خُلِقَ الْاِنْسَانُ مِنْ عَجَلٍۜ سَاُر۪يكُمْ اٰيَات۪ي فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Enbiyâ Sûresi, 37. Ayet
Daralt
X
-
“İnsan, aceleci olarak yaratılmıştır. Size âyetlerimi göstereceğim; benden acele istemeyin.”
İnsanın Aceleciliği ve Nefis Terbiyesi
İnsan, aceleci olarak yaratılmıştır. Cenâb-ı Hak bir başka âyette de meâlen “İnsan pek acelecidir” buyurur. Hasan-ı Basrî “acûlen” kelimesine zayıf anlamı vermiştir. İnsanın zayıflığı, başına en küçük bir şey geldiği zaman göğsünün daralması ve içini sıkıntı basmasıdır. Hatta bu göğüs darlığı, kahrolup gitseydim ve dünyaya neden geldim? diye onu kendine beddua etmeye sevkeder. Çünkü içi daralmıştır. İşte bu, insandaki zayıflıktan kaynaklanmaktadır. Bize göre ise yüce Allah insanı çok aceleci yaratmıştır. O kadar ki insan bir hal üzere kalmaya tahammül edemez. Bu hal nimet ve rahatlık hali bile olsa durum değişmez. İnsan sonunda o rahatlıktan ve nimetten bıkıp usanır. Ve bu halden daha aşağı bir başka hale geçmek ister, daha aşağısına razı olur. Fakat Allah Teâlâ insanoğlunu her ne kadar haber verdiği hal üzere yaratmış olsa da ona çok sabırlı ve ağırbaşlı olması için nefsini eğitme imkânı da vermiştir. Yüce Allah bu gerçeği meâlen şöyle beyan eder: “Gerçekten insan pek tahammülsüz bir tabiatta yaratılmıştır. Başına bir fenalık geldi mi sızlanır durur. Ama ona bir nimet nasip olursa kendisinden başkasını yararlandırmaz. Ancak namaz kılanlar başka” Cenâb-ı Hak insanı pek tahammülsüz ve çok sızlanan bir karakterde yarattığını haber vermekte ve bundan namaz kılanları istisna etmektedir. Bu da bize insanın nefis terbiyesi sayesinde Allah Teâlânın yarattığı karakterden bir başka hale, yani ağırbaşlı ve sabırlı olma haline geçebileceğini gösterir. Cenâb-ı Hakk’ın "İnsan oğlu pek eli sıkıdır” şeklindeki beyanı açısından da buna benze bir durum söz konusudur. İnsan ilk başta böyle idi. Fakat nefis terbiyesi ve alışkanlıkla cömert ve eli açık hale gelebilir. Yüce Allah’ın “Nefisler de cimriliğe meyillidir” meâlindeki beyanı hakkında da aynı şeyleri söylemek mümkündür. Çünkü Allah Teâlâ daha sonra “Kim nefsinin bencilliğinden korunmayı başarırsa” diye buyurmaktadır. Yüce Allah nefislerin cimriliğe meyilli yaratıldığını haber veriyor sonra da nefsinin bencilliğinden korunmayı başaranlara da şunlar vardır diye bildiriyor. Bütün bunlar bize kişi ilk başlarda cimri, eli sıkı ve pinti iken nefis terbiyesi ve alışkanlıkla cömert bir karaktere bürünmesinin muhtemel olduğunu göstermektedir. Zikri geçen tahammülsüzlük, sızlanmada da durum aynen böyledir. Kişinin nefis terbiyesi ve alışkanlık kazanmakla bütün durumlarda sabırlı, tahammüllü ve usanmayan bir karakter kazanması mümkündür. Çekilen büyük sıkıntı, nefis terbiyesi ve alışkanlık kazanmaktan başka bir şey değildir. Yüce Allah insan oğluna nefsini terbiye etmesini ve emrettiklerinin tümünü yapmaya ve yasak ettiklerinden kaçınmaya kendisini alıştırmasını emrediyor. Böylece kişi Rabb’inin emrine uymaya ve yasakladıklarından da kaçınmaya alışır. Başarıya ulaştıran sadece Allah’tır.
Size âyetlerimi göstereceğim. Öyle anlaşılıyor ki onlar Resûl-i Ekrem’den resûl olduğuna dair ya da Allah’ın vahdâniyetine ve Rab oluşuna dair âyetleri istemişler bunun üzerine Hz. Peygamber de onlara “Size âyetlerimi göstereceğim” ancak Rabb’imin istediği ve size beyan ettiği açıdan göstereceğim yoksa sizin istediğiniz ve talep ettiğiniz yönden değil diye cevap vermiştir. Bazı tevil âlimleri bu beyanı şöyle açıklamışlardır: Onların başlarına ve evlerine inen azap konusundaki âyetlerimi size göstereceğim. Benden sizden önce geçen ümmetlerin peygamberleri yalanlamaları sebebiyle başlarına gelen azabı acele ile istemeyin. Eğer yeryüzünde gezer dolaşırsanız onların başlarına ve evlerine gelen azabın izlerini görürsünüz. O halde resûlümün size vâdettiği azabı benden acele ile istemeyin. Yüce Allah onları âdetâ azapla korkutmakta ve tehdit etmektedir. Bunun üzerine onlar da Hz. Peygamberi yalanlamaktadırlar. Bu tavırlarına karşılık o da (yukarıda) dediklerini demektedir.
Yorumu Yorumla
-
hulika (خُلِقَ)
hı-lam-kaf kökünden türeyen mazi (geçmiş zaman), meçhul (edilgen) bir fiildir; "yaratıldı" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir şeyi pürüzsüz hale getirmek, ölçmek, takdir etmek ve ona kesin/kusursuz bir biçim vermek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "halk" eyleminin sadece yoktan var etmek (ibdâ) olmadığını, aynı zamanda var olan bir malzemeden ölçülü ve hikmetli yeni bir form inşa etmek manasını da taşıdığını aktarır.
Bu fiilin edilgen (meçhul) formda kullanılmasını ontolojik bir zeminde değerlendiren Toshihiko Izutsu, insanın evrendeki edilgen (yaratılmış/mahlûk) statüsüne dikkat çeker. Izutsu'ya göre "hulika" fiili, insanın kendi varoluşu üzerinde mutlak bir tasarıma veya seçime sahip olmadığını, baştan aşağıya ilahi bir "takdirin" (ölçülendirmenin) nesnesi olduğunu etimolojik olarak sabitler. İnsan kendi kendini var etmemiş, ilahi irade tarafından belirli bir tabiatla "ölçülüp biçilmiştir".
el-insânu (الْإِنسَانُ)
Belirlilik takısı (el) ile başlayan bu kelimenin kökeni konusunda filologlar arasında iki temel yaklaşım vardır. İbn Fâris, kelimenin hemze-nun-sin (üns/ünsiyet) kökünden geldiğini, "vahşiliğin zıttı olarak, birine alışmak, yakınlık duymak ve sosyalleşmek" anlamını taşıdığını belirtir. İnsan, doğası gereği diğer varlıklara ve hemcinslerine "ünsiyet" (yakınlık) kurduğu için bu ismi almıştır. Diğer görüşe göre ise kelime nun-sin-ye (nisyan) kökünden gelir. Râgıb el-İsfahânî, İbn Abbas'a dayandırılan "İnsan, Allah ile olan ahdini unuttuğu (nesiye) için bu ismi almıştır" şeklindeki etimolojik açıklamayı da aktararak, kelimenin hem sosyalleşme hem de unutkanlık zaafını barındırdığını ifade eder.
Kavramın felsefi boyutunu inceleyen Dücane Cündioğlu, "insan" isminin, varlığın kırılganlığını ve ölümlülüğünü temsil eden "beşer" kelimesinden farklı olarak, onun psikolojik, ahlaki ve sosyal boyutunu (ünsiyetini) temsil ettiğine dikkat çeker. Prof. Dr. Sadık Kılıç ise kelimenin "nisyan" (unutkanlık) köküne vurgu yaparak, insanın ilahi hakikati hızla unutan, anlık hazlara ve aceleciliğe kapılan zihinsel savrulmasını bu kelimenin etimolojisi üzerinden analiz eder.
min (مِنْ)
Arapçada ibtidâ (başlangıç), teb'iz (bir bütünden parça olma) ve beyan (açıklama) bildiren bir harf-i cerdir. "Den/dan, -den dolayı, maddesinden" anlamlarına gelir. Ayette, insanın hangi "maddeden" veya hangi "fıtrattan" yaratıldığını açıklamak üzere, kendisinden sonraki isme (acel) ontolojik bir kaynak ve aidiyet işlevi yükler.
acelin (عَجَلٍ)
ayn-cim-lam kökünden türeyen bir isim/mastardır. "Acele, ivme, bir işi vaktinden önce istemek ve telaş" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik karşılığının "bir nesneyi veya durumu olması gereken doğal vaktinden (ecelinden) önce talep etmek, hızlandırmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, dildeki "sürat" (hız) ile "acele" arasındaki farkı inceler; süratin övülen bir çabukluk olabileceğini, ancak "acel"in genellikle aklın ve hikmetin sınırlarını aşan, vaktinden önce yapılan kınanmış bir telaş, sabırsızlık ve dürtüsel bir fevrilik olduğunu aktarır.
Bu kelimenin ayetteki kullanımını muazzam bir ontolojik metafor olarak okuyan Toshihiko Izutsu, "İnsan aceleden yaratıldı" ifadesinin kelam ve insan felsefesindeki yerini analiz eder. Izutsu'ya göre Kur'an, burada "acele" kavramını fizyolojik bir hammadde (toprak/su gibi) olarak sunarak sarsıcı bir "mübalağa" sanatı yapar. İnsanın tabiatındaki sabırsızlık o kadar baskın, o kadar köklü ve fıtratına o kadar derinlemesine işlemiştir ki; sanki topraktan değil de doğrudan "aceleden" yoğrulmuştur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu tabirin doğrudan Mekke müşriklerinin psikolojisine yönelik polemik bir teşhis olduğunu belirtir. Müşrikler, sürekli olarak alaycı bir dille "Eğer doğru söylüyorsan o tehdit ettiğin azabı hemen getir" diyerek sabırsızlanmaktadırlar. Kur'an, onların bu şımarık talebini, beşeriyetin hamurundaki bu "acel" (telaş/dürtüsellik) zaafıyla açıklar.
se (سَ)
Muzari fiilin başına gelerek eylemi geleceğe taşıyan (istikbal) harftir. "Yakında, ...-ecek/acak" anlamına gelir. Arapçada daha uzak bir geleceği bildiren "sevfe" edatından farklı olarak "sin" (se) harfi, eylemin hiç şüpheye yer bırakmayacak kadar kesin ve an meselesi (yakın bir gelecek) olduğunu vurgulamak için kullanılır.
urîkum (أُرِيكُمْ)
ra-hemze-ye kökünden if'âl babında türeyen muzari, birinci tekil şahıs fiili (urî) ve "-kum" (size) zamirinden oluşur. "Size göstereceğim, size bizzat idrak ettireceğim" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir nesneyi gözle (basar) algılamak veya bir hakikati akılla/kalple (basiret) idrak etmek" olduğunu belirtir. İf'âl babındaki kullanımı (irâe), bu görme eyleminin fail (Allah) tarafından muhataba zorla ve kaçınılmaz bir şekilde yaşatılacağı/gösterileceği anlamını taşır.
Angelika Neuwirth, bu fiilin Mekke dönemi surelerindeki eskatolojik (ahiret/azap) bağlamına dikkat çeker. Müşrikler aceleyle azabı isterken, Allah "Size göstereceğim" diyerek onların bu alaycı görme talebini, son derece ciddi, görsel şiddeti yüksek ve inkar edilemez bir yüzleşme anına (kıyamet veya helak sahnesine) erteler. Gösterilecek olan şey, zihinsel bir tasavvur değil, çıplak gözle deneyimlenecek bir yıkımdır.
âyâtî (آيَاتِي)
hemze-ye-ye kökünden türeyen "âyet" kelimesinin çoğulu (âyât) ve "-î" (benim) muttasıl zamirinden oluşur. "Benim ayetlerim, benim işaretlerim" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin varlığına, niteliğine veya hedefine işaret eden kesin alamet, gösterge" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, âyet kavramının Kur'an'da mucizeler, evrendeki fiziksel kanıtlar ve indirilen metinler için kullanıldığını aktarır.
Bu kelimenin ayetteki özel bağlamını inceleyen Diyanet İslam Ansiklopedisi, buradaki "âyât" (ayetler) kelimesinin doğrudan "ilahi azap, helak kanunları ve geçmiş kavimlerin başına gelen musibetlerin kalıntıları" anlamında kullanıldığını belirtir. Müşrikler sözlü ayetlerle alay edip azabı (bedensel ayeti) aceleyle istemektedirler; ilahi irade ise onlara "Benim ayetlerimi (yıkıcı müdahalelerimi) yakında göreceksiniz" diyerek kavramın tehdit boyutunu öne çıkarır.
felâ (فَلَا)
Bağlaç olan "fe" ile nehiy (olumsuz emir/yasaklama) bildiren "lâ" edatının birleşimidir; "O halde sakın, şu durumda ...-meyin" anlamına gelir. Râgıb el-İsfahânî, "fe" bağlacının cümleyi bir önceki yargıya sarsılmaz bir mantıksal sonuç (illiyet) olarak bağladığını belirtir: "Madem fıtratınızda acelecilik var ve madem ben size o azabı kesin olarak göstereceğim, o halde..."
testa'cilûni (تَسْتَعْجِلُونِ)
ayn-cim-lam kökünden istif'âl babında türeyen muzari, cemi müzekker (eril çoğul) nehiy (yasaklama) fiilidir. Sonundaki "nun" harfi, kendisinden sonra düşmüş olan (ancak esre harekesiyle varlığını hissettiren) "yâ" (beni) zamirine işaret eden kaynaştırma harfidir (nun-u vikaye). Aslı "testa'cilûnenî" şeklindedir. "Benden acele istemeyin, beni acele ettirmeyin" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "vaktinden önce talep etmek" olduğunu belirtir. İstif'âl babı, eyleme "istek, talep ve zorlama" manası katar. Râgıb el-İsfahânî, "isti'câl" eyleminin, ilahi takdirle (ecel) belirlenmiş bir süreyi beşeri bir hırsla öne çekmeye çalışmak olduğunu aktarır.
Bu fiilin içerdiği ilahi ironiyi ve teolojik ağırlığı analiz eden Prof. Dr. Hidayet Aydar, müşriklerin tutumundaki absürtlük ile Kur'an'ın onlara verdiği cevabın şiddetine dikkat çeker. Aydar'a göre müşrikler, başlarına gelecek olan felaketi (azabı) sırf kibirlerinden dolayı bir an önce görmek istemektedirler (isti'câl). Kur'an, bu yasaklama kipiyle (felâ testa'cilûn) onlara felsefi bir tokat atar: "Sizi yok edecek olan o dehşet anını öne çekmek için neden bu kadar heveslisiniz? İnsan ancak bir nimeti veya kurtuluşu aceleyle ister; siz ise kendi helakiniz için sabırsızlanıyorsunuz. Vakit geldiğinde kaçacak yer bulamayacağınız o azabı Benden acele istemeyin." Bu eylem, ilahi takvimin insan alaycılığına göre değil, kendi sarsılmaz hikmetine (ecel-i müsemma) göre işlediğini etimolojik bir otoriteyle mühürler.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla