Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

En'âm Sûresi, 8. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    En'âm Sûresi, 8. Ayet

    وَقَالُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ مَلَكٌۜ وَلَوْ اَنْزَلْنَا مَلَكاً لَقُضِيَ الْاَمْرُ ثُمَّ لَا يُنْظَرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve kâlû levlâ unzile ‘aleyhi melek(un)(s) velev enzelnâ meleken lekudiye-l-emru śümme lâ yunzarûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Ona bir melek indirilseydi ya! dediler. Eğer biz bir melek indirseydik elbette iş bitirilmiş olur, artık kendilerine mühlet verilmezdi.

      Ona bir melek indirilseydi ya! dediler. Arap müşrikleri peygamberleri ve kitapları tanımıyorlar, dolayısıyla herhangi bir peygambere ve kitaba da iman etmiyorlardı. Bundan dolayı "Bize melekler gönderilmesi veya Rabbimizi görmemiz gerekmez miydi?" diyorlar, buna benzer taleplerde bulunuyorlar, kendilerine melek gönderilmesini istiyorlardı. Muhtemeldir ki kendilerine melek gönderilmesini istemelerinin sebebi, insandan peygamber gönderildiğini düşünmemiş olmalarıydı, şayet Allah tarafından insanlara bir elçi gönderilecekse bu bir melek olmalıydı. Bundan dolayı "Bize meleklerin gönderilmesi gerekmez miydi?" diyorlardı. Kendilerine melek gönderilmesini istemelerinin diğer bir sebebi de, elçinin gerçekten meleklerden olması gerektiğini düşündüklerinden değil, aşırı inatçılıklarından kaynaklanan bir talep olabilir. Cenâb-ı Hak da eğer onların istekleri üzerine bir melek indirseydik, kesin olarak iş bitirilmiş olurdu buyurmaktadır. Yani aşırı inatçı tabiatlarından kaynaklanan talep üzerine melek gelecek olsa, beraberinde azap ve helâk da gelirdi. İşte bu durum, onların isteklerinin, aşırı inatçılıklarının eseri olduğunu göstermektedir.

      Kesin olarak iş bitirilmiş olur, artık kendilerine mühlet verilmezdi. Yani onlar Resûlullah'ın doğru söylediğini ispat için melek gönderilmesini istiyorlardı. Cenâb-ı Hak da eğer bir melek indirseydik, kesin olarak iş bitirilmiş olur, artık kendilerine mühlet verilmezdi, yani helâk edilirlerdi buyuruyor. Çünkü ümmetin talebi üzerine mûcizeler gelir, sonra yine bu mûcizelere muhalefet ederler ve onları yalanlarlarsa, ilâhî azabın ve helâkin gelmesi kaçınılmazdır. Ama mûcizeler ümmetin talebi olmaksızın gelir ve insanlar onu yalanlayacak olurlarsa kendilerine mühlet verilir, yalanlamaları anında hemen azaba uğratılmazlar. En doğrusunu Allah bilir.

      Eğer bir mülhit bize şöyle bir soru soracak olursa; ona bir melek indirilseydi ya! Eğer bir melek indirseydik, kesin olarak iş bitirilmiş olurdu, meâlindeki âyete göre onlar meleğin Resûlullah'a (s.a.) indirilmesini istiyorlardı, ama Allah eğer bir melek indirseydik, kesin olarak iş bitirilmiş olurdu buyuruyor. Siz de ona melek gönderildi diyorsunuz, Allah ise ona melek indirseydik, kesin olarak işin bitirilmiş olacağını söylüyor, ama iş bitirilmedi. O sizin için bunu kendi kafasından uydurmamış ve bunu ona Allah göndermiş olsaydı işleri nasıl bitirilmezdi?

      Şöyle cevap verilir: Her ne kadar âyette zikredilmiyorsa da, onlar ancak kendilerine bir melek indirilmesini istemişlerdi. Onların bu istekleri başka bir âyette şöyle ifade edilmektedir: "Bize melekler gönderilmesi veya Rabbimizi görmemiz gerekmez miydi?" Yahut da onlar kendilerine meleklerin gönderilmesini istemişlerdi, ama melek Hz. Peygamber'e (s.a.) gönderilmişti. Bunun üzerine onlar, o da bizden biri olduğu halde bizden ayrı olarak sadece ona nasıl melek gönderilir, dediler. Bunu Cenâb-ı Hak onların ağzından şöyle dile getirmektedir: "Doğru söyleyenlerden isen bize melekleri getirseydin ya!". Dolayısıyla âyette böyle bir isteğin belirtilmemiş olması caizdir, daha önce çeşitli yerlerde söylediğimiz gibi, bunun açıklaması verilen cevapta görülmektedir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Melek (ملك)

        İbn Fâris, kelimenin kökeni hakkında iki farklı etimolojik yaklaşıma değinir; kelimenin "m-l-k" kökünden gelerek güç ve tasarruf sahibi olmak anlamına gelebileceği gibi, asıl kökünün "l-e-k" (veya e-l-k) harflerinden türeyen ve "mesaj, elçilik" anlamına gelen "elûke" kelimesine dayandığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bir mesaj taşıyıcısı olma işlevi ile ilahi bir güce ve yetkiye sahip olma durumunu sentezleyerek, meleklerin salt ruhani varlıklar olmanın ötesinde evrendeki ilahi iradenin ve yasaların aktif uygulayıcıları olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerinin kadim ve ortak bir mirası olduğunu, Aramice ve Süryanicedeki "mal'aka", Habeşçedeki "mal'ak" (elçi, haberci) kelimeleriyle doğrudan akrabalık taşıdığını ve İslam öncesi dönemde Arapçaya bu diller üzerinden dini bir terim olarak yerleştiğini kanıtlarıyla detaylandırır. Prof. Dr. Hidayet Aydar, müşriklerin peygamber yerine bir "melek" indirilmesi yönündeki taleplerini analiz ederken, bu kelime üzerinden müşrik zihniyetindeki teolojik sapmayı ve algı problemini okur; muhatapların vahyin ahlaki mesajına odaklanmak yerine doğaüstü bir figür arayışında olmalarının, inancı salt duyusal ve mucizevi bir temele indirgeme çabası olduğunu vurgular.

        El-Emr (الأمر)

        İbn Fâris, "e-m-r" kökünün sözlükte bir eylemi emretmek veya bir durum, iş ve hadise anlamına geldiğini tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin buradaki bağlamında bir fiil veya talimattan ziyade, "nihai durum, kesinleşmiş hüküm ve son akıbet" manasında kullanıldığını kaydeder. Toshihiko Izutsu, "emr" kavramının Kur'an'ın semantik alanında, ilahi otoritenin insanlık tarihine olan kesin ve geri dönülemez müdahalesini temsil ettiğini aktarır; ona göre emr, ilahi kararın fiziksel eyleme (helake) dönüştüğü o mutlak ve sarsıcı andır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayette "işin bitirilmesi" şeklindeki kullanımın ontolojik bir yasayı ifade ettiğini belirtir. Müşriklerin istediği gibi hakikatin bir melek aracılığıyla çıplak gözle görülür hale gelmesi durumunda, varoluşun ve imtihanın temeli olan "gayba iman" ilkesinin çökeceğini; böylesi bir kesinlik anında artık inanma iradesinin bir anlamı kalmayacağı için ilahi emrin (helak hükmünün) derhal infaz edileceğini bu kelimenin teolojik ağırlığı üzerinden değerlendirir.

        Yunzarûn (ينظرون)

        İbn Fâris, kelimenin kökünü "n-z-r" harflerine bağlar ve asıl anlamının gözle bakmak, bir şeyi incelemek olmakla birlikte, etimolojik bir genişlemeyle zaman bağlamında birine süre tanımak, mühlet vermek ve beklemek anlamlarını da kazandığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki kullanımı fiziksel görme eyleminden soyutlayarak, tamamen zaman boyutuyla ilişkilendirir; eylemin, tövbe etmek, düşünmek veya durumu düzeltmek için kişiye tanınan esneklik ve bekleme süresi (inzar) anlamına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin edilgen (meçhul) ve geniş zaman kalıbıyla kullanılmasının psikolojik ve varoluşsal boyutunu analiz eder. İmtihanın sırrı bozulup gerçek tüm metafizik çıplaklığıyla ortaya çıktığında, insan iradesine tanınan varoluşsal mühletin anında sıfırlanacağını; fiilin edilgen yapısının, insana tanınan zamanın tamamen ilahi iradenin tekelinde olduğunu ve o son sınır aşıldığında ilahi yasanın hiçbir erteleme ve tolerans kabul etmeyeceğini mutlak bir dille gösterdiğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X