Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Enbiyâ Sûresi, 35. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Enbiyâ Sûresi, 35. Ayet

    كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِۜ وَنَبْلُوكُمْ بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةًۜ وَاِلَيْنَا تُرْجَعُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kullu nefsin żâ-ikatu-lmevt(i)(k) veneblûkum bi-şşerri velḣayri fitne(ten)(s) ve-ileynâ turce’ûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      34. “Senden önce de hiçbir insana ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedi mi kalacaklar?”

      35. “Her can ölümü tadacaktır. Denemek için sizi kötü ve iyi durumlarla imtihan ederiz. Sonunda bize geleceksiniz.”

      Senden önce de hiçbir insana ölümsüzlük vermedik. Bu beyan, o kâfirlerin Hz. Peygamber hakkındaki sözlerine cevap gibidir. Daha ağır basan ihtimal ise buna onlara gelen sıkıntı, fitne ve helâkin sebep olmasıdır. Söz konusu kâfirler, Hz. Peygamberden dolayı kötümserlik hissediyorlar ve uğursuzluğa uğradıklarını, bütün bunların başlarına onun yüzünden geldiğini iddia ediyorlar ve o olmasaydı bunların hiçbiri başımıza gelmezdi, diyorlardı. Cenâb-ı Hak da buna cevaben hiçbir insana ölümsüzlük vermedik. Aksine bizim hükmümüz. Her can ölümü tadacaktır beyanında haber verdiğimiz üzere herkes ölecek, demiş olmaktadır. Buna ilâve olarak şunları söylemektedir: Senden önce hiçbir kimseye ölümsüzlük vermediğine ve hepsi öldüğüne göre bütün bunlar senin yüzünden başımıza geldi diyerek nasıl olur da senden uğursuzluğa uğradıklarını söylerler! Şimdi sen ölürsen, onlar ebedî mi kalacaklar? Yani sen ölür ve aralarından çıkarsan onlar dünyada ebedî kalmayacaklar. Çünkü Allah Teâlâ’nın hükümlerinden biri de Her can ölümü tadacak olmasıdır. Denemek için sizi kötü ve iyi durumlarla imtihan ederiz. Sonunda bize geleceksiniz beyanına gelince, onu daha önce birkaç yerde açıklamıştık.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        kullu nefsin (كُلُّ نَفْسٍ)

        k-l-l (kef-lam-lam) kökünden türeyen "küll" (her, bütün) kelimesi ile n-f-s (nun-fe-sin) kökünden türeyen "nefis" isminden oluşur. İbn Fâris, "küll" kökünün parçaları bir araya getirip kuşatmak, hiçbir şeyi dışarıda bırakmamak anlamına geldiğini belirtir. "Nefis" ise, etimolojik olarak "teneffüs" (nefes alıp verme), "nefâse" (kıymet) ve bir şeyin bizatihi kendisi (zatı) manalarına gelir. Râgıb el-İsfahânî, Kur'an'da nefis kelimesinin canlılığı, iradeyi ve biyolojik varlığı temsil ettiğini aktarır.

        Bu tamlamanın ayetteki kapsayıcılığını analiz eden Toshihiko Izutsu, "kullu nefsin" ifadesinin ontolojik bir genelleme olduğunu vurgular. Izutsu'ya göre, nefes alan, canlılık belirtisi gösteren ve bir "benlik" taşıyan her türlü varlık (insan, cin, hayvan) bu hükmün sarsılmaz dairesi içindedir. Hiçbir istisna (istisna-i muttasıl) bu küllî kuralın dışına çıkamaz.

        zâikatü'l-mevti (ذَائِقَةُ الْمَوْتِ)

        z-v-k (zel-vav-kaf) kökünden türeyen ism-i fâil (dişil) "zâika" ile m-v-t (mim-vav-te) kökünden türeyen "mevt" (ölüm) kelimesinin birleşimidir. İbn Fâris, "zevk" kökünün temel etimolojik anlamının "bir şeyin tadını dille algılamak, onu tecrübe etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin seçilmesinin tesadüfi olmadığını; ölümün sadece dışarıdan seyredilen bir olay değil, her canlının bizzat "tatarak" deneyimleyeceği, kaçınılmaz ve duyusal bir gerçeklik olduğunu ifade eder.

        Bu ibareyi felsefi bir derinlikle inceleyen Dücane Cündioğlu, "tatma" eyleminin süreklilik arz etmeyen, anlık bir geçişi (temas) ifade ettiğine dikkat çeker. Cündioğlu'na göre canlı nefis ölümü "yer/tüketir" denilmemiş, "tadar" (zâika) denilmiştir; çünkü ölüm bir son değil, bir halden başka bir hale geçişteki o sarsıcı "eşik" tecrübesidir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ölümün bir "tad" (zevk) olarak nitelenmesinin, onun her nefis için subjektif, mahrem ve kesin bir buluşma olduğunu etimolojik bir estetikle ilan ettiğini belirtir.

        ve neblûkum (وَنَبْلُوكُم)

        Bağlaç olan "vav", b-l-v (be-lam-vav) kökünden türeyen muzari fiil ve "-kum" (sizi) zamirinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir şeyi eskimiş hale getirmek" ve "denemek, imtihan etmek, içyüzünü ortaya çıkarmak" olduğunu belirtir. Eski bir elbiseye "bilâ" denilmesi, onun zamanın yıpratıcı "imtihanından" geçmiş olmasındandır. Râgıb el-İsfahânî, "belâ" eyleminin insanın gizli kalmış yeteneklerini, sabrını veya inkarını açığa çıkarmak için uygulanan ilahi bir "sınama süreci" olduğunu aktarır.

        biş-şerri vel-hayri (بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ)

        "İle" anlamındaki "bi" harf-i ceri, ş-r-r (şın-ra-ra) kökünden türeyen "şer" ve h-y-r (ha-ye-ra) kökünden türeyen "hayır" kelimelerinden oluşur. İbn Fâris, şerrin "dağılmak, kötülük, istenmeyen şey" anlamına geldiğini; hayrın ise "üstünlük, tercih edilen, rağbet edilen iyilik" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, hayır ve şerrin göreceli (subjektif) kavramlar olduğunu, insanın hoşuna gitmeyen her zorluğun "şer", dünya nimetlerinin ise "hayır" olarak algılandığını, ancak ayette her ikisinin de birer "imtihan aracı" (fitne) olarak konumlandırıldığını aktarır.

        fitneten (فِتْنَةً)

        f-t-n (fe-te-ne) kökünden türeyen bir mastar/isimdir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik karşılığının "altını ateşe atıp içindeki yabancı maddelerden arındırmak, saflığını test etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fitne" kavramının Kur'an'da insanın zorluklarla veya bollukla karşı karşıya getirilerek ahlaki ve kalbi dayanıklılığının ölçülmesi olduğunu ifade eder.

        Bu kavramın ontolojik ağırlığını analiz eden Prof. Dr. Sadık Kılıç, dünya hayatının tamamının bir "laboratuvar" (fitne mekânı) olduğunu belirtir. Kılıç'a göre şer (hastalık, fakirlik) gibi hayır da (sağlık, zenginlik) aslında insanın özünü ortaya çıkaran birer "ısı/ateş" (fitne) işlevi görür. Bu kelime, hayatın rastgele yaşanmadığını, her anın bilinçli bir saflaştırma operasyonu olduğunu etimolojik olarak mühürler.

        ve ileynâ (وَإِلَيْنَا)

        Bağlaç olan "vav", yönelme bildiren "iley" (doç/doğru) ve "-nâ" (bize) zamirinden oluşur. "Sadece bize" anlamını taşıyacak şekilde cümlenin en başında (tahsis/hasr amacıyla) yer almıştır. Râgıb el-İsfahânî, bu yapının varoluşun nihai durak yerinin hiçbir aracı veya sahte ilah değil, bizzat mutlak Yaratıcı olduğunu vurguladığını belirtir.

        turce'ûn (تُرْجَعُونَ)

        r-c-a (ra-cim-ayn) kökünden türeyen muzari (şimdiki/gelecek zaman), meçhul (edilgen), cemi müzekker (eril çoğul) bir fiildir. "Döndürülürsünüz" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin başladığı yere, ilk durumuna veya aslına geri dönmesi" olduğunu belirtir.

        Fiilin meçhul (edilgen) formda gelmesini analiz eden Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bunun muazzam bir teolojik vurgu taşıdığına dikkat çeker. Öztürk'e göre bu dönüştürme eylemi insanın kendi iradesine veya tesadüfe bırakılmamıştır; insan, istemese de, ne kadar kaçarsa kaçsın (yerkudûn), mutlak bir irade tarafından "zorla ve kaçınılmaz olarak" (turce'ûn) asli merkezine, yani Allah'a döndürülecektir. Bu kelime, ayetin başındaki "ölümü tatma" eyleminin bir son değil, büyük bir geri dönüşün başlangıç noktası olduğunu tescil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X