪يعُونَ رَدَّهَا وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Enbiyâ Sûresi, 40. Ayet
Daralt
X
-
“Bilakis onlara kıyâmet ansızın gelecek ve onları şaşkına çevirecek. Artık ne onu geri çevirebilecekler ne de kendilerine süre verilecektir!”
Bilakis onlara kıyâmet ansızın gelecek. Allah Teâlâ kıyâmetin onlara ansızın geleceğini ve kimsenin kopacağı ânı bilmeyeceğini haber vermektedir. Ve onları şaşkına çevirecek. Yani onları gafil avlayacak. Arapça’da “el-behtetü” şaşkınlık gibi bir anlam ifade eder. Cenâb-ı Hak kıyâmetin onlara ansızın geleceğini ve şaşkına çevireceğini ifade etmektedir. Aynı mâna bir başka âyette meâlen şöyle belirtilmiştir: “Ve insanları sarhoş olmadıkları halde sarhoş gibi göreceksin”. İnsanların sarhoş gibi olmaları kendUeri açısından şaşkınlik içine sürüklenmelerinden kaynaklanacaktır. Bu durum bir başka âyette de meâlen şöyle anlatılmaktadır: “O sadece, onların işini bir güne erteliyor ki, o gün gözler dehşetten dışarı fırlamıştır”. Kıyâmetin dehşetinden ne yapacağını bilmez şaşkın hale geleceklerdir.
Artık ne onu geri çevirebilecekler ne de kendilerine süre verilecektir! Cenâb-ı Hak burada kıyâmet başlarına koptuğu zaman onu geri çeviremeyeceklerini ve kopmadan önce kendilerine süre verilmeyeceğini haber veriyor. Dünyada herhangi bir musibete uğrayan kimse, onu ya kendi gücüyle ya kendisine yardımcı olacak yardımcılar ve taraftarları ile veya yalvarıp yakarma ve teshmiyetle başından savabilir. Tıpkı şu İlâhî beyanda belirtildiği gibi: “Hiç olmazsa verdiğimiz bu musibetler başlarına gediğinde boyun eğip yalvarsalardı!”. Cenâb-ı Hak da kıyâmeti ne kendi güçleriyle ve ne de yardım dileyecekleri yardımcılar vasıtasıyla savuşturamayacaklarmı haber vermektedir. Çünkü “kendilerine yardım da edilmeyecek” ve yalvarıp yakarma ve boyun eğmek için de kendilerine süre verilmeyecektir.
Yorumu Yorumla
-
bel (بَلْ)
Arapçada kendisinden önceki düşünceyi, soruyu veya beklentiyi kesin bir dille iptal edip (idrâb), cümleyi yepyeni ve sarsıcı bir hakikate bağlayan geçiş edatıdır; "Bilakis, aksine, hayır öyle değil" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu edatın dildeki temel işlevinin "muhatabın zihnindeki yanlış varsayımı kesip atmak ve asıl teşhisi koymak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu edatın bir önceki ayetteki müşriklerin "Bu azap ne zaman?" şeklindeki alaycı zaman beklentisini kökünden reddetmek için kullanıldığını aktarır.
Bu edatın ayetteki polemik işlevini analiz eden Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kur'an'ın bu bağlacı müşriklerin zihinsel kurgularını bozmak için kullandığına dikkat çeker. Müşrikler azabın belirli bir randevu saati (metâ) olmasını beklerken, Kur'an "bel" (bilakis) diyerek bu kronolojik beklentiyi yıkar ve azabın zaman çizelgesine tabi olmayan ontolojik bir şok olacağını ilan eder.
te'tîhim (تَأْتِيهِم)
elif-te-ye kökünden türeyen muzari (şimdiki/gelecek zaman) fiil ve "-him" (onlara) zamirinin birleşiminden oluşur. "Onlara gelir, onlara ulaşır" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir şeyin yönelip gelmesi, ortaya çıkması ve hedefine ulaşması" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ityân" eyleminin sıradan bir yaklaşma olmadığını, iradi veya ilahi bir emrin mutlak surette muhatabın huzuruna çıkması ve ona nüfuz etmesi manasını taşıdığını aktarır.
Bu fiilin içerdiği teolojik canlandırmayı (teşhis) inceleyen Toshihiko Izutsu, "te'tî" eyleminin failinin (öznesinin) doğrudan "va'd/azap" veya "kıyamet" olduğuna dikkat çeker. Izutsu'ya göre azap, müşriklerin zannettiği gibi cansız veya edilgen bir doğa olayı değil; kendi iradesi ve hedefi olan, müşrikleri kovalayıp bulan ve doğrudan onların üzerine yürüyen (gelen) aktif, bilinçli ve kozmik bir "avcı" gibi resmedilmiştir.
bağteten (بَغْتَةً)
be-ğayn-te kökünden türeyen bir isim/hal zarfıdır. "Aniden, birdenbire, hiç beklenmedik bir anda" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik karşılığının "bir şeyin hazırlıksız bir zamanda, şok edici bir hızla ve habersizce bastırması" olduğunu belirtir. Fec'aten (ansızın) kelimesiyle yakın anlamlıdır ancak bağte, içinde daha büyük bir psikolojik hazırlıksızlık barındırır. Râgıb el-İsfahânî, "bağte" kavramının insanın tüm beklentilerinin, hesaplarının ve zihinsel savunmalarının tam zıttı bir anda vuku bulan o mutlak şok halini ifade ettiğini aktarır.
Bu kelimenin Kur'an'ın eskatolojik (ahiret) zaman algısındaki yerini analiz eden Angelika Neuwirth, "bağteten" zarfının apokaliptik anın (kıyametin) o muazzam sinematografik hızını yansıttığını belirtir. İnsanın kronolojik zamanı akarken, ilahi zaman (azap) o kronolojiyi dikey bir şekilde, aniden (bağteten) keserek parçalar. Meseleyi felsefi bir boyutta değerlendiren Dücane Cündioğlu, bu kelimenin zamanın kırılmasını temsil ettiğini; hakikatin alay edenlere yavaş yavaş değil, idrakin iflas edeceği anlık bir ontolojik patlama (şok) şeklinde geleceğini vurgular.
fe tebhetuhum (فَتَبْهَتُهُمْ)
Bağlaç olan "fe", be-he-te kökünden türeyen muzari fiil ve "-hum" (onları) zamirinden oluşur. "Onları şaşkına çevirir, donakalırlar, afallatır" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "insanın karşılaştığı bir durum veya söz karşısında nutkunun tutulması, şaşkınlıktan donup kalması ve aklının kilitlenmesi" olduğunu belirtir. Asılsız bir iftiraya uğrayan kişinin yaşadığı o dilsiz şok haline dilde "bühtan" denilmesi de aynı kökün psikolojik felç halinden gelir. Râgıb el-İsfahânî, "beht" eyleminin hayret ve korkunun birleşerek insanın idrakini, düşünme yetisini ve tepki verme mekanizmasını tamamen durdurması (iptal etmesi) olduğunu aktarır.
Bu fiilin ayetteki psikolojik şiddetini inceleyen Prof. Dr. Sadık Kılıç, eylemin doğrudan müşriklerin iç dünyasına yönelik bir darbe olduğuna dikkat çeker. Kılıç'a göre, dünyada iken dilleri çok uzun olan, peygamberle sürekli alay eden (huzuv) ve kendilerinden emin bir kibre sahip olan o şımarık elitler, azap "aniden" (bağteten) geldiğinde dillerini yutacak, zihinsel bir felce (beht) uğrayacak ve korkunç bir dilsizliğe mahkum olacaklardır. "Tebhetuhum" fiili, inkarcı aklın ilahi gerçeklik karşısındaki mutlak iflasını resmeder.
fe lâ yestetî'ûne (فَلَا يَسْتَطِيعُونَ)
Bağlaç olan "fe", olumsuzluk edatı "lâ" ve tı-vav-ayn kökünden istif'âl babında türeyen muzari (şimdiki/geniş zaman), cemi müzekker (eril çoğul) bir fiilin birleşimidir. "Güç yetiremezler, yapamazlar, muktedir olamazlar" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "itaat etmek, boyun eğmek ve bir işe fıtraten yatkınlık/güç göstermek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "istitaat" kavramının, insanın bir eylemi gerçekleştirebilmesi için gerekli olan fizyolojik güce, psikolojik iradeye ve dışsal araçlara (imkanlara) aynı anda sahip olması durumu olduğunu ifade eder.
Bu kelimenin ayetin yapısındaki teolojik ağırlığını analiz eden Prof. Dr. Hidayet Aydar, eylemin olumsuz (lâ yestetî'ûne) kullanımının Mekke aristokrasisinin sahte kudretini sıfırladığını belirtir. Dünyevi sistemde her şeye güç yetireceklerini (istitaat) sanan, zenginlikleriyle her sorunu çözeceklerine inananlar, ilahi azabın şoku karşısında en ufak bir bedensel veya zihinsel refleks gösteremeyecek kadar "iktidarsız" (aciz) kalacaklardır.
reddehâ (رَدَّهَا)
ra-dal-dal kökünden türeyen bir mastar/isim ve "-hâ" (onu) zamirinin birleşiminden oluşur. "Onu geri çevirmek, savuşturmak, geldiği yere iade etmek" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün etimolojik karşılığının "bir şeyi geldiği yöne doğru çevirmek, geri itmek ve bir saldırıyı püskürtmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "redd" eyleminin insanın kendisine yönelen istenmeyen bir etkiyi veya emri kuvvet kullanarak kendisinden uzaklaştırma (defetme) refleksi olduğunu aktarır.
Bu ifadenin eskatolojik (ahiret) bağlamını felsefi olarak inceleyen Toshihiko Izutsu, insanın kader karşısındaki trajedisinin bu kelimede yattığını analiz eder. Izutsu'ya göre "reddehâ" (azabı/kaderi geri çevirme) arzusu, müşriklerin dünyevi mantığının bir uzantısıdır; dünyada hoşlanmadıkları şeyleri güçleriyle veya putlarının şefaatiyle geri itebileceklerini düşünürler. Ancak ayet, ilahi irade (azap) harekete geçtiğinde hiçbir beşeri veya kabilevi müdahalenin (redd) mümkün olmadığını, kaderin geri alınamaz ve püskürtülemez (irrevocable) doğasını etimolojik bir sarsıcılıkla ortaya koyar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı) ise bu kelimenin, müşrik kibrinin son savunma hattının da fiziksel ve ruhsal olarak nasıl çöktüğünü gösteren nihai bir acziyet beyanı olduğunu vurgular.
ve lâ hum (وَلَا هُمْ)
Bağlaç (vav), olumsuzluk edatı (lâ) ve üçüncü çoğul şahıs munfasıl zamiri "hum" (onlar) kelimesinin birleşimidir; "Ve onlar da, onlara da" anlamına gelir. Râgıb el-İsfahânî, cümlenin bu noktasındaki zamir geçişinin, dikkati azabın ezici gücünden alıp bizzat o azaba maruz kalan inkarcıların çaresiz, pasif ve donakalmış bedenlerine çeviren bir odaklama (tahsis) aracı olduğunu aktarır.
yunzarûn (يُنظَرُونَ)
nun-zı-ra kökünden if'âl babında (inzâr) türeyen muzari, meçhul (edilgen), cemi müzekker (eril çoğul) bir fiildir. "Onlara mühlet verilmez, onlara süre tanınmaz, bekletilmezler" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir şeye gözle bakmak, beklemek, durup gözlemlemek ve zaman tanımak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "inzâr" kelimesinin dini/hukuki terminolojide, suçluya veya borçluya toparlanması, tövbe etmesi veya cezasını çekmesi için "ertelenmiş bir zaman/süre verilmesi" manasını taşıdığını ifade eder.
Kelimenin ayet sonundaki mutlak kapatıcı etkisini kelam ilmi ekseninde analiz eden Diyanet İslam Ansiklopedisi, mühletin bitişinin (lâ yunzarûn) ilahi adalet sistemindeki (sünnetullah) karşılığını aktarır. Allah, dünyada iken inkarcılara merhametinden dolayı geniş bir mühlet (inzâr) vermiş, onlar ise bu süreyi "Azap ne zaman?" diye alay ederek harcamışlardır. Azap o ani şokla (bağteten) geldiğinde ise kozmik süre dolmuş, ilahi mühlet kredisi tamamen tükenmiştir. Artık ne bir saniye bekletilirler ne de onlara tövbe etmeleri için şefkatli bir gözle "bakılır". Eylem meçhul formdadır; çünkü evrende onlara o saniyeden sonra mühlet verebilecek hiçbir otorite, hiçbir şefaatçi kalmamıştır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla