اِنَّمَا يَسْتَج۪يبُ الَّذ۪ينَ يَسْمَعُونَۜ وَالْمَوْتٰى يَبْعَثُهُمُ اللّٰهُ ثُمَّ اِلَيْهِ يُرْجَعُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
En'âm Sûresi, 36. Ayet
Daralt
X
-
Ancak (samimiyetle) dinleyenler daveti kabul eder. Ölülere gelince, Allah onları diriltecek, sonra da O'na döndürülecekler.
Ancak (samimiyetle) dinleyenler daveti kabul eder. En doğrusunu Allah bilir ya, bu cümle ancak samimiyetle dinlediklerinden yararlananlar daveti kabul ederler, demektir; yoksa herkes dinler, fakat söylediğimiz gibi ancak dinlediğinden faydalananlar onu kabul ederler. Bu aynen "Sen ancak o zikre uyanı uyarabilirsin" meâlindeki âyet gibidir. Aslında Resûlullah (s.a.) zikre uyanı da uymayanı da uyarıyordu, bu uyarının faydasını zikre uyan görüyor, uymayan görmüyordu. Cenâb-ı Hak "Ama (alanlar için) öğüt vermeye devam et, zira öğüt inananlara fayda verir" meâlindeki âyette de aynı şeyi ifade buyurmakta, öğüt vermenin inananlara fayda vereceğini, başkalarına vermeyeceğini haber vermektedir.
Ölülere gelince, Allah onları diriltecek. Bu beyanın tefsirinde ihtilaf edilmiştir. Bazıları Allah onları diriltecek, sonra da O'na döndürülecekler ifadesinin bağımsız bir cümle olduğunu söylemişlerdir. Bazıları da buradaki ölüler lafzı ile kâfirlerin kastedildiğini söylemiştir. Kur'ân-ı Kerîm'in muhtelif yerlerinde kâfirler için ölü, müminler içinse diri nitelemesi yapılmıştır. Meselâ; "Ölü iken dirilttiğimiz ve insanlar arasında yürüyebilmesi için kendisine ışık tuttuğumuz kimse, karanlıklar içinde kalan kimse gibi olur mu?" En doğrusunu Allah bilir ya, Cenâb-ı Hak herkese iki kulak, iki göz ve iki hayat vermiştir; biri âhiretteki ebedî kulak ve yine âhiretteki ebedî göz. Aynı zamanda herkese iki hayat vermiştir; biri ebedî olan âhiret hayatı, diğeri de sona erecek olan dünya hayatı. Keza insana ebedî bir kulak vermiştir, o âhiret kulağıdır, bununla birlikte belli bir süre kullanacağı bir kulak daha vermiştir, o da dünya kulağıdır. Sonra yüce Allah işitmeyi, görmeyi ve hayatı idrak etmeyen kişilere dünyada vermiş olduğu kulağı, gözü ve hayatı yok saymaktadır; zira o ebediyet kulağını, ebediyet gözünü ve ebedî hayatı anlamamaktadır. Bu organları onlara ancak dünyada bunu idrak etmeleri için vermiştir. İnsan bünyesine yerleştirilen akıl da böyledir; gerçeği idrak etmeleri ve ebedî olanı anlamaları için ona verilmiştir. Yoksa insanda akıl şayet ceza ve mükâfat getiren akıbet düşünülmeyip sadece bu dünya için insan bünyesine konulsaydı, bu kadarını hayvanlar da tabiatlarının gereğiyle anlarlar; alması ve sakınması gerekeni, kendilerine faydalı olan ve olmayan şeyleri onlar da bilirler. Dolayısıyla kendisine akıl nimeti verilen kişiye bu nimet, hayvanların da idrak ettiği şeyi anlaması için verilmiş değildir, çünkü akıl verilmeyen canlılar da bu kadarını tabiî olarak anlarlar, bu canlılardan maksat da az önce söylediğimiz gibi hayvanlardır. Kulak, göz ve hayat dünyada insanlara hem dünya hayatları ve hem de âhiret hayatları için verilmiştir. Dünyada ihtiyaçlarını dile getirmeleri ve birbirlerinin ihtiyaçlarını anlamaları için onlara dil de verilmiştir. Kulak ve göz de onların hem dünyada birbirlerinin ihtiyaçlarını anlamaları ve hem de ezelî varlığı idrak etmeleri içindir. İşte onlar bu organlardan gereği gibi yararlanmayınca, Allah da bu uzuvları yok saymakta ve onları kör, sağır ve dilsiz diye isimlendirmektedir. Bu organlardan gereği gibi yararlanmadıklarından dolayı Cenâb- Hakk'ın "Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler" buyurduğuna bakmaz mısın? Görmez misin ki, Allah, onun ezelî ve ebedî olanı idrak etmeyişinden dolayı "Ey Rabb'im! Beni niçin kör olarak hasrettin? Halbuki daha önce gören biriydim" meâlindeki âyetinde kendisini kör olarak nitelemektedir. Hayat iki çeşittir; biri mükteseb (mânevî) hayattır, o hidâyet ve itâatlerle kazanılan hayattır. Diğeri de yaratılmış (maddî) hayattır, bu da cesetlerin hayatıdır. Kâfirin ceset hayatı var, ama mükteseb hayatı yoktur. Müminin ise her iki hayatı da vardır, onun hem mükteseb hayatı vardır, hem de ceset hayatı. Allah herkese kendi kazandıklarına göre isimler vermektedir; mümin temiz işler kazanmış, bundan dolayı ona böyle bir isim vermiş, kâfır de çirkin şeyler kazandığı için kendisine böyle bir isim vermiştir.
Yorumu Yorumla
-
Yestecîbu (يستجيب)
İbn Fâris, kelimenin "c-v-b" kökünden geldiğini, sözlükte bir şeyi yarmak, delmek ve bir çağrıya karşılık vererek sözü geri döndürmek (cevap vermek) anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "istecabe" fiilini bağlamsal olarak inceler; bunun sıradan bir sözlü yanıttan ziyade, ilahi çağrıyı kalben kabul etmek, ona teslim olmak ve eylemsel bir itaat göstermek olduğunu kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, eylemin "ancak" (innemâ) hasr/sınırlandırma edatıyla kullanılmasının teolojik boyutunu değerlendirir; ilahi mesaja gerçek anlamda "icabet etmenin" (karşılık vermenin) sadece kalbi ve zihni hakikate açık olan, varoluşsal bir diriliğe sahip kimselere özgü bir yetenek olduğunu bu kelimenin yapısı üzerinden tahlil eder.
Yesme'ûn (يسمعون)
İbn Fâris, "s-m-a" kökünün temelinde bir sesi algılamak ve işitmek eyleminin yattığını tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, "sem'" kavramını fizyolojik bir işitmeden titizlikle ayırır; ona göre Kur'an semantiğinde "işitenler", duydukları sözün hakikatini kavrayan, onu idrak merkezine (kalbe) indiren ve duyduğundan ahlaki bir sonuç/ders çıkaran kimselerdir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın "işitme" ve "itaat etme" kavramları arasındaki organik bağı analiz eder. Cahiliye aklının kibrinden dolayı hakikate karşı "sağır" kesilmesinin karşısına, vahyi derinlemesine dinleyen ve ona varoluşsal bir teslimiyetle bağlanan ideal "işitici" profilinin yerleştirildiğini detaylandırır.
El-Mevtâ (الموتى)
İbn Fâris, "m-v-t" kökünün etimolojik olarak canlılığın, gücün ve hareketin ortadan kalkarak mutlak bir durgunluğa (sükûnete) geçiş anlamını taşıdığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, ölüm kavramını sadece ruhun bedenden ayrılması olarak değil, mecazi bir zeminde "akli ve ahlaki melekelerin işlevsiz hale gelmesi" olarak açıklar. Ayetteki "ölüler" ifadesinin mezardaki cesetleri değil; inat, kibir ve taassup yüzünden hakikati algılama yeteneklerini tamamen yitirmiş, ruhsal olarak felç olmuş müşrikleri nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin taşıdığı sosyo-psikolojik ironiye dikkat çeker. Dünyada kendilerini en güçlü, en canlı ve en otoriter kesim olarak gören inkarcı elitlerin, ilahi vahiy karşısındaki tepkisizlikleri yüzünden tek kelimeyle "ölüler" (mevtâ) olarak etiketlenmesinin, onların ontolojik statülerini sıfırlayan muazzam bir edebi tahkir (küçümseme) ve teşbih (benzetme) sanatı olduğunu vurgular.
Yeb'asühüm (يبعثهم)
İbn Fâris, kelimenin kökeni olan "b-a-s" harflerinin temelinde hareketsiz duran bir şeyi dürtmek, uykudan uyandırmak, harekete geçirmek ve ölüleri diriltmek anlamlarının bulunduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, ba's kavramını, ruhsuz bedenlere yeniden can verilerek hesap için ilahi huzura sevk edilmeleri olarak tanımlar. Theodor Nöldeke, İslam öncesi (cahiliye) Arap toplumunda diriliş (ba's) fikrinin taşıdığı yabancılığı inceler; toprağa karışmış kemiklerin yeniden diriltilmesi inancının müşrik aklı tarafından felsefi bir imkansızlık olarak reddedildiğini aktarır. Gabriel Said Reynolds, eylemi Geç Antik Çağ'ın eskatolojik polemikleri bağlamında değerlendirir. Kur'an'ın bu kelimeyle "ölü" (inatçı) kalpleri dünyada diriltmekten vazgeçip, onlarla olan nihai yüzleşmeyi ahiretteki mutlak diriliş (ba's) sahnesine ertelemesinin, yaratıcının evrensel otoritesini ilan eden kesin bir kozmik uyarı olduğunu ifade eder.
Yurce'ûn (يرجعون)
İbn Fâris, "r-c-a" kökünün sözlükte bir şeyi geldiği yere geri çevirmek, eski haline döndürmek ve ilk kaynağa rücu etmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, rücu eylemini ontolojik bir döngü olarak tanımlar; varlığın başlangıcının Allah'tan olması gibi, nihai sonunun ve dönüşünün de mecburen O'na olacağını ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, fiilin edilgen (meçhul) ve şimdiki/geniş zaman kipiyle kullanılmasının (döndürülürler / döndürülecekler) felsefi boyutunu tahlil eder. Dünyada kendi başlarına buyruk olduklarını sanan, özgürlükleri ve güçleri ile böbürlenen "ruhsal ölülerin", o gün geldiğinde hiçbir iradeleri kalmaksızın pasif birer nesne gibi mutlak ve zorunlu olarak yaratıcıya "döndürüleceklerini" bildiren sarsılmaz bir ilahi yasa (sünnetullah) beyanı olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla