وَكَمْ قَصَمْنَا مِنْ قَرْيَةٍ كَانَتْ ظَالِمَةً وَاَنْشَأْنَا بَعْدَهَا قَوْماً اٰخَر۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Enbiyâ Sûresi, 11. Ayet
Daralt
X
-
“Biz, halkı zulme sapmış nice ülkeyi yerle bir ettik, arkasından da başka topluluklar vücuda getirdik.”
Âyetin metninde geçen “kasamnâ” kelimesi, helâk ettik anlamına gelir. Kelimenin kök anlamı kırmak demektir. Allah Teâlâ burada Mekkeliler’i M uhamm edi (a.s.) yalancı olmakla itham etmeleri sebebiyle, geçmiş ümmetlerin peygamberleri yalanlamaları yüzünden başlarına gelen musibetle korkutmaktadır.
[Ebû Avsece şöyle demiştir:] “ei-Kasmu” kelimesi kırmak anlamına gelir. Kırmaktan maksat da helâk olmak demektir. “Kasama ğayrahû” cümlesi başkasını helâk etti demektir. “İnkasame” kalıbı ise kırıldı anlamına gelir.
Yorumu Yorumla
-
ve kem (وَكَمْ)
Bağlaç olan "vav" (ve) ile çokluk/kemiyet bildiren "kem" (كَمْ) edatından oluşur. İbn Fâris, "kem" edatının dilde bir şeyin sayısını sormak veya o şeyin sayısının ne kadar çok olduğunu vurgulamak (tekisir) için kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ayetteki bu kullanımın bir soru değil, "nice, ne kadar çok" anlamında bir "haber-i teksirî" olduğunu, yani tarihin derinliklerinde yok edilen toplulukların sayıca fazlalığına ve bu durumun bir istisna değil, bir sünnetullah (yasa) olduğuna işaret ettiğini aktarır.
kasamnâ (قَصَمْنَا)
k-s-m (kaf-sad-mim) kökünden türeyen mazi (geçmiş zaman) bir fiildir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir şeyi kırıp parçalamak, un ufak etmek, belini kırmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kasam" eyleminin sıradan bir kırılma değil, bir nesnenin içindeki bütünlüğün ve direncin tamamen yok edilmesi, omurgasının çökertilmesi olduğunu ifade eder.
Bu kelimenin ayetteki kullanımını edebi bir düzlemde inceleyen Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın helak eylemini anlatırken kullandığı diğer kelimelerle (örneğin "kat'a" veya "ehlekna") kıyaslandığında "kasam"ın çok daha şiddetli ve geri dönülemez bir fiziksel/sosyolojik yıkımı temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin seçilmesinin Mekkeli müşriklerin kibrine (istikbar) yönelik bir tehdit içerdiğini analiz eder; zira "kasam", en sert ve mağrur yapıların bile ilahi irade karşısında tuzla buz olacağını etimolojik bir sarsıcılıkla ilan eder.
min karyetin (مِن قَرْيَةٍ)
"Den/dan" anlamındaki "min" cer harfi ile k-r-y (kaf-ra-ye) kökünden türeyen "karye" isminden oluşur. İbn Fâris, kök anlamının "toplamak, bir araya getirmek" olduğunu, insanların yerleşik düzende toplandığı medeniyet merkezlerine bu yüzden karye denildiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, burada karyenin fiziksel yapılarından ziyade, o yapıların içinde organize olmuş, ortak bir inanç ve ahlak sistemini (veya sistemsizliğini) paylaşan toplumu ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, karyenin Kur'an terminolojisinde genellikle "hakikate karşı direnç gösteren kurumsal yapılar" olarak kodlandığını analiz eder.
kânet (كَانَتْ)
k-v-n (kef-vav-nun) kökünden türeyen mazi, müennes (dişil) bir fiildir. İbn Fâris, kökün etimolojik olarak "bir şeyin varlık sahasına çıkması, bir hal üzere bulunması" anlamına geldiğini belirtir. Ayette, söz konusu toplumun (karye) bir zamanlar tarih sahnesinde aktif, canlı ve kudretli bir özne olarak yer aldığını, ancak bu varoluşun yerini bir sonraki sıfata bıraktığını ifade eder.
zâlimeten (ظَالِمَةً)
z-l-m (zı-lam-mim) kökünden türeyen bir ism-i fâildir. İbn Fâris, bu kökün iki temel anlamı olduğunu belirtir: İlki "bir şeyi olması gereken yerden başka bir yere koymak" (adaletin zıttı), ikincisi ise "karanlık/zulmet"tir. Râgıb el-İsfahânî, karyenin (toplumun) zalim olarak nitelenmesinin, o toplumun ilahi sınırları (hududullah) ihlal etmesi, hakkı batılla yer değiştirmesi ve kendi varoluşsal aydınlığını inkar karanlığına gömmesi anlamına geldiğini aktarır.
Bu kavramın ontolojik boyutunu inceleyen Toshihiko Izutsu, zulmün Kur'an'ın ahlak sistemindeki en yıkıcı kavram olduğunu analiz eder. Izutsu'ya göre "zâlimeten" sıfatı, o toplumun helaki hak etmesine neden olan "nedensel (causal) ahlaki durumu" açıklar. Zulüm, sistemin dengesini bozar; "kasamnâ" (parçalama) fiili ise bu bozulan dengeyi ortadan kaldıran ilahi müdahaledir.
ve enşe'nâ (وَأَنشَأْنَا)
Bağlaç olan "vav" ile n-ş-e (nun-şın-hemze) kökünden türeyen if'âl babında mazi bir fiildir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin yükselmesi, büyüyüp serpilmesi ve ilk defa ortaya çıkması" olduğunu belirtir. Genç birinin büyümesine "neş'et" denilmesi bu köktendir. Râgıb el-İsfahânî, "inşâ" eyleminin, bir şeyi sadece var etmek değil, onu belirli bir süreç içinde büyütüp geliştirmek ve yeni bir form kazandırmak olduğunu aktarır. Ayette, yıkılan zalim toplumun yerine tamamen yeni, taze ve farklı bir toplumsal yapının inşa edildiği vurgulanır.
ba'dehâ (بَعْدَهَا)
b-a-d (ayn-dal-be) kökünden türeyen ve "sonra" anlamına gelen zaman zarfı ile o topluma (karye) giden "-hâ" zamirinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin gerisinde kalan, onu takip eden" anlamını taşıdığını belirtir. Tarihsel ardışıklığı ve toplumsal dönüşümü ifade eder.
kavmen (قَوْمًا)
k-v-m (kaf-vav-mim) kökünden türeyen bir isimdir. İbn Fâris, kökün etimolojik temelinin "ayakta durmak, bir işi üstlenmek ve direnmek" olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "kavm" kelimesinin aralarında bir bağ bulunan, ortak bir dava veya nesep etrafında toplanmış "ayakta duran" insan topluluğunu nitelediğini belirtir.
Bu kelimenin ayetteki kullanımını analiz eden Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kur'an'ın "kavm" kelimesini zikrederek, helak edilen toplumlardan sonra tarihin boş kalmadığını, ilahi iradenin yeni aktörleri sahneye sürdüğünü vurguladığını aktarır. Diyanet İslam Ansiklopedisi, buradaki "kavmen âharîn" (başka bir kavim) ifadesinin, ilahi mesajın hiçbir topluma mahkum olmadığını, bir toplum hakikatten yüz çevirip zalimleştiğinde, Allah'ın o biyolojik/sosyolojik yapıyı tasfiye edip yerine yepyeni bir irade getirebileceği yönündeki evrensel bir yasayı (istiklaf) ifade ettiğini belirtir.
âharîn (آخَرِينَ)
e-h-r (elif-ha-ra) kökünden türeyen "âhar" kelimesinin çoğuludur. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin sonu, gerisi ve kendisinden başka olan" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bunun "başkaları, diğerleri" anlamına gelerek, yeni gelen toplumun eskisiyle ne inanç ne de ahlak bakımından hiçbir benzerliğinin ve bağının kalmadığını, tamamen "başka" bir başlangıç olduğunu vurguladığını aktarır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla