وَلَوْ جَعَلْنَاهُ مَلَكاً لَجَعَلْنَاهُ رَجُلاً وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِمْ مَا يَلْبِسُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
En'âm Sûresi, 9. Ayet
Daralt
X
-
Şayet peygamberi bir melek kılsaydık muhakkak ki onu (yine) bir adam suretine sokar, onları yine halen içinde bulundukları kuşkuya düşürürdük
Şayet peygamberi bir melek kılsaydık muhakkak ki onu (yine) bir adam suretine sokardık. Burada onu insan cinsinden bir Âdemoğlu suretine sokardık, denilmek istendiği söylenilmiştir. Ama bunun başka mânalara ihtimali de vardır. [Birincisi] biz peygamberleri melek olarak gönderseydik bile yine de onu beşer suretine sokardık. Çünkü şayet onlar melek suretinde kalsaydılar, insanlar dayanamaz, dehşete düşerlerdi. Zira meleği kendi suretinde görmeye insanın gücü yetmez. Cibrîl aleyhisselâmın bile Resûlullaha (s.a.) geldiğinde kendi suretinde değil de insan suretinde geldiğini görmez misin? Hatta Hz. Peygamber'e (s.a.) Dihyetel-Kelbî suretinde geldiği rivayet edilmiştir. Buna rağmen Cibrîl'i her gördüğünde peygamberimiz ürperir, durumu değişirdi; insanlar onu bu halde gördüklerinde bu delirmiş derlerdi. İşte bundan dolayı Cenâb-ı Hak, şayet peygamberi bir melek kılsaydık muhakkak ki onu (yine) bir adam suretine sokardık buyurmaktadır. Burada Resûlullah'ın (s.a.) meleği adamla karşılaştırabileceğine dair bir işaret vardır.
İkincisi, Şayet peygamberi bir melek kılsaydık muhakkak ki onu (yine) bir adam suretine sokardık, çünkü insanlar onun doğru söylediğini bilemezlerdi, onun melek olduğunu ve doğru söylediğini gösterecek birtakım delillere ve âyetlere ihtiyaç duyarlardı. Onun insan olduğu anlaşılır, ama kimse onu tanıyamaz, doğru söylediğini de bilemezdi.
Onları yine halen içinde bulundukları kuşkuya düşürürdük. Dediler ki: İstihzâ, hile ve tuzak gibi cezalandırmak anlamında bir kuşku hali müstesna, kuşkunun Cenâb-ı Hakk'a izafesi caiz değildir. Dolayısıyla onları yine halen içinde bulundukları kuşkuya düşürürdük meâlindeki âyet, eğer onu melek kılsaydık... zayıflıklarından dolayı onları yine aynı kuşkuya düşürürdük anlamındadır, zira onlar; "Bu adam, sadece sizin gibi sıradan bir insandır". "Siz de ancak bizler gibi insanlarsınız" gibi sözler söylüyorlardı. Lakin biz bunu kuşku olmaması için yapıyor değiliz, zira insanlar meleğe bakmaya dayanamazlar, şayet onu melek kılsaydık, bu bir kuşku sebebi olurdu.
Yorumu Yorumla
-
Ce'alnâ (جعلنا)
İbn Fâris, kelimenin kökeni olan "c-e-l" harflerinin temelinde bir şeyi belirli bir duruma sokmak, form vermek ve dönüştürmek anlamlarının bulunduğunu belirtir. Bu bağlamda kelime, yoktan var etmeyi değil, mevcut bir potansiyelin başka bir kalıba dökülmesini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, eylemi bu ayetteki varsayımsal durumu üzerinden analiz eder. Ona göre buradaki "kılma" veya "yapma" eylemi, görünmeyen ruhani bir varlığın (melek), insanların dünyevi algı sınırlarına girebilmesi için zorunlu olarak maddi bir forma (insan) büründürülmesi işlemini kapsar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayette iki kez ardışık olarak kullanılmasının taşıdığı teolojik ve mantıksal vurguya dikkat çeker. Müşriklerin melek talebine karşılık verilen bu cevapta "ce'ale" fiili, ilahi iletişimin ancak muhatabın algı kapasitesine uygun bir form "üretilmesiyle" mümkün olabileceğini, dolayısıyla bir melek gönderilse bile onun zorunlu olarak insan formuna "dönüştürüleceğini" ve sonucun yine aynı olacağını kanıtlamak için kullanılır.
Melek (ملكا)
İbn Fâris, bu kelimenin etimolojik kökeni konusunda "m-l-k" (güç ve otorite) ile "l-e-k" (elçilik, mesaj taşıma) kökleri arasındaki bağlantılara işaret eder ve her iki anlamın da bu varlıkların doğasında iç içe geçtiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki kökenlerine inerek Aramice ve Süryanicedeki "mal'aka" (haberci) sözcüğüyle olan dilbilimsel ve tarihsel bağını ortaya koyar. Toshihiko Izutsu, müşrik zihniyetindeki "melek" tasavvurunu incelerken, onların meleği ilahi mesajın taşıyıcısı ahlaki bir varlıktan ziyade, doğaüstü ve mitolojik bir figür olarak algıladıklarını ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu ayetteki bağlamı üzerinden kelimeyi analiz ettiğinde, müşriklerin mucizevi bir melek inmesi yönündeki taleplerinin altındaki epistemolojik çelişkiye vurgu yapar; insan doğası, saf ve aşkın bir "melek" formunu idrak etme veya onunla iletişim kurma donanımına sahip değildir.
Racul (رجلا)
İbn Fâris, "r-c-l" kökünün sözlükte esasen "ayak" veya "yürümek" anlamına gelen fiziksel bir yapıdan türediğini, zamanla kendi ayakları üzerinde durabilen, yürüyen, güç ve irade sahibi "erkek insan" anlamını kazandığını tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin sadece biyolojik cinsiyeti değil, dünyevi yaşamı, beşeri nitelikleri ve insanın yeryüzündeki fiziksel gerçekliğini temsil ettiğini aktarır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayette aşkın bir kavram olan "melek" ile tamamen içkin ve maddi bir kavram olan "racul" kelimelerinin yan yana getirilmesindeki ontolojik mesajı değerlendirir. İletişimin ve rehberliğin gerçekleşebilmesi için cinsler arası uyumun (insana insan peygamber) şart olduğunu, aksi takdirde melek insan suretine (racul) büründüğünde müşriklerin "bu da bizim gibi bir adam" diyerek yine inkara sapacaklarını bu kelimenin dünyevi ağırlığı üzerinden tahlil eder.
Lebesnâ (لبسنا) / Yelbisûn (يلبسون)
İbn Fâris, "l-b-s" kök harflerinin etimolojik temelinde bir şeyi örtmek, gizlemek, birbirine karıştırmak ve içinden çıkılmaz hale getirmek anlamlarının yattığını belirtir. "Elbise" (libas) kelimesi de bedeni örttüğü için bu kökten türemiştir. Râgıb el-İsfahânî, fiili fiziksel ve zihinsel olmak üzere iki anlamsal boyutta inceler. Fiziksel olarak giyinmek veya örtünmek manasına gelen kelime, bu ayetteki formunda zihinsel bir örtülmeyi, gerçeğin sahtesiyle karışmasını (iltibas) ve zihnin derin bir kuşku ve kafa karışıklığı içine hapsolmasını ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Kur'an'ın retorik dünyasındaki mecazi kullanımını analiz eder. Maddeyi örten "elbise" metaforunun, burada idraki örten "şüphe ve karmaşa" anlamında kullanılmasının muazzam bir psikolojik tasvir olduğunu aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin müşriklerin içine düştüğü paradoksu özetleyen kilit bir kavram olduğunu vurgular. Kendilerini aydınlatması için saf bir melek isteyen inkarcılara, o melek insan kılığında geldiğinde hakikatin üzerinin onlar için bir kez daha örtüleceği (iltibas); dolayısıyla asıl problemin iletilen mesajın niteliğinde değil, alıcının hakikati algılama niyetindeki "karmaşa ve önyargıda" olduğu bu kelime üzerinden gözler önüne serilir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla