وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباً اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِه۪ۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
En'âm Sûresi, 21. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: enam 21, yalanlama, enam suresi, iftira, zalimler, enam suresi 21. ayet, allah, ayet, zulüm
-
Yalan sözlerle Allaha iftira edenden veya O'nun âyetlerini yalan sayandan daha zâlimi kimdir? Şüphe yok ki zâlimler kurtuluşa eremezler.
Yalan sözlerle Allah'a iftira edenden daha zâlimi kimdir? Müfessirler şöyle demişlerdir: Yalan sözlerle Allah'a iftira edenden daha zâlim hiç kimse yoktur. Fakat hakikatte bu ifade, soru cümlesidir, sanki zâlimlerden daha zâlim olanı kimdir? demektedir. Cevap olarak da yalan sözlerle Allah'a iftira eden kişidir, diye buyurmaktadır. Bir iş için, bunu kim yaptı? diye sorulunca, falancı diye cevap verilir. Yahut bunu kim söyledi? denilince, falancı karşılığı verilir. En doğrusunu Allah bilir ya, bu âyet-i kerîme de böyle bir soru cümlesidir.
Sonra denilmiştir ki: Yalan sözlerle Allah'a iftira edenler, "Allah ile beraber başka tanrılar vardır" diyerek Allah'ın ortağı olduğunu söyleyenlerdir.
Veya O'nun âyetlerini yalan sayandan. Buradaki yalan saymak ile Hz. Muhammed'i (s.a.) yalanlamanın kastedildiği söylenmiştir. Kur'ân'ın Allah'tan gelmediğinin kastedildiği de denilmiştir. Şüphe yok ki zâlimler kurtuluşa eremezler. Bu cümleyi bazıları, zulümleri sebebiyle zâlimler kurtuluşa eremezler diye açıklamışlardır. Ama bize göre doğru olan, zulümde devam etmeleri sebebiyle zâlimlerin kurtuluşa eremeyecekleridir. Yahut şöyle de söyleyebiliriz: Kalpleri mühürlenip zulüm ve küfür halinde ölen zâlimler kurtuluşa eremezler.
Yorumu Yorumla
-
Azlem (أظلم)
İbn Fâris, kelimenin kökü olan "z-l-m" harflerinin asıl anlamının bir şeyi kendi yerinden başka bir yere koymak, hakkını eksiltmek ve karanlık (zulmet) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ism-i tafdil (en üstünlük derecesi) formunu inceler; "zulm" eyleminin adaletten sapmak ve sınırı aşmak olduğunu, ayetteki "kim daha zalimdir" (azlem) soru kalıbının ise hakikati örtme suçunun ulaşabileceği mutlak zirveyi ve en aşırı sınırı ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak felsefesinde zulüm kavramını cahiliye dönemindeki kabilevi ve fiziksel şiddet anlamından çıkarıp teolojik bir boyuta taşıdığını analiz eder. Ona göre buradaki zulüm, insanın sadece diğer insanlara değil, varoluşun kaynağına ve hakikatin kendisine karşı işlediği ontolojik bir haksızlık, ilahi sınırları en üst perdeden ihlal etme suçudur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "istifham-ı inkârî" (inkâr ve kınama bildiren soru) kalıbıyla kullanılmasının psikolojik etkisine dikkat çeker. Bu ifadenin, Allah adına yalan uydurmanın mantıksal olarak işlenebilecek en büyük cürüm olduğunu ve bu suçun üstüne çıkabilecek başka hiçbir günah kategorisinin bulunmadığını muhatabın yüzüne çarptığını vurgular.
İfterâ (افترى)
İbn Fâris, kelimenin kökenini "f-r-y" harflerine dayandırır ve etimolojik olarak bir şeyi yarmak, kesmek, deriyi biçip şekil vermek ve daha önce hiç olmayan bir şeyi uydurup ortaya çıkarmak anlamlarına geldiğini tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, "iftira" kavramını basit bir yalan söylemekten (kezib) ayırır. İftira, tıpkı bir deriyi ustalıkla kesip bir elbise tasarlamak gibi, bir yalanı bilinçli, kurgusal ve planlı bir şekilde inşa etme (fabrication) sanatıdır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, eylemin teolojik bağlamını değerlendirir. Müşriklerin kendi uydurdukları dini kuralları, tabuları veya sahte ilahları doğrudan yaratıcıya atfetmelerinin, sadece bir inanç sapması değil, ilahi yasama (şeriat) yetkisini gasp etmeye yönelik son derece aktif ve küstahça bir "kurgu" olduğunu bu kelimenin yapısı üzerinden tahlil eder.
Keziben (كذبا)
İbn Fâris, "k-z-b" kökünün temelinde gerçeğin hilafına beyanda bulunmak, var olan bir durumun tam zıddını iddia etmek ve doğruyu eğip bükmek anlamlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kezib kelimesini niyetten bağımsız olarak bir sözün gerçeklikle örtüşmemesi olarak tanımlar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu ayette "iftira" (uydurma) eylemi ile "kezib" (yalan) kelimesinin aynı cümle içinde peş peşe kullanılmasının taşıdığı sarsıcı retorik güce dikkat çeker. Bu dilsel yığılmanın, müşriklerin ortaya attığı iddiaların hem kaynağının kurgusal (iftira) hem de içeriğinin tamamen asılsız (kezib) olduğunu çift dikişli bir vurguyla muhataba ilan ettiğini analiz eder.
Yuflihu (يفلح)
İbn Fâris, kelimenin türediği "f-l-h" kökünün etimolojik temelinde toprağı yarmak, sürmek ve tohum ekmek için açmak anlamlarının yattığını aktarır (çiftçiye bu yüzden 'fellah' denir). Zamanla bu kökün, engelleri yararak istenilen sonuca ulaşmak ve başarı elde etmek mecazını kazandığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "felah" kavramını insanın dünyevi veya uhrevi arzularına kavuşması, korktuğu şeylerden sıyrılarak ebedi güvenliğe ve kurtuluşa ermesi olarak tanımlar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki izini sürer; Süryanice ve Aramicedeki "p-l-h" (toprağı işlemek, hizmet etmek, ibadet etmek) köküyle olan dilbilimsel akrabalığını ortaya koyarak, kelimenin bölgedeki monoteistik geleneklerde hem ampirik bir çabayı hem de dini bir kurtuluşu ifade eden ortak bir teolojik terim olduğunu kanıtlar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin ayetin sonundaki mutlak olumsuzluk edatıyla (lâ yuflihu / asla kurtuluşa eremezler) kullanılmasını inceler. İftira ve yalan üzerine kurulu bir inanç sisteminin, ne kadar kurgusal bir başarı (dünyevi güç) elde ederse etsin, varoluşsal yasalar gereği nihai bir zafer ve kurtuluş (felah) elde edemeyeceğini bildiren kesin bir kozmik yasa (sünnetullah) beyanı olduğunu ifade eder.
Ez-Zâlimûn (الظالمون)
İbn Fâris, kelimenin kökü olan "z-l-m" harflerinin asıl anlamının hakkı olanı eksiltmek ve bir şeyi bulunması gereken yerden başka bir yere koymak olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, ism-i failin çoğulu olan bu kelimeyi (zalimler), adaletsizliği ve haksızlığı anlık bir hata olmaktan çıkarıp, bunu sistematik bir yaşam biçimi, bir karakter ve bir zihniyet haline getiren topluluklar olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın "küfür" ve "zulüm" semantiği arasındaki geçişkenliği analiz eder. Bu bağlamda müşriklerin (Allah adına yalan uyduranların) aynı zamanda mutlak anlamda "zalimler" olarak nitelendirilmesinin, şirkin sadece teolojik bir hata değil; evrenin ahlaki ve ontolojik düzenine karşı işlenmiş en büyük haksızlık ve saldırı (zulüm) olduğunu gösterdiğini detaylandırır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla