Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Enbiyâ Sûresi, 17. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Enbiyâ Sûresi, 17. Ayet

    لَوْ اَرَدْنَٓا اَنْ نَتَّخِذَ لَهْواً لَاتَّخَذْنَاهُ مِنْ لَدُنَّاۗ اِنْ كُنَّا فَاعِل۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lev eradnâ en netteḣiże lehven letteḣażnâhu min ledunnâ in kunnâ fâ’ilîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi katımızdan edinirdik, bunu asla yapmayız.”

      Eğer bir eğlence edinmek isteseydik. Bazıları “lehven” kelimesine “zevceten” anlamı vermişlerdir, ancak bu uzak bir ihtimaldir. Çünkü yüce Allah onlara, çocuğunun olmadığını ispat ederken “Eşi olmadığı halde nasıl çocuğu olabilir?” meâlindeki beyanla “karısının olmaması’m delü olarak getirmiştir. Eğer onlar Allah Teâlâ’nın eşi olmadığını ikrar edip bilmeselerdi, eşinin olmadığını delil göstererek çocuğunun olmadığını ispat etmenin herhangi bir anlamı olmazdı. Bu durumda, Eğer bir eğlence edinmek isteseydik beyanın metninde geçen “lehv” kelimesi “çocuk” anlamında olur. Zira insanlar, çocukla eğlenmektedirler. Bu nedenle çocuk “lehv” kelimesi ile karşılanmıştır.

      Onu kendi katımızdan edinirdik, bunu asla yapmayız. Bu beyan iki türlü açıklanabilir: Birincisi: Onu anlayış kabiliyetinizin erişemeyeceği ve bilginizin ulaşamayacağı bir şekilde kendi katımızdan edinirdik. Çünkü çoculc, anne-babanın cinsinden ve onların biçiminde olur. Bunu bilmenin yolu da gözlem değil, akıl )mrütmedir. Allah Teâlâ’yı gözlem yoluyla bilemeyeceklerine göre ondan meydana gelecek olanı -eğer böyle bir durum olsa- nasıl bilecekler! İkincisi: Gözle görülmeyenler (gâib), ancak gözle görülenlerden hareketle akıl yürüterek bilinebilir. O nun sizin iddia ettiğiniz gibi bir çocuğu olsaydı bilinmezdi. Çünkü çocuğunun dünya ile ilgisi olmazdı. Sebebine gelince O, âlemi yoktan var etmede birdir ve tektir. Netice olarak O nun sizin iddia ettiğiniz gibi bir çocuğu olsa, bunu bilme ve idrak etme imkânınız yok olur gider.

      Eğer bir eğlence (çocuk) edinmek isteseydik, onu kendi katımızdan edinirdik meâlindeki beyan. O nun çocuğunun olduğu veya çocuk edinmesinin muhtemel olduğu anlamına gelmez. Fakat çocuğunun olması muhtemel olsa bunun idrak edilmesi ve bilinmesi ihtimal dâhilinde olmaz demektir. “Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka tanrılar bulunsaydı kesinlikle yerin göğün düzeni bozulurdu” meâlindeki beyan da aynı şekilde yorumlanır. Yerde ve gökte (Allah’tan başka) tanrılar olması ihtimali vardır anlamında değil, fakat şayet yerde ve gökte (Allah’tan başka) tanrılar olması ihtimal dâhilinde olsaydı yerin ve göğün düzeni bozulurdu mânasınadır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        lev (لَوْ)

        Arapçada imtina (imkansızlık) veya şart bildiren bir edattır. İbn Fâris, bu edatın "bir şeyin var olmaması veya gerçekleşmemesi sebebiyle başka bir şeyin de gerçekleşmemesi" (imtina' li-imtina') durumunu ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "lev" edatının genellikle geçmişe yönelik varsayımsal ve imkansız durumların tasavvurunda kullanıldığını aktarır. Ayetin bağlamında bu edat, Allah'ın evreni bir oyun ve eğlence için yaratması ihtimalinin ontolojik imkansızlığını, retorik bir varsayım üzerinden muhataba sunar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kur'an'ın bu edatı Mekke müşriklerinin mantıksal tutarsızlıklarını deşifre etmek için polemik bir araç olarak kullandığına dikkat çeker; "Eğer öyle olsaydı..." şeklindeki bu dilbilgisel yapı, iddia edilen şeyin (evrenin gayesizliğinin) ne kadar temelsiz olduğunu akli bir zeminde ispatlar.

        eradnâ (أَرَدْنَا)

        ra-vav-dal kökünden if'âl babında türeyen mazi (geçmiş zaman) bir fiildir ve sonuna "-nâ" (biz) zamiri eklenmiştir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir şeyi aramak, istemek, talep etmek ve bir şeyin peşinde gidip gelmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "irade" kavramının insani boyutta şehvet (arzu), hacet (ihtiyaç) ve emel (umut) gibi eksiklik bildiren duygulardan beslendiğini; ancak Allah'a nispet edildiğinde tüm bu duygusal ve biyolojik zafiyetlerden münezzeh, mutlak ve pürüzsüz bir "hüküm ve takdir etme" gücünü ifade ettiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, bu fiilin ilahi determinizm (kader/kaza) sistemindeki merkeziliğine vurgu yapar. Izutsu'ya göre "Eğer dileseydik/isteseydik" (lev eradnâ) ifadesi, Allah'ın mutlak özgürlüğünü (hürriyet-i mutlaka) kanıtlar; O'nun eylemlerini kısıtlayacak hiçbir dışsal güç yoktur, ancak O, kendi iradesiyle oyunu (gayesizliği) değil, hikmeti ve ciddiyeti seçmiştir.

        en nettehize (أَن نَّتَّخِذَ)

        elif-hı-zel kökünden iftiâl babında (ittehaze) türeyen muzari (şimdiki/gelecek zaman) fiilin, başındaki "en" mastar edatıyla nasb edilmiş halidir. İbn Fâris, "ahz" kökünün "bir şeyi avuçlamak, tutmak, kavramak ve kendi tarafına çekmek" anlamına geldiğini belirtir. İftiâl babı bu eyleme bir çaba, yönelim ve kasıt katar. Râgıb el-İsfahânî, "ittihaz" eyleminin, bir nesneyi veya kişiyi belirli bir amaca tahsis etmek, onu bir vasıf veya statü ile kabullenmek (örneğin birini dost veya evlat edinmek) olduğunu aktarır. Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin uluhiyet bağlamında kullanılmasının, genellikle Allah'a eş veya çocuk isnat eden şirke dayalı inançları (ittihaz-ı veled) reddetmek amacı taşıdığını ifade eder. Ayetteki kullanımıyla, Allah'ın kendi varlığına eklenecek, O'nunla ontolojik bir yakınlık kuracak herhangi bir eğlence veya eş/çocuk "edinmesi" fikri kökünden reddedilir.

        lehven (لَهْوًا)

        lam-he-ye kökünden türeyen bir isimdir. İbn Fâris, bu kökün "insanı asıl yapması gereken önemli işlerden alıkoyan, oyalayan ve dikkatini dağıtan her türlü meşguliyet" anlamına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, lehv kavramının kalbi asıl gayesinden saptıran dünyevi arzuları, oyun ve eğlenceyi ifade ettiğini aktarır. Ancak bu ayet özelinde kelimenin etimolojik ve yöresel kullanımına dikkat çeken Celaleddin el-Suyuti, Yemen (Himyer) lügatinde "lehv" kelimesinin mecazi olarak "kadın/eş" veya "çocuk" anlamında kullanıldığını, ayetteki bağlamın da Hristiyanların ve müşriklerin Allah'a eş veya çocuk isnat etmelerine yönelik bir reddiye olduğunu aktarır.

        Kavramı ontolojik bir derinlikle ele alan Dücane Cündioğlu, insanın yalnızlıktan, varoluşsal boşluktan veya can sıkıntısından kaçmak için "lehv"e (oyuna, eşe, çocuğa) ihtiyaç duyduğunu; mutlak kâmil olan ve hiçbir eksikliği bulunmayan yaratıcının ise kendini oyalayacak bir "ötekine" ontolojik olarak muhtaç olmadığını analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç da bu kelimenin evrenin yaratılışındaki mutlak ciddiyetin (hikmetin) zıttı olarak konumlandırıldığını ve uluhiyet makamıyla hiçbir şekilde bağdaşmadığını belirtir.

        lettehaznâhu (لَّاتَّخَذْنَاهُ)

        Tekit (pekiştirme) bildiren "le" harfi, elif-hı-zel kökünden iftiâl babında mazi fiil "ittehaznâ" (biz edindik) ve "-hu" (onu) zamirinin birleşiminden oluşur. Bir önceki "nettehize" fiiliyle aynı kökten gelmekle birlikte, buradaki kullanımı "lev" (eğer) şartının cevabını (sonucunu) vurgulu bir şekilde ifade etmektir. "Elbette onu edinirdik" anlamını taşıyarak, ilahi kudretin sınırları olmadığını, ancak bu kudretin abesle (saçmalıkla) iştigal etmeyeceğini dilbilimsel bir kesinlikle pekiştirir.

        min ledunnâ (مِن لَّدُنَّا)

        "Den/dan" anlamındaki "min" harf-i ceri, "yanında, katında" anlamlarına gelen mekan/zaman zarfı "ledun" ve "-nâ" (bizim) zamirinin birleşiminden oluşur. İbn Fâris, "ledun" kelimesinin etimolojik olarak bir şeyin çok yakını, bitişiği ve huzuru anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "inde" (yanında) ile "ledun" kelimeleri arasındaki farkı inceler; "ledun"un çok daha mahrem, doğrudan ve aracısız bir aidiyeti (kurbiyeti) ifade ettiğini belirtir.

        Bu ifadenin teolojik felsefesini analiz eden Toshihiko Izutsu, Mekke müşriklerinin ve diğer inanç sistemlerinin evreni bir "tanrısal oyun alanı" olarak gördüklerine dikkat çeker. Izutsu'nun analizine göre Kur'an şu sarsıcı argümanı sunar: Eğer Allah gayesiz bir oyun oynamak veya eş/çocuk edinmek isteseydi, bunun için şu fiziksel evreni (yerleri ve gökleri) yaratmasına gerek kalmazdı; bunu tamamen kendi aşkın (transandantal) aleminde, aracısız kendi katında (min ledunnâ) yapardı. Dolayısıyla yeryüzünün ve insanın yaratılışı, bir eğlence aracı olamayacak kadar somut, hedefli ve ciddidir.

        in kunnâ (إِن كُنَّا)

        Şart bildiren "in" (eğer) edatı ile kef-vav-nun kökünden mazi nakıs fiil olan "kâne" (idi) ve "-nâ" (biz) zamirinin birleşimidir. Arapça dilbilgisinde bu yapı, daha önceki "lev" edatıyla başlayan imkansızlık şartını pekiştiren ve cümlenin mantıksal kurgusunu tamamlayan bir varsayım yapısı kurar. "Eğer biz (böyle bir şey) yapacak olsaydık..." anlamını verir.

        fâilîn (فَاعِلِينَ)

        fe-ayn-lam kökünden türeyen ism-i fâil formunda, cemi müzekker (eril çoğul) bir isimdir. "Yapanlar, edenler, fiile dönüştürenler" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir eylemi ortaya çıkarmak, bir eser meydana getirmek ve bir iş işlemek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fiil" kelimesinin kasıtlı veya kasıtsız ortaya çıkan her türlü eylemi kapsadığını, ancak şuurlu varlıklara nispet edildiğinde iradi bir yapma/etme eylemini ifade ettiğini aktarır.

        Bu kelimenin ayetin sonundaki işlevini değerlendiren Prof. Dr. Hidayet Aydar, "in kunnâ fâilîn" (eğer yapacak olsaydık) kapanışının, Allah'ın mutlak fail (Fâil-i Muhtar) sıfatına bir atıf olduğunu belirtir. Aydar'a göre ayet, Allah'ın her şeyi yapmaya muktedir olduğunu, ancak O'nun eylemlerinin (fiillerinin) asla akıldan, hikmetten ve ciddiyetten yoksun bir "oyun" (lehv) kategorisine düşmeyeceğini kesin bir dille ilan ederek uluhiyet ile batıl tasavvurlar arasına muazzam bir ontolojik sınır çeker.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X