فَلَمَّٓا اَحَسُّوا بَأْسَنَٓا اِذَا هُمْ مِنْهَا يَرْكُضُونَۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Enbiyâ Sûresi, 12. Ayet
Daralt
X
-
“Azabımızı hissettiklerinde bakarsın ki yerlerinden kaçıyorlar.”
Azabımızı hissettiklerinde. Bazıları “ehassû” fiiline azabı bildiklerinde anlamı vermişlerdir. Bakarsın ki yerlerinden kaçıyorlar. Yani kaçıyorlar ve firar ediyorlar. Bazıları da söz konusu fiile “ya'dûne”, yani koşuyorlar anlamı vermiştir. Fakat verilen bu mânalar arasında fark yoktur.
[Ebû Avsece] şu açıklamayı yapmıştır: “Ehassû” kelimesi azabımızın başlarına geleceğinden kesin olarak emin oldular, demektir. Aynı kökten gelen “ahsestü” fiili buldum anlamına gelir. “Ahsestü” fiilinin, bildim ve kesin olarak emin oldum, anlamı da mevcuttur. “Ahsestü” kelimesine, kestim ve “tehassestü” fiiline de seçtim anlamı verenler de olmuştur. Aynı kökten gelen “el-mihasse” kelimesi türetümiştir ki kaşağı, yani fırça anlamına gelir. “Yerkudûne”, kaçıyorlar demektir.
Yorumu Yorumla
-
fe-lemmâ (فَلَمَّا)
"fe" bağlacı ile "dığı zaman, -ınca" anlamlarına gelen "lemmâ" zaman zarfının birleşimidir. İbn Fâris, "lam-mim" yapısının dilde bir araya gelme, toplanma ve bir işin vaktinin hulul etmesi anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "lemmâ" edatının mazi (geçmiş zaman) bir fiilin önüne geldiğinde salt bir zaman bildiriminden ziyade, iki olay arasındaki kesin ve anlık bağlantıyı kurduğunu ifade eder. Ayette helakin geliş anı ile inkarcıların dehşete kapılma anı arasındaki o kaçınılmaz, bitişik ve ani karşılaşmayı, "fe" bağlacının cümleye kattığı ardışıklık ve hız ile birlikte zaman düzleminde etimolojik olarak sabitler.
ehassû (أَحَسُّوا)
h-s-s (ha-sin-sin) kökünden if'âl babında türeyen mazi (geçmiş zaman) bir fiildir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir şeyi duyular yoluyla, fiziksel olarak algılamak, gözle görmek veya tenle hissetmek" olduğunu belirtir. İçsel ve soyut bir sezgiden ziyade, inkar edilemez derecede somut bir farkındalığı ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, insanın dış dünyayı algıladığı beş duyuya (havass) dikkat çekerek, buradaki "ihsas" (hissetme) eyleminin, aklın ve kalbin inkar ettiği ilahi azabın, artık doğrudan gözle görülür ve tenle hissedilir bir fiziksel gerçekliğe dönüşmesi olduğunu aktarır.
Kavramı epistemolojik ve psikolojik bir boyutta analiz eden Toshihiko Izutsu, müşriklerin zihinsel bir savunma mekanizması olarak vahyi sürekli reddettiklerini, ancak azabın (helakin) kozmik gerçekliğiyle karşılaştıklarında bu sahte bilincin çöktüğünü ve hakikati "biyolojik bir dehşet" (ihsas) seviyesinde algılamak zorunda kaldıklarını vurgular. Dücane Cündioğlu ise bu eylemi "gecikmiş bir ontolojik uyanış" olarak yorumlar; iradeleriyle ve akıllarıyla uyanmayı reddedenler, bedenin çıplak duyularıyla (ehassû) dehşet içinde uyanmak zorunda kalmışlardır.
be'senâ (بَأْسَنَا)
b-e-s (be-hemze-sin) kökünden türeyen "be's" ismi ve ona bitişen "-nâ" (bizim) muttasıl zamirinden oluşur. İbn Fâris, kök anlamının "şiddet, zorluk, sıkıntı, korku ve savaşın çetinliği" olduğunu belirtir. Zorluk ve fakirlik anlamına gelen "be'sâ" kelimesi de aynı köktendir. Râgıb el-İsfahânî, be's kavramının genellikle bedensel acı, savaş meydanındaki dehşet ve katlanılması imkansız ilahi azap için kullanıldığını aktarır. Ayette bu şiddetin failinin "nâ" (biz) zamiriyle doğrudan Allah'a nispet edilmesi, gelen yıkımın doğa olaylarından veya tesadüflerden kaynaklanmayan, bizzat mutlak iradenin kurguladığı hedeflenmiş bir azap olduğunu gösterir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, be's kelimesinin Kur'an'daki kullanım ağını incelerken, bunun sadece fiziksel bir acıyı değil, insanın tüm varoluşsal direncini kıran, onu mutlak bir çaresizliğe ve dehşete mahkum eden ilahi müdahalenin yakıcı eziciliğini ifade ettiğini analiz eder.
izâ (إِذَا)
Arapçada hem zaman ("-dığı zaman") hem de "müfâcee" (anilik, sürpriz) bildiren bir edattır. İbn Fâris, bu edatın "iza'l-fücâiyye" olarak kullanıldığında, hiç beklenmeyen, aniden gelişen ve muhatabı şoka uğratan bir durumu haber vermek için cümlenin başına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "izâ" edatının bir sürecin sonucunda ortaya çıkan sarsıcı bir manzarayı zihinlerde anında canlandırmak (ihzar) işlevi gördüğünü aktarır. Ayette ilahi azabı hissetme (ehassû) eylemi ile kaçış (yerkudûn) eylemi arasındaki ani ve panik dolu geçişi dilbilimsel bir şok dalgası gibi yansıtır; cümleye "bir de bakarsın ki", "o anda aniden" anlamlarını katarak sahnenin dramatik hızını artırır.
hum (هُم)
Üçüncü çoğul şahıs munfasıl (ayrık) zamiridir ve "onlar" anlamına gelir. Cümle içinde "izâ" edatından hemen sonra mübteda (özne) olarak müstakil bir şekilde yer alması, dikkati tamamen o helak edilen zalim toplumun çaresizliğine odaklayan retorik bir tahsistir (özgüleme).
minhâ (مِّنْهَا)
Ayrılma, uzaklaşma ve başlangıç bildiren (ibtidâ-i gaye) "min" (-den/dan) harf-i ceri ile "o" anlamına gelen müennes "-hâ" zamirinin birleşimidir. İbn Fâris, "min" edatının bir bütünden kopuşu ve bir noktasından ayrılışı ifade ettiğini belirtir. Zamir, bir önceki ayette bahsi geçen ve ilahi azabın merkez üssü haline gelen "karye"ye (zalim topluma/şehre) dönmektedir. Bu yapı, inkarcıların azabı hissettikleri anda o mekandan, kendi elleriyle inşa ettikleri ve sarsılmaz sandıkları medeniyet merkezinden kopup ayrılma refleksini etimolojik olarak sabitler.
yerkudûn (يَرْكُضُونَ)
r-k-d (ra-kef-dad) kökünden türeyen muzari (şimdiki/geniş zaman), cemi müzekker (eril çoğul) bir fiildir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "ayağı yere şiddetle vurmak, bir bineği hızlandırmak için onu ayakla mahmuzlamak ve hızla kaçmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, eylemin sadece hızlı bir yürüyüş (meşy) veya olağan bir koşma (sa'y) olmadığını; içinde büyük bir dehşetin, arkaya bakmadan kaçışın ve can havliyle uzaklaşma çabasının bulunduğu ilkel bir panik halini nitelediğini ifade eder.
Kavramın Kur'an'daki psikolojik ve retorik boyutunu inceleyen Toshihiko Izutsu, müşriklerin vahiy karşısında sergiledikleri o "istikbar" (büyüklenme) ve "oyun/eğlence" (la'b) halinin, ilahi azap gerçekliğiyle yüzleşildiği an nasıl ilkel bir biyolojik reflekse (hayatta kalma koşusuna) dönüştüğünü analiz eder. "Yerkudûn" fiili, bu ontolojik çöküşün bedensel dışavurumudur. Ayetin bu kısmını Kur'an'ın edebi estetiği üzerinden değerlendiren Angelika Neuwirth, kelimenin çok güçlü bir sinematografik (görsel) imge yarattığına dikkat çeker. Önceleri kibirle yeryüzünde yürüyen ve gizli meclislerde komplolar kuranların, azabı gördüklerinde tıpkı ürkmüş binek hayvanları gibi topuklarını yere vurarak telaşla kaçışmaları, ilahi adaletin ironik ve sarsıcı bir sahnelenişidir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk de bu fiilin seçilmesindeki polemik diline vurgu yaparak, müşrik elitlerin sahip olduğu tüm toplumsal statünün ve sahte vakarın, ilahi gerçeklik karşısında nasıl acınası ve gülünç bir panik haline dönüştüğünü ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla