Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

En'âm Sûresi, 163. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    En'âm Sûresi, 163. Ayet

    لَا شَر۪يكَ لَهُۚ وَبِذٰلِكَ اُمِرْتُ وَاَنَا۬ اَوَّلُ الْمُسْلِم۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lâ şerîke leh(e)(s) vebiżâlike umirtu veenâ evvelu-lmuslimîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      162. De ki: Benim namazım, (her türlü) ibadetim, hayatım ve ölümüm, hepsi alemlerin Rabb'i olan Allah içindir.

      163. O'nun ortağı yoktur. Bana sadece bu emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim.

      De ki: Benim namazım, (her türlü) ibadetim, hayatım ve ölümüm, hepsi alemlerin Rabb'i olan Allah içindir. Bu ayet-i kerime iki şekilde anlaşılabilir. Birincisi, Hz. Peygamber'in (s.a.) bizzat kendisine bir çağrıyı dile getirmesini emretmek anlamına gelir, yani Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: De ki: Ben namazımı, (her türlü) ibadetimi Allah için yapıyorum, hayatım ve ölümüm de alemlerin Rabb'i olan Allah içindir. İkincisi, o kafirler ve günahkarlardan farklı ve onlara karşı olduğu anlamına gelir, yani Allah şöyle buyuruyor: Ben namazımı ve kulluğumu Allah için yerine getiriyorum, hayatım ve ölümüm de Allah içindir. Ben, sizin kulluğunuzda ve ibadetinizde Allah'a başkalarını ortak kıldığınız gibi kimseyi Allah'a ortak kılmıyorum. En doğrusunu Allah bilir.

      Namazım mealindeki sözcüğün işaret ettiği anlam hakkında farklı görüşler vardır. Bazıları, farz namazlardır, demiş, bazıları da, boyun eğme ve övgü anlamına gelen hudûl ve sena namazıdır demişlerdir. Buna göre ben Allah için hudûl ve sena yaparım, demektir. "Salat" kelimesi sözlükte sena, yani övgü anlamına da gelir.

      İbadetim anlamına gelen "nusuki" kelimesi hakkında da farklı görüşler vardır. Hasan-ı Basri buna dinim anlamını vermiştir. Nitekim bir ayet-i kerimede "Biz her ümmete kurban kesmeyi meşru kıldık'', yani bir din yaptık buyurmaktadır. Bu kelimeye 'hac, umre ve başka yerlerde kestiğim kurbanlar Allah içindir' anlamı da verilmiştir. 'Her türlü ibadetim' anlamı da verilmiştir. "Nusuk" kelimesi, her çeşit ibadetin ismidir, bundan dolayı her ibadet yapana nasik denilmiştir.

      Hayatım ve ölümüm, alemlerin Rabb'i olan Allah içindir. Yani ben Allah için yaşıyor ve Allah için ölüyorum. Şahsımda ve kulluğumda hiç kimseyi Allah'a ortak kılmam, aksine her şey Allah içindir. Bu konuda O'nun ortağı yoktur.

      Bana sadece bu emrolundu. Burada takdim tehir olması muhtemeldir. Sanki Allah şöyle buyurmaktadır: De ki: Ben namazımı ve her türlü ibadetimi Allah için yapmakla emrolundum. Yahut bana, namazımı, her türlü ibadetimi ve kulluğumu sadece Allah için yapmam ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmamam için kendisine dua etmem ve sadece O'ndan istemem emrolundu.

      Ben Müslümanların ilkiyim. Bu beyanın, ben tebliğ etmekle emrolunduğum şeylere boyun eğenlerin ve teslim olanların ilkiyim anlamına gelmesi muhtemeldir. Hz. Peygamber'e (s.a.) kendisine gelen emirleri tebliğ etmesi emredilmişti ve o da, tebliğ etmekle emrolunduğum şeylere ilk teslim olan benim diyordu. Bunun, İslam olmak için vakit geçirmemek, hemen kabul edip itaat etmek anlamına gelmesi de muhtemeldir. Nitekim Cenab-ı Hak bir ayette şöyle buyurmuştur: "Kendilerine gösterdiğimiz her mucize bir diğerinden daha büyüktü". Bu ifade, onlardan bazısı daha büyük bazısı daha küçük anlamına gelmez, aksine hepsi büyüktür anlamındadır, son derece büyük olduğu anlamına gelen bir nitelemedir. Buna göre ayet-i kerime İslam olmanın vaktini tayin anlamına gelmez, ancak hemen kabul edip itaat etmek manasına gelir. En doğrusunu Allah bilir. İslam, kendini ve bütün nesneleri sağlam olarak Allah'a teslim etmek demektir, buna göre ayet, 'ben kendimi sağlam olarak Allah'a teslim ettim' anlamına gelir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Şerîke (شَرِيكَ)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "ş-r-k" kökünün sözlükte iki veya daha fazla şeyin mülkiyette, haklarda ve otoritede birbirine karışması, saf ve tek olanın bozulması, paydaşlık anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "şerîk" (ortak) kavramını teolojik bir bağlamda tanımlar; mutlak otorite olan yaratıcının zatında, sıfatlarında veya varlığa hükmetmesinde O'nunla yetki paylaşan her türlü maddi veya metafizik unsurdur. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde "O'nun hiçbir ortağı yoktur" (lâ şerîke leh) şeklindeki o mutlak reddiyeyi inceler. Bunun sadece gökyüzündeki Tanrı imgesini temizleyen soyut bir inanç bildirgesi olmadığını; aynı zamanda yeryüzünde "şefaatçiler, putlar ve atalar kültü" üzerinden devasa bir sömürü ekonomisi ve statüko kurmuş olan pagan hiyerarşisini (ortaklık/şirk sistemini) kökünden yıkan, sosyo-politik ve ontolojik bir devrim manifestosu olduğunu detaylandırır.

        Ümirtü (أُمِرْتُ)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "e-m-r" kökünün sözlükte bir işi talep etmek, mutlak bir buyruk vermek, durum ve nihai otorite anlamlarına geldiğini kaydeder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), eylemin meçhul/edilgen (ümirtü / ben emrolundum) kalıbında kullanılmasının taşıdığı psikolojik ve teolojik ağırlığı analiz eder. Peygamberin, bu devasa tevhidi devrimi "Ben tasarladım, ben buldum veya benim felsefem budur" şeklinde kişisel bir kibre büründürmediğini; aksine kendisini de o mutlak ve dikey ilahi iradenin karşısında "pasif, itaatkar ve emredilmiş" (ümirtü) basit bir fail (elçi) konumuna çekerek, sistemin kaynağının bütünüyle aşkın/ilahi olduğunu resmettiğini vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin kelamî boyutunu tahlil eder; "Bana bu emredildi" (ve bizâlike ümirtü) vurgusunun, peygamberin risalet davasında hiçbir pazarlık payının, esnekliğinin veya müşriklerin tekliflerine (senkretizme) açık bir yanının olmadığını, çünkü kendisinin de kendi üzerinde bağlayıcı olan bir "emre/vasiyete" tabi olduğunu sabitleyen sarsılmaz bir hukuki duruş olduğunu aktarır.

        Evvelü (أَوَّلُ)

        İbn Fâris, "e-v-l" kökünün asıl anlamının bir şeyin başı, başlangıç noktası, öne geçmek ve zaman/mekan olarak diğer her şeyden önce gelmek olduğunu belirtir. Angelika Neuwirth, "Ve ben Müslümanların ilkiyim" (ve ene evvelül müslimîn) kurgusundaki "ilk" (evvel) sıfatını tarihsel ve edebi bir çerçevede okur. Hz. İbrahim gibi daha önceki peygamberlerin de Kur'an'da Müslüman/Hanif olarak anıldığını hatırlatarak; buradaki "evvel" olmanın kronolojik bir ilkliği değil, o anki pagan toplumunda hakikati tek başına omuzlayan, şirk karşısında uyanan ve o yeni ontolojik/eskatolojik cemaatin (ümmetin) mutlak "öncüsü, sancağı ve prototipi" olma halini temsil ettiğini ifade eder.

        El-Müslimîn (الْمُسْلِمِينَ)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "s-l-m" kökünün sözlükte her türlü tehlikeden, hastalıktan ve afetten kurtulup esenliğe çıkmak, barış, boyun eğmek ve birine kendini tamamen teslim etmek anlamlarına geldiğini tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, "İslam/Müslüman" kavramını sadece sosyolojik bir din adı olarak değil, ontolojik bir eylem olarak açıklar; insanın kendi kibrini, hevasını ve varoluşsal direncini sıfırlayarak, ilahi iradenin o kusursuz nizamına mutlak bir itaatle (teslimiyetle) girmesi ve böylece içsel bir sükunete (selamete) ermesidir. Arthur Jeffery, kelimenin monoteistik köklerini inceleyerek; Aramice ve Süryanicedeki "mushlmana" (kendini Tanrı'ya tam olarak adamış/teslim etmiş kişi) kavramıyla olan filolojik bağını ispatlar ve bu kelimenin Geç Antik Çağ'da saf tevhidi adanmışlığın evrensel lügati olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Surenin bu kapanış kavramı olan "Müslümanların ilkiyim" ibaresini kelamî bir zirve olarak değerlendirir. Önceki ayetlerdeki o parçalanmış, gruplara ayrılmış (şialar/fırkalar) ve uydurma tabularla kirlenmiş (şirk koşmuş) müşrik kimliklerinin karşısına; saf, katıksız, araya hiçbir putu veya atayı sokmayan, sadece ve doğrudan "Alemlerin Rabbine teslim olmuş" (Müslim) o yepyeni, asil ve sarsılmaz teolojik kimliğin (insan modelinin) dikildiğini ilan eden devasa bir varoluşsal mühür olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X