قَالَ رَبّ۪ي يَعْلَمُ الْقَوْلَ فِي السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۘ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Enbiyâ Sûresi, 4. Ayet
Daralt
X
-
“Peygamber dedi ki: ‘Benim Rabb'im yerde ve gökte konuşulan her sözü bilir. O, hakkıyla işitendir, bilendir”’
Peygamber dedi ki: Benim Rabb’im yerde ve gökte konuşulan her sözü bilir. O, hakkıyla işitendir, bilendir. Allah Teâlâ’nın Yerde ve gökte konuşulan her sözü bilir meâlindeki cümle ile kastedilenin aralarında gizlice fısıldaştıkları “Bu da sizin gibi sadece bir insan değil midir? Şimdi siz göz göre göre büyüye mi kapılıyorsunuz?” “Bunlar karma karışık düşlerdir; hayır, onu kendisi uydurmuştur. O olsa olsa şairdir” ve benzeri sözleri ve Hz. Peygambere yakıştırdıkları sıfatlar olsa gerektir. Onlara de ki “Benim Rabb’im yerde de olsa gökte de olsa sizin bu sözünüzü bilir.” Allah Teâlâ bunu o söylediklerinden vazgeçmeleri için söylemiştir. Çünkü dünyada birinin tercih ettiği fiillerden ve sözlerden haberdar olduğunu bilen kimse, bunlardan vazgeçer ve o sözleri söylemekten ve tercih ettiği şeylere yönelmekten kaçınır. Bu beyanın “Kuşkusuz yerde olsun gökte olsun hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz” “O, onların sözlerini hakkıyla işiten ve fiillerini hakkıyla bilendir” meâlindeki beyanlarda olduğu gibi yeni ve bir başlangıç cümlesi de olabilir.
Yorumu Yorumla
-
kâle (قَالَ)
k-v-l (kaf-vav-lam) kökünden türeyen mazi (geçmiş zaman) bir fiildir ve "söyledi, dedi" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "sesi harflerle ve hecelerle telaffuz etmek, düşünceyi dile dökmektir" şeklinde tanımlandığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî ise "kavl" kelimesini detaylandırarak, bunun hem fiziksel olarak telaffuz edilen sözü hem de içsel düşünceyi, inancı kapsadığını aktarır. Ayetin bağlamında bu fiil, Peygamber'in müşriklerin gizli planlarına ve fısıldaşmalarına karşı ilan ettiği açık duruşu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, müşriklerin önceki ayette geçen kapalı kapılar ardındaki entrikalarına (necvâ) karşı, vahyin tebliğcisinin aleni ve cesur bir şekilde gerçeği haykırmasına dikkat çeker. Öztürk'e göre "kâle" fiili burada sadece basit bir aktarım değil, teolojik ve ontolojik bir meydan okumadır.
rabbî (رَبِّي)
r-b-b (ra-be-be) kökünden türeyen bir isim ile sonuna eklenen ve "benim" anlamı katan mütekellim yâ'sından (muttasıl zamir) oluşur. İbn Fâris, bu kökün etimolojik temelinin "bir şeyi ıslah etmek, korumak, özen göstermek ve geliştirmek" olduğunu vurgular. Râgıb el-İsfahânî, Rabb kavramının sözlükte "bir şeyi ilk halinden alıp yavaş yavaş kemale, en mükemmel formuna erdirmek" manasına geldiğini aktarır. Ayetin bağlamında bu ifade, inkar edenlerin suikast ve komplo kurduğu peygamberin sahipsiz olmadığını, kendisini yetiştiren ve koruyan mutlak bir otoriteye dayandığını gösterir.
Kelimenin köken bilimi üzerine çalışan Arthur Jeffery, Sami dillerindeki (özellikle Süryanice ve İbranice) "rabbi" kelimesinin efendi, ulu kişi veya öğretmen anlamlarındaki kullanımının Kur'an'da mutlak yaratıcı ve terbiye edici formuna nasıl dönüştürüldüğüne dikkat çeker. Kur'an'ın anlambilimsel ağını inceleyen Toshihiko Izutsu ise "Rabb" kavramının, insanın yaratıcısıyla kurduğu en dikey ve kişisel ilişki biçimi olduğunu analiz eder. Izutsu'ya göre ayetteki "rabbî" (benim Rabbim) tamlaması, salt bir inanç ikrarından öte, peygamberin ilahi himayeye duyduğu mutlak güvenin ve varoluşsal aidiyetin dilsel bir dışavurumudur.
ya'lemu (يَعْلَمُ)
a-l-m (ayn-lam-mim) kökünden türeyen muzari (şimdiki/geniş zaman) bir fiildir. İbn Fâris, kökün sözlük anlamının "bir şeyin izini sürmek, onu diğerlerinden ayıran alameti veya işareti kesin olarak kavramak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ilim kavramını "bir şeyin hakikatini, mahiyetini ve özünü idrak etmek" olarak tanımlar. Ayetin bağlamında bu fiil, müşriklerin yeryüzünde karanlık köşelerde fısıldaşarak kurdukları planların, ilahi idrakin sınırları dışında kalamayacağını ifade eder. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Allah'a nispet edilen "ilm" sıfatının hiçbir aracıya, zamana, mekana veya dışsal bir nedene bağlı kalmaksızın işleyen mutlak, kuşatıcı ve önceden var olan bir idrak olduğunu aktarır.
el-kavle (الْقَوْلَ)
k-v-l (kaf-vav-lam) kökünden türeyen bir isimdir ve başındaki belirlilik takısı (el) ile birlikte "o sözü, konuşulanı" anlamına gelir. İbn Fâris, ağızdan çıkan her türlü ifadenin bu kökten türediğini ifade eder. İnsan sözünün ontolojik varlığına ve felsefi boyutuna dikkat çeken Dücane Cündioğlu, fısıltı (necvâ) veya yüksek sesle konuşma fark etmeksizin "kavl"in, bir kez varlığa çıktığında mutlak ilahi bilgi havuzuna dahil olduğunu belirtir. Cündioğlu'na göre insan kendi sözünü kalabalıklardan gizlediğini zannetse de, sözün (kavl) varoluşsal gerçekliği ve yankısı Allah'a daima açıktır. Prof. Dr. Sadık Kılıç da Kur'an'ın kelimelere ve söze yüklediği derin anlama işaret ederek, dudaklardan dökülen her "kavl"in evrensel bir kayıt sistemine geçtiğini analiz eder.
es-semâi (السَّمَاءِ)
s-m-v (sin-mim-vav) kökünden türeyen bir isimdir. İbn Fâris, bu kökün temelinde "yükseklik, yücelik ve üstte olma durumu" manasının yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bir şeyin üzerinde olan her şeye o şeyin "semâ"sı (göğü/tavanı) denildiğini söyler. Kur'an terminolojisinde semâ, mutlak bir fiziksel uzaydan ziyade ilahi kuşatıcılığın sembolik mekanıdır. Kelimenin Sami dil ailesindeki izlerini süren Arthur Jeffery, İbranicedeki "şamayim" kelimesiyle akraba olan bu sözcüğün, bölgedeki ortak dilsel hafızada yukarıdaki aşkın alemi tanımladığını belirtir. Kur'an'ın edebi ve teolojik arka planını inceleyen Angelika Neuwirth, semâ kavramının Kur'an'ın retoriğinde salt kozmolojik bir boşluk değil, ilahi gözetimin (surveillance) teolojik bir sahnesi olarak kurgulandığını analiz eder. Neuwirth'e göre bu kelime, aşağıda gizlenen hiçbir şeyin bu mutlak tavanın altında saklı kalamayacağını ontolojik bir ağırlıkla vurgular.
vel-ardı (وَالْأَرْضِ)
Bağlaç olan vav (ve) harfi ile e-r-d (elif-ra-dad) kökünden türeyen ve belirlilik takısı (el) alan "arz" kelimesinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün semânın tam zıttı olarak "aşağıda olan, alçak, ayak basılan yer, zemin" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, arzın insanın topraktan yaratıldığı ve üzerinde biyolojik varoluşunu sürdürdüğü temel mekan olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an dilinde "semâ ve arz" ikilisinin kullanımının bir merizm (bütünü uç parçalarıyla ifade etme sanatı) oluşturduğuna dikkat çeker. Izutsu'nun analizine göre bu iki kelimenin peş peşe zikredilmesi, aralarındaki tüm yaratılmışlığı, mekansal boyutları ve saklı-açık tüm gerçeklikleri kapsayan mutlak evreni ifade eder. İnsanların yeryüzündeki (arz) en gizli meclisleri, gökleri (semâ) kuşatan ilahi bilginin saydam bir parçasıdır.
es-semîu (السَّمِيعُ)
s-m-a (sin-mim-ayn) kökünden türeyen ve mübalağa (aşırılık/mutlaklık) bildiren ism-i fâil formunda bir kelimedir. İbn Fâris, kökün temel anlamının "sesi idrak etmek, işitmek" olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, Allah için kullanıldığında bu sıfatın, kulak gibi fizyolojik bir organa veya ses dalgalarına ihtiyaç duymadan, varlıktaki her türlü frekansı, fısıltıyı ve titreşimi eksiksiz idrak etme gücü olduğunu belirtir. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Esma-i Hüsna'dan biri olan es-Semî'nin, varlığın ses boyutundaki mutlak ilahi kuşatmayı ifade ettiğini aktarır. Prof. Dr. Hidayet Aydar, müşriklerin kapalı kapılar ardındaki entrikalarına (necvâ) karşı Kur'an'ın verdiği en net teolojik cevabın "es-Semî" isminin zikredilmesi olduğunu analiz eder. Önceki ayetteki inkarcıların sığ "dinleme" eylemi karşısına, burada Allah'ın mutlak işitme gücü bir otorite olarak konulur.
el-alîm (الْعَلِيمُ)
a-l-m (ayn-lam-mim) kökünden türeyen ve mübalağa bildiren ism-i fâil formudur. İbn Fâris, kelimenin derin, sarsılmaz ve nüfuz edici bir bilgiye sahip olmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "el-Alîm" isminin, eşyanın hakikatini ve içyüzünü, makro veya mikro hiçbir detayı atlamadan, yanılgıya ve unutkanlığa düşmeden bilen mutlak varlığı nitelediğini ifade eder. Kavramın kelam ve felsefe boyutunu inceleyen Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın uluhiyet tasavvurunda "Alîm" sıfatının temel bir epistemolojik sütun olduğunu belirtir. Müşrikler kendi aralarında gizli planlar yaparken, Allah'ın hem söylenenleri işiten (Semî) hem de niyetleri, kalplerin özünü ve evrendeki tüm gerçeklikleri bilen (Alîm) olması, inkar edenlerin bu eylemlerinin kozmik ölçekte ne kadar anlamsız, şeffaf ve çaresiz bir çaba olduğunu yüzlerine vurur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla