Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Enbiyâ Sûresi, 20. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Enbiyâ Sûresi, 20. Ayet

    يُسَبِّحُونَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ لَا يَفْتُرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yusebbihûne-lleyle ve-nnehâra lâ yefturûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Onlar, bıkıp usanmaksızın gece gündüz Allah’ı tenzih ederler”

      Onlar, bıkıp usanmaksızın gece gündüz Allah’ı tenzih ederler. Onlar Allah’ı tenzih ederler ve O’nu inkârcılarm çocuk edindiği yolundaki iddialardan ve zatına yakışmayan başka bütün sıfatlardan uzak tutarlar. Bu âyet-i kerîme Mûtezile mezhebinin görüşlerinin yanlışlığını gösterir. Onlar fiillerin insanı bizâtihî yorucu ve bitkin kılıcı olduğunu söylerler. Fiiller onların dediği gibi bizâtihî insanı yorgun düşürücü olsaydı bu konuda beşer ve melekler arasında fark olmazdı. Cenâb-ı Hak, onların bitkin düşmediklerini, bıkıp usanmadıklarını ve ibadetlerin kendilerini yormadığını haber verdiğine göre bu bize ibadetlerin bizâtihî değil başka bir özellikten dolayı yorgun düşürücü olduğunu gösterir. Bu mesele kullara ait fiillerin yaratılıp yaratılmadığı konusuna girer. Biz bu konuda birçok yerde yeteri derecede açıklama yapmış bulunmaktayız.

      [Ebû Avsece der ki:] “Ve lâ yestahsirûn” kelimesi bitkin düşmezler demektir. Bu kökten türeme “hasîrun” yani bitkin ve “mahsûrun”, yani yorgun kelimeleri vardır. “Lâ yeftürûn” fiilinin kökü olan “el-fütûr” da bitkinlik anlamındadır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        yusebbihûne (يُسَبِّحُونَ)

        s-b-h (sin-be-ha) kökünden tef'îl babında türeyen, muzari (şimdiki/geniş zaman) cemi müzekker (eril çoğul) bir fiildir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "suda yüzmek, pürüzsüz ve hızlı bir şekilde akıp gitmek, uzayda veya bir boşlukta süzülmek" olduğunu belirtir. Tef'îl babındaki "tesbih" eylemi ise, bu kök anlamından mecazi bir geçişle, "Allah'ı her türlü eksiklikten, noksanlıktan ve beşeri sıfatlardan tenzih ederek, O'nun şanını yüceltme yolunda hızla ve pürüzsüzce ilerlemek" manasını kazanmıştır. Râgıb el-İsfahânî, tesbih kavramının sadece dille söylenen bir zikri değil, ilahi yörüngede (tıpkı yıldızların gökyüzünde yüzmesi gibi) sapmadan ve yorulmadan varoluşsal bir akışı ifade ettiğini aktarır. Ayette meleklerin eylemi olarak zikredilen bu fiil, onların ilahi iradeye olan mutlak ve doğal uyumlarını gösterir.

        Kavramı Kur'an'ın ontolojik sistemi içinde değerlendiren Toshihiko Izutsu, tesbih eyleminin tüm evrenin fıtri bir teslimiyetle gerçekleştirdiği kozmik bir senfoni olduğunu analiz eder. Izutsu'ya göre meleklerin tesbihi, zoraki bir ritüel veya görev bilinciyle yapılan bir tekrar değil; onların varlık tarzlarının (mode of existence) bizatihi kendisidir. Su için akmak, ışık için parlamak ne ise, melekler için de tesbih etmek odur. Prof. Dr. Sadık Kılıç da bu eylemin dinamizmine dikkat çekerek, meleklerin varoluşsal enerjilerini sadece ve sürekli olarak bu "aşkın süzülme" (tesbih) haline harcadıklarını, uluhiyeti tenzih etmenin onların yegane yaşam formu olduğunu belirtir.

        el-leyle (اللَّيْلَ)

        l-y-l (lam-ye-lam) kökünden türeyen ve belirlilik takısı (el) alan bir isimdir. "Gece, karanlık vakit" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün etimolojik temelinin "karanlığın basması, bir şeyin üzerinin örtülmesi ve yoğunlaşması" olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, gecenin insan doğası için dinlenme, sükûnet ve eylemsizlik vakti olduğunu aktarır. Ancak ayette meleklerin tesbihi bağlamında kullanıldığında, beşeri eylemsizliğin tam aksine, kesintisiz bir kozmik uyanıklığı ve ibadeti vurgular.

        Kur'an'ın edebi yapısı ve retoriği üzerine odaklanan Angelika Neuwirth, Mekke dönemi surelerinde gece ve gündüz (leyl ve nehâr) kavramlarının art arda kullanımının çok yaygın bir "merizm" (bütünü uç noktalarıyla ifade etme sanatı) oluşturduğunu belirtir. Neuwirth'e göre bu kelime, salt astronomik bir zaman diliminden ziyade, varoluşun "karanlık ve örtülü" yüzünü temsil eder ve meleklerin bu gizemli boyutta dahi ilahi zikirden kopmadıklarını estetik bir dille sabitler.

        ve'n-nehâra (وَالنَّهَارَ)

        Bağlaç olan "vav" (ve) harfi ile n-h-r (nun-he-ra) kökünden türeyen ve belirlilik takısı alan "nehâr" isminden oluşur. "Gündüz" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "genişlik, yayılma, bolca akma ve aydınlığın dağılması" olduğunu belirtir. Su yatağının genişleyip gürül gürül akmasına "nehir" denilmesi de aydınlığın yeryüzüne yayılmasını ifade eden "nehâr" kelimesi de aynı kök mantığından beslenir. Râgıb el-İsfahânî, gündüzün dağılan ve yayılan ışık sayesinde insanın fiziksel çabası ve hareketi için ayrılmış zaman dilimi olduğunu aktarır.

        Bu iki zaman zarfının (gece ve gündüz) felsefi bağlamını inceleyen Dücane Cündioğlu, meleklerin zamandan ve mekandan münezzeh bir boyutta (katında/ındehu) bulunmalarına rağmen, eylemlerinin dünyevi bir zaman ölçüsüyle (gece ve gündüz) ifade edilmesinin, insan idrakine yönelik ontolojik bir "tenezzül" (anlayış seviyesine inme) olduğunu analiz eder. Cündioğlu'na göre mutlak süreklilik, insan zihninde ancak en belirgin zıtlıkların (karanlık ve aydınlık) birleştirilmesiyle kavranabilir. Gece ve gündüz, evrendeki her türlü hal değişimini kapsayan bir bütünlüğün ifadesidir.

        lâ yefturûn (لَا يَفْتُرُونَ)

        Olumsuzluk edatı "lâ" ile f-t-r (fe-te-ra) kökünden türeyen muzari (şimdiki/geniş zaman), cemi müzekker (eril çoğul) bir fiildir. "Gevşemezler, usanmazlar, enerjileri düşmez, ara vermezler" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik karşılığının "bir şeyin sıcaklığının veya şiddetinin azalması, keskinliğin körelmesi ve zayıflamak" olduğunu belirtir. Kaynayan suyun ılımasına dilde "fütur" denir. Râgıb el-İsfahânî, insanın fiziksel veya zihinsel bir çaba sonrasında yaşadığı güç kaybının, hevesin sönmesinin ve rehavetin bu kelimeyle karşılandığını aktarır. Eylemin olumsuzluk edatıyla kullanımı, meleklerin eylemlerinde hiçbir entropi (enerji kaybı) ve duraksama yaşanmadığını gösterir.

        Bu fiilin ayetteki teolojik işlevini değerlendiren Prof. Dr. Hidayet Aydar, insanın (cesed sahibi varlığın) ibadetinin biyolojik sınırlar, psikolojik dalgalanmalar ve yorgunluk sebebiyle "fütur"a (kesintiye ve gevşemeye) mahkum olduğunu belirtir. Oysa meleklerin ontolojik yapısında bu biyolojik aşınma yoktur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk ise Mekke müşriklerinin inanç sistemi üzerinden bir okuma yaparak, putperestlerin ilah veya aracı olarak gördükleri varlıkların cansız ve tepkisiz doğasına karşı, Kur'an'ın gerçek ve aşkın hizmetkarların (meleklerin) sonsuz, tükenmez ve mutlak bir dirilik içinde (lâ yefturûn) olduklarını vurguladığını analiz eder. Müşriklerin heykelleri (putları) zamanla aşınır, dökülür ve "fütur"a uğrarken; ilahi nizamın gerçek görevlileri kozmik bir kararlılıkla, usanmadan varoluşsal tesbihlerine devam ederler.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X