وَهُوَ الَّذ۪ي يَتَوَفّٰيكُمْ بِالَّيْلِ وَيَعْلَمُ مَا جَرَحْتُمْ بِالنَّهَارِ ثُمَّ يَبْعَثُـكُمْ ف۪يهِ لِيُقْضٰٓى اَجَلٌ مُسَمًّىۚ ثُمَّ اِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ ثُمَّ يُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
En'âm Sûresi, 60. Ayet
Daralt
X
-
Geceleyin sizi öldüren, gündüzün de neler yaptığınızı bilen; sonra belirlenmiş eceliniz tamamlansın diye (her) sabah sizi dirilten O'dur. Sonra dönüşünüz yine O'nadır. Sonunda O, yaptıklarınızı size haber verecektir.
Duyu Organlarının Ruhu
Geceleyin sizi öldüren, gündüzün de neler yaptığınızı bilen mealindeki ayet hakkında bazı kelamcılar şöyle demişlerdir: Duyu organlarından her birinin bir ruhu vardır, bu ruh uyku halinde alınır, sonra geri verilir. Bu ruh hayat ruhundan başka bir şeydir, zira hayat ruhu bir kez alındı mı tekrar geri verilmez. İnsan sağır olur, ama gözleri görür, dili vardır konuşur, kör olur ama kulağı işitir, dilsiz olur ama duyar ve görür. Binaenaleyh insanın bütün duyu organlarının hepsinin sınırlı ölçüde bir ruhu vardır, uyuduğunda bu ruh kendisinden alınır, sonra uykudan uyanınca geri verilir. Ama insanı yaşatan hayat ruhu kendisinden sadece eceli geldiğinde, yani ölüm halinde alınır. Filozoflar ise şöyle derler: Duyular, nesnelerin şekillerini kendi yaratılış ve tabiatı sayesinde algılanan organlardır.
Geceleyin sizi öldüren, gündüzün de neler yaptığınızı bilen mealindeki ayet, hükmün bir hal için zikredilmesinde veya nesnelerin bir hale tahsisinde, başka bir halde onun sakıt olmadığına işaret etmektedir. Zira Cenab-ı Hak, Gündüzün neler yaptığınızı bilir buyurmaktadır, bizim geceleyin neler yaptığımızı Allah'ın bilmemesi söz konusu değildir, bilakis O gece yaptıklarımızı da gündüz yaptıklarımızı da bilir. Keza Allah, Geceleyin sizi öldüren O'dur buyurmaktadır, buradan Allah'ın bizi gündüzleri öldürmeyeceği, geceleyin yaptıklarımızı bilmeyeceği neticesi çıkmaz. Allah burada yaptığımız şeyler için gündüzü, ölüm için de geceyi zikretmektedir, çünkü genellikle uyku hali geceleyin yaşanır, işler de gündüz yapılır. Nitekim Cenab-ı Hak "(işlerinizi) görmenizi sağlasın diye gündüzü size bahşeden O'dur" buyurmaktadır. Bu ifade geceleyin görmenin mümkün olmadığı anlamına gelmez. Ama genellikle gündüzleri her şey net olarak görüldüğü için Allah gündüz kelimesini zikretmiştir. İşte yukarıda söylediğimiz de bunun gibidir.
Sonra bu ayet, uyuyan birinin uyku sırasında teklife muhatap olmadığına işaret eder, zira Cenab-ı Hak ayetteki tehdit ifadesini gündüz yapılanlar için kullanmış, geceyi buna dahil etmemiştir.
Gündüzün de neler yaptığınızı bilir. Bazıları buna gündüzün ne günahlar işlediğinizi bilir diye anlam vermişlerdir. Gündüzün neler kazandığınızı bilir anlamını verenler de vardır.
Sonra (her) sabah sizi dirilten O'dur. Ayet-i kerimede Geceleyin sizi öldüren O'dur mealindeki cümleden sonra Sonra (her) sabah sizi dirilten O'dur buyurulması, öldükten sonra dirilmeye işaret etmektedir. Çünkü Cenab-ı Hak uykuda duyu organlarının ruhlarını almakta, sonra ölümden hiçbir iz taşımadan onları tekrar geri vermektedir; böyle iken öldükten sonra, hiçbir canlılık emaresi olmadan dirilmeyi nasıl inkar edersiniz? Yaratıklar darmadağın olduktan sonra Cenab-ı Hak tekrar onların parçalarını toplar, O bunu yapmaya kadirdir. Nitekim Allah bir şeyi başka bir şeyle birleştirdiği ve bir şeyi başka bir şeyle terkip ettiği gibi insanı, dağınık toprakları çamur halinde birleştirerek yaratmış, binayı bir yerden kaldırıp başka bir yere dikmiştir. Ayet-i kerime, bütün bunları toplayıp ayırmaya değil, onların hiçbir izi ve emaresi kalmayacak dereceye getirildikten sonra tekrar var edilmesine hayranlık duyulması gerektiğine işaret etmektedir. En doğrusunu Allah bilir.
Sonra (her) sabah sizi dirilten O'dur, yani sizi uyandıran ve duyu organlarınızın ruhlarını size geri veren O'dur. Belirlenmiş eceliniz tamamlansın diye, yani ölüm anına kadar belirlenen ömrünüz tamamlansın diye. Sonra dönüşünüz yine O'nadır. Sonunda O, yaptıklarınızı size haber verecektir. Bu cümle insanların zikrettiğimiz şeylerden sakınmaları için bir tehdit anlamına gelir.
Allah'ın İlmi
Gündüzün neler yaptığınızı bilir mealindeki ve "Gaybın anahtarları Allanın yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir" mealindeki beyan, Allah yaratıkların bilemediği her şeyi bilir, hiçbir şey O'na gizli değildir anlamına gelir; çünkü O zatıyla alimdir, hiçbir şey O'na perde olamaz. O'nun bilgisi, başkasının yardımıyla ulaşılan ve varlıklara dair bilgilerle zatı arasına örtüler ve perdeler çekilebilen bilgi gibi değildir. Her türlü noksanlıktan münezzeh olan Yüce Allah zatıyla alimdir, hiçbir şey O'nun bilgisi dışında değildir ve bir şeyi bilmesini perdeleyen hiçbir engel yoktur.
Yorumu Yorumla
-
Yeteveffâküm (يتوفاكم)
İbn Fâris, kelimenin türediği "v-f-y" kökünün sözlükte bir şeyi eksiksiz olarak tam ve kamil bir şekilde almak, ödemek ve tamamlamak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vefat" kavramını sıradan bir biyolojik ölümden ayırarak, insanın ruhunun ve şuurunun mutlak irade tarafından eksiksiz bir şekilde "teslim alınması" olarak tanımlar. Ayette uykunun bir tür vefat (canın alınması) olarak kurgulanmasına dikkat çeker. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın insan (antropoloji) tasavvurunda uyku ve ölüm ilişkisini inceler. Cahiliye aklının uykuyu sıradan bir bedensel dinlenme olarak görmesine karşılık; Kur'an'ın bu eylemi, her gece insanın bilincinin ve otonomisinin elinden alındığı, iradesinin yaratıcıya teslim edildiği "küçük bir ölüm ve ontolojik bir sıfırlanma" ritüeli olarak kurguladığını detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin bağlamsal teolojisini değerlendirir. Yaratıcının bu eylemi bizzat kendisine atfetmesinin ("O sizi geceleyin vefat ettirir/uyutur"), insanın kendi bedeni ve zihni üzerindeki egemenliğinin aslında ne kadar kısıtlı olduğunu; her gece iradesini kaybedip her sabah yeniden diriltilerek, yaratıcı karşısındaki mutlak acziyetini periyodik olarak tecrübe ettiğini tahlil eder.
Cerahtüm (جرحتم)
İbn Fâris, "c-r-h" kökünün temelinde kesmek, yaralamak, bir organa zarar vermek anlamlarının bulunduğunu; avlanan ve bedeni parçalayan yırtıcı hayvanlara da (cevârih) bu kökten isim verildiğini aktarır. Mecazi olarak insanın elleriyle çalışıp kazandığı, işlediği eylemler de bu kelimeyle ifade edilir. Râgıb el-İsfahânî, "cerh" eylemini, insanın gün içinde işlediği amellerin (özellikle günahların), tıpkı bedendeki bir yara gibi insan ruhunda ve ahlaki sicilinde kalıcı ve kanayan ontolojik bir iz/hasar bırakması olarak tanımlar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayette gündüz yapılan eylemlerin bu kelimeyle ifade edilmesinin sosyo-psikolojik ağırlığını inceler. İnsanın gün ışığındaki her ticari, siyasi veya bireysel eyleminin salt nötr bir "kazanç" olmadığını; ilahi kayıt sisteminde bunların ruhu ya onaran ya da "yaralayan" (cerh eden) ahlaki kesikler hükmünde olduğunu vurgular.
Yeb'asüküm (يبعثكم)
İbn Fâris, "b-a-s" kökünün sözlükte birini uykudan uyandırmak, harekete geçirmek, bir göreve göndermek ve duran/ölü bir şeyi canlandırmak anlamlarına geldiğini tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, "ba's" kavramını, hem uykudan uyanmayı hem de kıyamet günü ölülerin diriltilmesini kapsayan evrensel bir ontolojik diriliş felsefesi olarak açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ayetteki edebi kurgunun sarsıcılığını tahlil eder. "Gece vefat ettirip (uyutup), gündüz diriltme" (ba's) döngüsünün aynı cümlede, aynı eylemsel ağırlıkla kullanılması; ahiretteki o mutlak dirilişi (mahşeri) inkar eden müşrik aklına, her sabah yatağından kalkarken aslında bizzat "diriliş mucizesini" yaşadığını ve kendi itirazını kendi fizyolojisiyle çürüttüğünü gösteren kusursuz bir edebi ispat sanatıdır.
Ecelün (أجل)
İbn Fâris, "e-c-l" kökünün asıl anlamının bir şeyin son bulacağı sınır, belirlenmiş vakit ve erteleme (mühlet verme) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ecel kavramını felsefi bir zeminde tanımlayarak, yeryüzündeki her varlığın, medeniyetin ve bireyin ontolojik kredisinin dolacağı o mutlak ve aşılamaz kronolojik sınırı ifade ettiğini kaydeder. Angelika Neuwirth, kavramı Geç Antik Çağ'ın zaman algısı üzerinden okur. Cahiliye toplumunun inandığı, insanı körlemesine yutan, hedefsiz, tesadüfi ve anlamsız zaman/kader inancına (dehr) karşı; Kur'an'ın "ecel" kavramıyla zamanı, mutlak bir yaratıcının planladığı, anlam yüklediği ve sınırlarını şefkatle/adaletle belirlediği amaçsal bir sürece dönüştürdüğünü aktarır.
Müsemmâ (مسمى)
İbn Fâris, "s-m-y" kökünün sözlükte yücelik, yükseklik ve bir şeyi diğerlerinden ayırarak belirgin kılmak, isimlendirmek anlamına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "müsemmâ" (isimlendirilmiş/belirlenmiş) sıfatını, Allah katında şaşmaz bir şekilde kayıtlı olan, insanın kendi iradesiyle ne bir saniye öne alabileceği ne de geciktirebileceği mutlak niceliksel kesinlik olarak açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayette ecelin bu sıfatla tamlanmasını değerlendirir. İnsanın gece-gündüz (uyku-uyanıklık) döngüsünün amaçsızca sonsuza dek sürmeyeceğini; alınan her nefesin ve her yeni güne uyanışın aslında o "isimlendirilmiş/sabitlenmiş" otonom sınıra doğru ilerleyen bir geri sayım olduğunu tahlil eder.
Merciuküm (مرجعكم)
İbn Fâris, "r-c-a" kökünün temelinde geldiği yere geri dönmek, bir şeyi ilk ve asıl kaynağına rücu ettirmek anlamlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, rücu eylemini, varlığın yaratıcısından (kaynağından) koptuğu o ilk andan itibaren başlayan uzun ontolojik yolculuğunun, eninde sonunda yeniden O'nda son bulması olarak tanımlar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, eylemin ism-i mekân/zaman (dönüş yeri) kalıbıyla kullanılmasının psikolojik ağırlığını inceler. Dünyadaki tüm siyasi kaçışların, inkar felsefelerinin ve sahte iktidarların, ilahi yasanın (sünnetullah) çekim kuvveti karşısında sıfırlandığını; insanın kazandığı tüm "yaralarla" (amellerle) birlikte zorunlu olarak o mutlak otoriteye iade edileceğini bildiren şaşmaz bir hesap uyarısıdır.
Yünebbiüküm (ينبئكم)
İbn Fâris, "n-b-e" kökünün sözlükte sıradan bir haberi değil; tesiri büyük, insanı sarsan, şüphe götürmeyen ve muhatabın cehaletini kesin olarak ortadan kaldıran çok önemli haberi (nebe') bildirmek anlamına geldiğini tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, "inbâ" (haber verme) eylemini hesap günü bağlamında açıklar; bu, insanın dünyadayken unuttuğu, gizlediği veya kendi nefsini kandırarak meşrulaştırdığı tüm günahlarının, hiçbir kaçış veya inkar payı bırakmayacak şekilde bütün şeffaflığıyla yüzüne çarpılmasıdır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, cümlenin kapanışındaki (fasıla) psikolojik sarsıntıyı değerlendirir. "Sonra yapmakta olduklarınızı size haber verecektir" ifadesinin; ilahi mahkemede insanın Allah ile bir tartışmaya veya savunmaya giremeyeceğini, kendi eylemleri (amelleri) karşısında mutlak bir sessizliğe ve bilişsel bir ifşaya maruz kalacağını resmeden kusursuz bir teolojik son söz olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla