Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

En'âm Sûresi, 6. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    En'âm Sûresi, 6. Ayet

    اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ مَكَّنَّاهُمْ فِي الْاَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّنْ لَكُمْ وَاَرْسَلْنَا السَّمَٓاءَ عَلَيْهِمْ مِدْرَاراًۖ وَجَعَلْنَا الْاَنْهَارَ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهِمْ فَاَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَاَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْناً اٰخَر۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Elem yerav kem ehleknâ min kablihim min karnin mekkennâhum fî-l-ardi mâ lem numekkin lekum ve erselnâ-ssemâe ‘aleyhim midrâran ve ce’alnâ-l-enhâra tecrî min tahtihim fe-ehleknâhum biżunûbihim ve enşe/nâ min ba’dihim karnen âḣarîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Görmediler mi ki, onlardan önce yeryüzünde size vermediğimiz onca imkânı kendilerine verdiğimiz, gökten üzerlerine bol bol yağmur indirip (evlerinin) altlarından ırmaklar akıttığımız nice nesilleri helâk ettik. Biz onları günahları sebebiyle helâk ettik ve onların ardından başka nesiller meydana getirdik.

      Görmediler mi ki, onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: Buradaki görmediler mi anlamındaki ifade, onlardan önce nice nesilleri helâk ettiğimizden ibret almadılar mı demektir. Ebû Bekir el-Keysânî de şöyle demiştir: Buradaki görmediler mi meâlindeki cümle, onlardan önce nice nesilleri helâk ettiğimizi kesin olarak görmüşlerdir, yani bilmektedirler demektir. Bu anlamların ikisi de aynı şeydir. Onlar, insanların peygamberleri yalanlamaları, inat etmeleri ve büyüklenmeleri yüzünden helâk edildiklerinin izlerini mutlaka görmüşlerdir, ama bundan ibret almıyorlar.

      Size vermediğimiz onca imkânı onlara verdik. Bu âyet hakkında bazılar şöyle demiştir: Ey Mekke halkı! Size vermediğimiz hayırları, genişliği ve varlığı onlara vermiştik, yani onlara verdiğimiz nimetleri size vermedik. Sonra buna rağmen onlar peygamberleri yalanlayınca Cenâb-ı Hak da kendilerini helâk etti, çeşitli cezalarla onları cezalandırdı. Onca imkânı onlara verdik ilâhî beyanıyla güç ve kuvvet de kastedilmiş olabilir. Nitekim başka bir âyette şöyle buyurmaktadır: "Bizden daha güçlü kim var?" Sonra onlar peygamberleri yalanladıklarında, çok güçlü kuvvetli olmalarına rağmen helâk edildiler. Başka bir ihtimal de şudur: Onca imkânı onlara verdik, yani sözlerinin dikkate alınmasını ve halkın kendilerine boyun eğmesini sağlayarak onları insanların kalplerine hakim kıldık; çünkü onlar Nemrut, Firavun ve Ad gibi krallar ve yeryüzünün sultanları idiler. Bu durumda olmalarına rağmen peygamberleri yalanladıklarında helâk ediliverdiler. Siz ise ey insanlar, onların imkânlarına sahip değilsiniz; böyleyken peygamberleri yalanlayacak olursanız helâk edilmeyeceğinizi mi zannediyorsunuz? Onları, peygamberleri yalanlamaya sevk eden şey, en doğrusunu Allah bilir ya, ancak bolluğa ve kuvvete sahip olmaları idi, kendilerinden daha düşük konumda olan birine boyun eğmeyi hikmete dayanmayan bir haksızlık olarak gördüklerinden dolayı bolluk ve kuvvet itibariyle kendilerinden daha düşük konumda olana boyun eğmediler. Onlar bu anlayışı ancak, Adem'e secde etmesi emredildiğinde "Ben ondan daha üstünüm; çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın" diyen lânetli şeytandan tevarüs etmişlerdi. İşte Mekkeli kâfirler de Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme boyun eğmeyi haksızlık saymışlar ve Bu Kur'ân şu iki şehirden nüfuzlu ve değerli bir kişiye indirilseydi ya!" demişlerdi.

      Gökten üzerlerine bol bol yağmur indirdik. İbn Kuteybe şöyle dedi: Âyetteki "midrâren" kelimesi yağmur demektir, yani bol bol yağmur indirdik, Kelime "derre-yedirrü" kökünden gelir. Ebû Avsece şöyle demiştir: Gökyüzü onlara yağmur gönderdi, yani ihtiyaç halinde ardarda yağan bol ve sürekli bir yağmur gönderdi. Altlarından ırmaklar akıttık. Cenâb-ı Hak onların geniş imkânlara sahip olduklarını ve Mekkeliler'in görmedikleri kadar bol yağmur ve nehirler vererek kendilerine lütfettiği nimetleri haber vermektedir. Fakat bu nimetleri vermesine rağmen peygamberleri yalanladıkları zaman onları helâk etmişti.

      Şayet, "Allah onları helâk ettiğini söylemekte ve peygamberleri yalanlayan bu insanları da bununla korkutmaktadır. Halbuki Allah daha önce peygamberleri ve evliyayı da helâk etmişti diye bir itiraz yapılırsa buna şöyle cevap verilir:

      Allah'ın onları helâk etmesi, azap ve ceza olarak helâk etmesi anlamındadır. Çünkü onları kökünü kazıyacak ve her yönden kendilerini kuşatacak bir mahiyette, tabiat kanunlarının dışına çıkacak tarzda helâk etmişti. Bundan dolayı belirttiğimiz gibi olmuştu.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yerev (يروا)

        İbn Fâris, kelimenin temelinin "r-e-y" harflerinden oluştuğunu ve asıl anlamının gözle veya zihinle bir şeyi idrak etmek, görmek olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, eylemi fiziksel görme (basar) ile zihinsel/kalbi görme (basiret) arasındaki anlamsal fark üzerinden analiz eder. Bu bağlamda kelimenin, geçmiş kavimlerin kalıntılarına sadece fiziksel bir bakış fırlatmayı değil, bu tarihsel verilerden ders çıkaracak derin bir kavrayışı, zihinsel bir okumayı ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin buradaki kullanımının epistemolojik bir uyarı niteliği taşıdığını; muhataplardan tarihi salt bir anlatı olarak dinlemelerini değil, geçmiş medeniyetlerin çöküşünü akıl ve ibret süzgecinden geçirerek sosyolojik bir yasa olarak "görmelerini" talep ettiğini vurgular.

        Ehleknâ (أهلكنا)

        İbn Fâris, "h-l-k" kökünün etimolojik olarak bir şeyin tamamen parçalanması, yok olması, düşüp tükenmesi anlamlarına geldiğini tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, "helak" kavramını varlığın devamlılığının kopması ve bir nesnenin temel işlevini bütünüyle yitirmesi olarak tanımlar. Ona göre buradaki helak, sıradan bir ölümü değil, ilahi yasalara karşı gelmenin neticesinde bir toplumun tarih sahnesinden topyekûn ve ibretlik bir biçimde silinmesini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ceza ve adalet semantiğini incelerken, helak kavramının ilahi sistemde kibrin ve gerçeği yalanlamanın kaçınılmaz nihai sosyo-tarihsel sonucu olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, fiilin sonundaki çoğul birinci şahıs ekinin (nâ/biz), tarihe yön veren ve medeniyetleri çökertecek yasaları işleten mutlak gücün bizzat yaratıcı olduğuna dair güçlü bir vurgu taşıdığını, bunun da muhataplar üzerinde pedagojik bir sarsıntı yaratmayı amaçladığını değerlendirir.

        Karn (قرن)

        İbn Fâris, "k-r-n" kök harflerinin temelinde iki şeyi birbirine bağlamak, yaklaştırmak ve eşleştirmek anlamının yattığını belirtir. Etimolojik olarak bir nesle veya döneme "karn" denmesinin sebebinin, o dönemde yaşayan insanların zaman, mekan ve yaşam biçimi olarak birbirlerine bağlı ve çağdaş olmalarından kaynaklandığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, bu kavramı aynı inanç, ahlak veya toplumsal kader etrafında birleşmiş, belirli bir zaman diliminde yaşayan topluluk veya nesil olarak açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin sosyolojik zeminini analiz ederek, "karn" ifadesinin bireysel günahlardan ziyade toplumsal bir karakter bozulmasına ve ortak bir inkara işaret ettiğini; helakin de bu ortak sorumluluk ağı içindeki "nesil" kavramı üzerinden kolektif bir şekilde gerçekleştiğini vurgular.

        Mekkennâ (مكنا)

        İbn Fâris, kelimenin "m-k-n" kökünden türediğini; yerleşmek, bir yerde sağlam ve sabit durmak, güç ve imkan sahibi olmak anlamlarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, eylemi basit bir iskan (yerleştirme) kavramından ayırarak, bir topluma siyasi, ekonomik ve askeri hakimiyet verilmesi, medeniyet kuracak her türlü altyapı ve imkanın bahşedilmesi olarak detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki bağlamına dikkat çeker. Kureyş gibi kendisini güçlü gören bir muhatap kitleye karşı bu fiilin kullanılmasıyla, dünyevi iktidarın, gücün ve medeniyet kurma yetisinin ilahi bir kayırma değil, doğrudan doğruya ontolojik bir imtihan aracı olduğunun ve bu gücün asıl sahibinin her an bu imkanı geri alabileceğinin hatırlatıldığını ifade eder.

        Midrâran (مدرارا)

        İbn Fâris, kelimenin temel kökü olan "d-r-r" harflerinin bir şeyin bol, kesintisiz ve akıcı bir şekilde dökülmesi, sütün memeden inmesi veya yağmurun şiddetle yağması anlamlarını taşıdığını tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin peş peşe ve bereketli bir şekilde yağan, ardı arkası kesilmeyen dökülüşü ifade ettiğini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Kur'an'ın tasvir gücü içindeki edebi ve retorik boyutunu inceler. Bu kelimenin, geçmiş kavimlere verilen refahın ve nimetlerin şiddetini, adeta bir sel gibi akan bolluğu resmettiğini; bu ihtişamlı bolluğun hemen ardından gelen helak eylemiyle birleştiğinde metnin psikolojik tezat sanatını zirveye çıkardığını ve "istidrac" (nimetle aldatılarak yavaş yavaş helake sürüklenme) kavramının dramatik bir dilsel tablosunu çizdiğini analiz eder.

        Enşe'nâ (أنشأنا)

        İbn Fâris, "n-ş-e" kökünün sözlük anlamının bir şeyi ortaya çıkarmak, büyütmek, yükseltmek ve yetiştirmek olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu eylemi yoktan var etme anlamındaki "halaka" fiilinden titizlikle ayırır. Enşe'e, bir şeyi var ettikten sonra onu aşama aşama inşa etmek, tarih sahnesine yeni bir formda sunmak ve geliştirmektir. Yok edilen eski medeniyetin enkazı üzerinden yepyeni bir toplumun diriltilip sahneye çıkarılmasını ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, fiilin tarihsel döngü bağlamındaki önemine vurgu yapar. Ayetin sonunda yer alan bu inşa eylemi, ilahi iradenin sadece yok eden ve cezalandıran değil, aynı zamanda tarihi sürekli yenileyen, kesintiye uğratmadan yeni nesiller ve medeniyetler filizlendiren dinamik ve yaratıcı gücüne işaret etmektedir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X