Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

En'âm Sûresi, 24. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    En'âm Sûresi, 24. Ayet

    اُنْظُرْ كَيْفَ كَذَبُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Unzur keyfe keżebû ‘alâ enfusihim(c) vedalle ‘anhum mâ kânû yefterûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Gör ki, kendi aleyhlerinde nasıl yalan söylediler ve (tanrı diye) uydurdukları şeyler kendilerini nasıl bırakıp gitti!

      Sonra Cenâb-ı Hak, onların dünyada tanrı diye uydurdukları şeylerden dolayı âhirette kendi aleyhlerine nasıl yalan söylüyorlar ve o tanrılık nispet ettikleri varlıklar nasıl da kendilerini bırakıp gitti, diye buyurmaktadır. Denilmiştir ki: Onlar dünyada Allah'a ortak koştuklarını inkâr edince Cenâb-ı Hak dillerini mühürler, diğer organları onların aleyhine olarak şirk koştuklarına şahitlik ederler. Şöyle de söylenmiştir: Gör ki, kendi aleyhlerinde nasıl yalan söylediler ilâhî kelâmı, onların durumları nasıl oldu ve kendi aleyhlerine nasıl yalan söylüyorlar, demektir. Kendilerini nasıl bırakıp gitti! cümlesi de (tanrı diye) uydurdukları -yani yalandan uydurdukları- şeyler kendilerinden nasıl yüz çevirdi, demektir. Bu âyetin aslı şudur: Cenâb-ı Hak Peygamberine (s.a.), onların inatçılıklarının şiddetini, akılsızlıklarını ve azabı görünce nasıl yalana sarıldıklarını hatırlatıyor. Onlar haktan uzaklaştıkça daha büyük yalan söylüyor ve daha aşırı inatlaşıyorlar; çünkü onlar tekrar dünyaya döndürülmeyi istiyecek ve şöyle diyecekler: "Keşke bizim şefaatçilerimiz olsa da bize şefaat etseler veya (dünyaya) geri döndürülsek de yapmış olduğumuz amelleri başka türlü yapsak!" Cenâb- Hak ise şöyle buyuruyor: "Geri gönderilseler bile, yine kendilerine yasaklanan şeylere döneceklerdir. Zira onlar gerçekten yalancıdırlar".

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ünzur (انظُرْ)

        İbn Fâris, kelimenin kökenini "n-z-r" harflerine dayandırır ve asıl anlamının gözle bakmak, bir şeyi incelemek, zihinle derinlemesine düşünmek ve tartmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, eylemi salt fiziksel bir görme (rü'yet) olayından ayırarak, burada kalp gözüyle (basiret) bakmayı, olayların arkasındaki felsefi ve ibretlik boyutu idrak etmeyi ifade ettiğini kaydeder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu emir kipinin retorik işlevini analiz eder. Hitabın peygambere (veya okuyucuya) yönelik olmasının, müşriklerin ahirette içine düştükleri acınası ve çelişkili durumu görsel bir tablo gibi canlandırmayı ve muhatabı bu ibretlik çöküşe zihinsel olarak "tanıklık etmeye" davet etmeyi amaçladığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin buradaki kullanımının pedagojik bir şaşkınlık ve dikkat çekme eylemi olduğunu, "bak ve gör" talimatının ilahi adaletin tecellisindeki o ironik anı dondurarak muhatabın zihnine kazıdığını ifade eder.

        Keyfe (كَيْفَ)

        İbn Fâris, bu kelimenin bir nesnenin veya durumun halini, nasıllığını ve niteliğini sormak için kullanılan bir edat olduğunu belirtir. El-Cevâlîkî, kelimenin saf Arapça kökenli bir soru edatı olduğunu ve dilbilgisel olarak durum (hal) bildirdiğini kaydeder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Kur'an'ın edebi kurgusundaki yerini inceler. Ayetteki bu ifadenin cevap bekleyen gerçek bir soru (istifham) değil, hayret, taaccüb ve kınama bildiren retorik bir sanat olduğunu; müşriklerin kendilerini savunduklarını sanırken aslında kendi aleyhlerine nasıl bir yalan sarmalına düştüklerinin akıl almazlığını (nasıllığını) vurguladığını tahlil eder.

        Kezzebû (كَذَبُوا)

        İbn Fâris, "k-z-b" kökünün temelinde gerçeğin hilafına söz söylemek, var olan bir durumun zıddını iddia etmek anlamının yattığını tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, bu ayetteki yalan söyleme eyleminin bağlamına dikkat çeker. Dünyadayken peygamberi yalanlayan müşriklerin, ahiretteki o dehşetli mahkemede varoluşsal bir panikle kendi geçmişlerini inkar etmeleri ve "biz müşrik değildik" diyerek bizzat kendi aleyhlerine yalan söylemelerini ifade ettiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, yalan kavramının bu eskatolojik (ahiret eksenli) sahnedeki psikolojik yıkımını analiz eder. İnsan aklının, mutlak gerçeklik (Allah) karşısında bile dünyevi bir alışkanlık olan "yalanla" kurtulmaya çalışması, şirkin insan doğasında yarattığı ahlaki tahribatın ve bilişsel çöküşün en çarpıcı göstergesidir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, eylemin teolojik boyutunu değerlendirerek, dünyadaki kibrin ahirette nasıl varoluşsal bir aşağılanmaya dönüştüğünü; yalanın burada bir savunma mekanizması değil, aksine müşrikin kendi iç çelişkisini ve acziyetini tüm evrene ifşa eden bir itiraf niteliği taşıdığını vurgular.

        Enfüsihim (أَنفُسِهِمْ)

        İbn Fâris, "n-f-s" kökünün etimolojik olarak can, kan, nefes, öz ve bir şeyin hakikati anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, nefs kavramını insanın varoluşsal bütünü, zatı ve vicdanı olarak tanımlar. Yalanın "kendi nefisleri aleyhine" olmasını, insanın fıtratına (öz doğasına) yabancılaşması ve kendi varlık zeminine ihanet etmesi olarak açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetteki bu tamlamanın (kendi nefislerine karşı yalan söylediler) taşıdığı ontolojik adalete dikkat çeker. Dünyada işlenen şirk suçunun ve ahirette söylenen yalanın faturasının hiçbir dışsal varlığa değil, doğrudan doğruya insanın kendi ebedi varlığına kesildiğini; yalanın bir bumerang gibi dönüp sahibinin ontolojik mevcudiyetini vurduğunu bu kelime üzerinden analiz eder.

        Dalle (ضَلَّ)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "d-l-l" kökünün sözlükte doğru yoldan sapmak, kaybolmak, zayi olmak ve gözden yitip gitmek anlamlarını taşıdığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, dalalet kavramının dünyevi bağlamda "doğru inançtan sapmak" manasına gelirken, bu ayetteki ahiret bağlamında "ortadan kaybolmak, buharlaşmak, işe yaramaz hale gelip zayi olmak" (helak) anlamına geldiğini belirtir. Taptıkları sahte tanrılar onlardan "sapıp gitmiş" yani onları o dehşet anında yalnız bırakarak yokluk alemine karışmıştır. Toshihiko Izutsu, kelimenin anlamsal evrimini tahlil eder. Kur'an, dünyada iken müşriklerin kalbine "hakikatmiş gibi" yerleşen sahte putların ve kabilevi tabuların, nihai yargı gününde ontolojik bir hiçliğe dönüştüğünü bu kelimeyle resmeder. Dalalet, burada sahte tanrıların gerçek dışılığının kozmik bir ispatı olarak işlev görür. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin çizdiği trajikomik tabloyu inceler. İnsanın dünyada iken uğruna servetini ve ömrünü harcadığı, şefaat (kurtuluş) beklediği otoritelerin, tam da en çok ihtiyaç duyulan o hesap anında "sırra kadem basmalarının" ve yok olmalarının, şirk sisteminin yapısal iflasını anlatan muazzam bir dilsel kurgu olduğunu ifade eder.

        Yefterûn (يَفْتَرُونَ)

        İbn Fâris, "f-r-y" kökünün etimolojik tabanında bir şeyi yarmak, kesmek, deriyi biçip şekil vermek ve daha önce var olmayan bir yalanı planlayarak ortaya çıkarmak (uydurmak) anlamlarının yattığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, iftira eylemini salt bir yalan söylemekten ayırır; ona göre iftira, bilinçli, sistematik ve kurumsal bir kurgu (fabrication) üretmektir. Müşriklerin inanç sisteminin tamamı bu "uydurma" kategorisine girer. Patricia Crone, Geç Antik Çağ'ın sosyo-dini yapıları bağlamında kelimeyi değerlendirir. Burada "uydurdukları şeyler" ifadesinin sadece cansız putları değil; etrafında tapınak ekonomisi, siyasi ittifaklar ve ruhbanlık kurumları inşa edilen koca bir paganik medeniyet kurgusunu temsil ettiğini; tüm bu devasa kurgunun ilahi gerçeklik karşısında anında çöktüğünü belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayette fiilin şimdiki/geniş zaman kipiyle (yefterûn / uyduruyor oldukları) kullanılmasının psikolojik ağırlığını analiz eder. Bu kullanım, onların dünyadaki ömürlerinin tek bir yalandan ibaret olmadığını, tüm yaşamlarını batıl bir sistemi "kesip biçerek, kurgulayarak" aktif bir yalan üretimi içinde geçirdiklerini gösterir; "dalle" (kayboldu) fiiliyle birleştiğinde, bir ömürlük kurgunun saniyeler içinde nasıl sıfırlandığının sarsıcı finalini yansıtır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X