Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Enbiyâ Sûresi, 13. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Enbiyâ Sûresi, 13. Ayet

    لَا تَرْكُضُوا وَارْجِعُٓوا اِلٰى مَٓا اُتْرِفْتُمْ ف۪يهِ وَمَسَاكِنِكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْـَٔلُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lâ terkudû verci’û ilâ mâ utriftum fîhi vemesâkinikum le’allekum tus-elûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Kaçmayın! İçinde bulunduğunuz refaha ve yurtlarınıza dönün; herhalde sorgulanacaksınız! (dendiğinde).”

      Kaçmayın! İçinde bulunduğunuz refaha, yani nimete ve yurtlarınıza dönün; herhalde sorgulanacaksınız! (dendiğinde). Böylesi bir beyan onlarla alay sadedinde söylenir. Bazıları “Lealleküm tüselûne” cümlesine, herhalde azap edileceksiniz anlamı vermişlerdir. Bazıları da cümleyi, hesaba çekileceksiniz diye açıklamışlardır. Başka bazıları ise bunu şöyle tefsir etmişlerdir: Azabın (üzerinize) inmesinden önce iman etmeniz talep edildiği gibi, herhalde (şimdi de) iman etmeniz istenecektir. Aynı beyana şu anlam da verilmiştir. Herhalde peygamberinizi katletmekten dolayı sorgulanacaksınız. Çünkü daha önceki kavimler, peygamberlerini öldürmüşlerdi. Bu yüzden peygamberinizi niçin katlettiniz? diye sorgulanacaksınız. Bazıları ise şöyle bir açıklama yapmışlardır: Bu ifade -en doğrusunu Allah bilir ya- bir musibet hakkında indi. Belâdan kaçarken meleklerle karşılaştılar. Melekler onlarla alay etmek için Kaçmayın! İçinde bulunduğunuz refaha ve yurtlarınıza dönün; herhalde sorgulanacaksınız!, dediler. Bazıları da “lealleküm tüselûne” ifadesine “herhalde derinliğine anlarsınız” mânası vermişlerdir.

      [Ebû Avsece şöyle demiştir:] “ilâ mâ ütriftüm fîhi” cümlesi, içinde bulunduğunuz refaha ve nimete, demektir, “el-îtrâf” kelimesi ikram anlamına gelir. Ebû Ubeyde “yerkudûne” fiiline, koşuyorlar mânası vermiştir.

      Kaçmayın! îçinde bulunduğunuz refaha ve yurtlarınıza dönün; herhalde sorgulanacaksınız! cümlesindeki dönün fiili emir mânasmda değil, fakat eğer siz içinde bulunduğunuz refaha dönerseniz, anlammdadır. Bunun gibi: “De ki; Yeryüzünde dolaşm da günahkârlarm sonu nice oldu görün” mealindeki beyanda dolaşm anlamma gelen “sîrû” fiili emir mânasmda değildir. Fakat eğer yeryüzünde dolaşırsanız günahkârlarm sonunun nice olduğunu görürsünüz demektir. Tefsirini yapmakta olduğumuz âyette de durum aynen böyledir. Mânası şudur: Eğer içinde bulunduğunuz refah ve yurtlarınıza döne :niz herhalde daha önce size sorulduğu gibi bazı şeylerden sorgulanacaksı^ıiz. Bu cümle, yaptıklarının karşılığı olsun diye alay tarzında söylenmiş bir beyandır. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        lâ terkudû (لَا تَرْكُضُوا)

        r-k-d (ra-kef-dad) kökünden türeyen muzari fiilin nehiy (olumsuz emir) formudur ve "kaçışmayın, koşmayın" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir canlının ayaklarını şiddetle yere vurması, binek hayvanını hızlandırmak için mahmuzlaması ve hızla uzaklaşması" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, eylemin sükûnetin zıttı olan şiddetli bir sarsıntı ve panik halindeki kaçışı ifade ettiğini aktarır. Ayette bu eylem, olumsuz bir emir kipiyle kullanılarak inkarcıların dehşet anındaki reflekslerine müdahale eder.

        Bu ifadenin ayetteki edebi ve teolojik işlevini analiz eden Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki nehiy (yasaklama) kipinin gerçek bir emir değil, "tehakkümî" (alaycı ve aşağılayıcı) bir ilahi hitap olduğuna dikkat çeker. Azabı gören inkarcılar panikle kaçmaya çalışırken, melekler veya ilahi bir ses onlara ironik bir şekilde "Boşuna yorulup kaçmayın!" diye seslenmektedir. Angelika Neuwirth ise bu eylemi Kur'an'ın dramatik anlatım teknikleri (retorik) üzerinden okuyarak, dünyada kibirle yürüyen elitlerin azap karşısında ilkel bir biyolojik hayatta kalma güdüsüyle (r-k-d) koşuşturmalarının ve ardından alaycı bir sesle durdurulmalarının, ilahi adaletin teatralliğini yansıttığını analiz eder.

        verci'û (وَارْجِعُوا)

        Bağlaç olan "vav" ile r-c-a (ra-cim-ayn) kökünden türeyen çoğul emir formundaki bir fiilin birleşimidir; "ve dönün" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün etimolojik temelinin "bir şeyin başladığı yere, ilk durumuna veya geride bıraktığı mekana geri gitmesi" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, rücu eyleminin hem fiziksel bir mekana dönüşü hem de soyut bir duruma, eski bir hale avdet etmeyi kapsadığını ifade eder. Ayetteki kullanımıyla, kaçmaya çalışan inkarcıların yüzlerinin ve bedenlerinin zorla geçmişlerine, geride bırakmak istedikleri lüks hayatlarına doğru çevrilmesini emreder.

        Kavramı psikolojik ve ontolojik bir düzlemde ele alan Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu emrin inkarcılar için fiziksel azaptan daha ağır bir yüzleşme (rucu) olduğunu analiz eder. Kılıç'a göre, hakikatten kaçan insan azapla karşılaştığında kendi geçmişinden de kaçmak ister; ancak ilahi adalet onlara "geriye dönün" diyerek, onları helaklerine sebep olan o sahte konfor alanıyla ve kendi günahlarının inşa edildiği mekanlarla varoluşsal bir yüzleşmeye mecbur bırakır. Diyanet İslam Ansiklopedisi de bu kelimenin, kaçışın imkansızlığını ve ilahi kaderin mutlak kuşatıcılığını gösteren bir terim olarak kullanıldığını aktarır.

        utriftum (أُتْرِفْتُمْ)

        t-r-f (te-ra-fe) kökünden if'âl babında türeyen meçhul (edilgen), mazi (geçmiş zaman) bir fiildir. İbn Fâris, bu kökün sözlük anlamının "nimetin çokluğu, genişliği ve insanın bu bolluk içinde şımarması, sınır tanımaz hale gelmesi" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mütref" veya "utrife" kavramlarının, kendisine verilen servet, güç ve refah sebebiyle nefsi azgınlaşan, konforun rehavetiyle hakikate karşı körleşen kişileri tanımlamak için kullanıldığını ifade eder. Fiilin edilgen yapısı (utriftum - şımartıldınız / lükse boğuldunuz), bu refahın onların kendi güçleriyle elde ettikleri bir hak değil, onlara dışarıdan (Allah tarafından) verilmiş bir imtihan aracı olduğunu gösterir.

        Bu kelimenin Kur'an'ın sosyolojisindeki yerini inceleyen Toshihiko Izutsu, "mütrefîn" sınıfının Kur'an'ın ahlak sistemindeki en büyük negatif figürler olduğunu analiz eder. Izutsu'ya göre servet ve lüks (t-r-f), insanın Allah'a olan fıtri muhtaçlık (iftikar) duygusunu yok ederek onda sahte bir bağımsızlık hissi (istiğna) yaratır. Hakikate en çok direnenler, daima bu konfor alanını kaybetmek istemeyen şımarık elitlerdir. Kavramı felsefi bir boyutta değerlendiren Dücane Cündioğlu ise, ayetteki bu ifadenin lüksün ontolojik ağırlığına işaret ettiğini belirtir. İnsanı varoluşsal uykuda tutan en güçlü uyuşturucu, içinde boğulduğu bu bedensel konfordur. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin bu kelime seçimiyle doğrudan Mekke'nin şımarık oligarşisine sınıfsal ve teolojik bir eleştiri yönelttiğini, onları kendi refahlarının putperestleri olarak deşifre ettiğini aktarır.

        ve mesâkinikum (وَمَسَاكِنِكُمْ)

        Bağlaç olan "vav", s-k-n (sin-kef-nun) kökünden ism-i mekan formunda türeyen "mesken" kelimesinin çoğulu (mesâkin) ve "-kum" (sizin) muttasıl zamirinin birleşiminden oluşur. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "hareketin durması, sükûnete ermek, çalkantının bitmesi ve yerleşik hale geçmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bedenin yorucu fiziksel hareketlerinden sonra dinlenip yatıştığı yerlere (ev, konak, köşk) bu yüzden mesken denildiğini aktarır; kavram fiziksel sükûneti barındırır.

        Bu kelimenin Sami dillerindeki kökenine inen Arthur Jeffery, sözcüğün Aramice ve Süryanicede de çadır, tapınak veya yerleşim yeri anlamına gelen "mşkn" (mişkan) kelimesiyle aynı kökten geldiğini ve bölgedeki ortak mimari/kültürel hafızanın bir parçası olduğunu tespit eder. Ayetteki kullanımını edebi bir zıtlık sanatı (tıbak) üzerinden okuyan Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin olağanüstü ironisine dikkat çeker. İnkarcılar biraz önce dehşet içinde tabanları yağlayıp kaçışırken (terkudû/hareket hali), onlara alaycı bir şekilde hareketin sıfırlandığı, sükûnetin ve durgunluğun sembolü olan konaklarına (mesâkin/sükûn hali) geri dönmeleri emredilir. Bu etimolojik tezat, onların dünyevi güvenlik algılarının ne kadar temelsiz olduğunu suratlarına çarpar.

        le'allekum (لَعَلَّكُمْ)

        Arapçada teracci (umma, beklenti) veya ta'lil (gerekçelendirme) bildiren bir edat ile "-kum" (siz) zamirinin birleşimidir; "umulur ki, ta ki, belki" anlamlarına gelir. Râgıb el-İsfahânî, bu edatın normal dilde insanın geleceğe yönelik ümitlerini veya beklentilerini ifade ettiğini, ancak Allah'ın kelamında kullanıldığında bunun şüphe barındıran bir "ihtimal" değil, kesin bir "gerekçe" (sebep-sonuç bağı) veya muhatabın durumuna uygun bir beklenti kurgusu yarattığını belirtir.

        Ayetteki bağlamını inceleyen Prof. Dr. Mustafa Öztürk, edatın burada tamamen istihza (alay) amacıyla kullanıldığını analiz eder. Cümlenin akışı "Şımarık hayatınıza geri dönün ki..." şeklinde devam eder ve bu edat, arkasından gelecek olan fiilin (tus'elûn) ironik ağırlığını hazırlayan psikolojik bir dilbilgisi basamağı olarak işlev görür.

        tus'elûn (تُسْأَلُونَ)

        s-e-l (sin-hemze-lam) kökünden türeyen muzari (şimdiki/geniş zaman), meçhul (edilgen) çoğul bir fiildir. "Size sorulur, sorguya çekilirsiniz, size danışılır" anlamlarına gelir. İbn Fâris, kök anlamının "birinden bilgi talep etmek, bir gerçeği araştırmak veya bir ihtiyacın giderilmesini istemek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, sual eyleminin bağlama göre "hesaba çekmek" (sorgulamak) veya "saygı duyularak fikrine başvurulmak" anlamlarında kullanılabileceğini aktarır.

        Bu kelimenin ayetteki çift katmanlı (ambivalent) ironisini analiz eden Prof. Dr. Hidayet Aydar, fiilin edilgen (meçhul) yapısının Mekke aristokrasisinin dünyevi statüsüne bir atıf olduğunu belirtir. Dünyada iken bu "mütref" (şımarık) tabaka, Darunnedve'de köşelerine çekilir ve halk gelip onlara akıl danışırdı (sual edilirdi). Ayet onlara alaycı bir dille; "Kaçmayın, o lüks konaklarınıza dönün ki, köleleriniz, tebaanız ve etrafınızdakiler yine gelip size ne yapacaklarını sorsunlar, size danışsınlar!" der. Ancak kelimenin eskatolojik (ahiret ve yargı) boyutunu inceleyen Toshihiko Izutsu, aynı kelimenin diğer ve asıl anlamının "ilahi otorite tarafından günahlarından dolayı amansızca hesaba çekilmek" olduğunu vurgular. İnkarcılar, dünyadaki "kendisine danışılan üstün otorite" maskelerinin düştüğünü ve ilahi azabın karşısında aciz birer "sorgulanan sanık" konumuna indirgendiklerini bu kelimenin vurucu anlamıyla idrak ederler.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X