Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

En'âm Sûresi, 155. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    En'âm Sûresi, 155. Ayet

    وَهٰذَا كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُوا لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vehâżâ kitâbun enzelnâhu mubârakun fettebi’ûhu vettekû le’allekum turhamûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Bu da (Kur'an) bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ona uyun ve günahtan korunun ki size rahmet edilsin.

      Kur'an'ın İsimleri ve Bunların Anlamları

      Bu da bizim indirdiğimiz bir kitaptır, yani indirdiğimiz bu Kur'an Mübarektir. Ebû Bekir el-Keysani bunun hakkında şöyle dedi: Mübarek, bereketli demektir, Kur'an, kendisine sarılanı her türlü hayra ulaştıran ve her türlü kötülükten koruyan mübarek bir kitaptır. Hasan-ı Basri şöyle dedi: O mübarektir, onu kabul eden, ona tabi olan ve ona uygun davranan kişi için mübarek bir kitaptır. Kur'an'a, ona uyanlara bereketler getirdiği için mübarek diye isim verilmiştir, o kendisine uyan ve hükümlerine göre davrananlar için mübarektir, ona bereketler getirecektir. Fakat ona uygun davranmayanlara bereket getirmeyecektir, aksine onlar için şiddettir ve onun kalbindeki manevi pisliği arttırır. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: "Ne zaman bir sûre indirilse, içlerinden 'Bu hanginizin imanını arttırdı ki?' diye soranlar çıkar. Ama bu, iman etmiş olanların imanını pekiştirmiştir ve onlar birbirlerine bunu müjdelemek istediler. Kalplerinde hastalık olanlara gelince, bu onların (manevi) pisliğine pislik katmıştır". Buna göre ayet-i kerime bizim söylediğimiz manaya gelir: O, kendisine tabi olan ve ona sarılan için mübarektir. Kur'an-ı Kerim'e mecid ve kerim diye de isim verilmiştir; yani ona tabi olan mecid (şanlı ve şerefli) ve kerim (cömert ve kıymetli) olur. Aynı şekilde Kur'an, kendisine tabi olan kişiye yeni bir hayat verdiği için ona ruh ve hay (hayat veren) diye de isim verilmiştir. Bereketin aslı, hiç zarar görmeden bir şeyden menfaat sağlamaktır, bu onun için bereket olur. Buna göre insanlar birbirlerine, şunu Allah sana mübarek kılsın, dediklerinde, Allah sana hiç zarar vermeden bunu senin için faydalı kılsın, demiş olurlar. Buna göre Kur'an, mübarektir, yani bereket getirendir demek olur, ancak insanların ondan faydalandıkları ve onunla amel ettikleri için mübarek denilmiştir. Bereket iki anlama gelir: Birincisi, daima artan ve çoğalan her türlü hayrın ismidir. İkincisi, yorgunluk ve sıkıntı çekilmeden kazanılan her türlü faydanın ismidir. En doğrusunu Allah bilir.

      Ona uyun ve günahtan korunun, yani onun işaretlerine ve davetlerine uyun; Korunun, yani ona muhalefetten korunun, Ki size rahmet edilsin, yani size rahmet edilmesi için. Onun emirlerine ve işaretlerine uyan ve onun yasaklarından ve haramlarından korunan merhamete mazhar olur.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kitâbün (كِتَابٌ)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "k-t-b" kökünün sözlükte iki şeyi birbirine dikmek, toplamak, dağınık olan parçaları bir araya getirmek ve bağlamak anlamlarına geldiğini belirtir. Yazıya; harfleri ve kelimeleri bir araya getirip anlamlı bir bütün oluşturduğu için "kitabet" dendiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "kitâb" kavramını sadece fiziksel bir metin olarak değil, ilahi hükümlerin ve hakikatlerin toplandığı, tasnif edildiği ve ontolojik bir nizam içinde insana sunulduğu "ilahi külliyat" olarak açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki kökenlerini inceleyerek, Aramice ve Süryanicedeki "ktb" köküne işaret eder; bu kavramın Geç Antik Çağ'da sıradan bir yazı olmaktan çıkıp doğrudan "Kutsal Yazı/İlahi Metin" (Scripture) anlamında standart monoteistik bir terime dönüştüğünü filolojik olarak ispatlar. Angelika Neuwirth, "Ve işte bu bir kitaptır" (ve hâzâ kitâbün) kurgusunun taşıdığı edebi ve sosyolojik ağırlığı tahlil eder. Kur'an'ın kendini burada bir "kitap" olarak tanımlamasının; önceki ayette (154. ayet) anılan Hz. Musa'nın kitabıyla (Tevrat) eşit statüde, sarsılmaz bir hukuki otoriteye sahip yeni bir "metin toplumu" (textual community) inşa etme beyanı olduğunu ifade eder.

        Enzelnâhü (أَنْزَلْنَاهُ)

        İbn Fâris, "n-z-l" kökünün sözlükte yüksek bir yerden aşağıya inmek, bir yere yerleşmek ve konaklamak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "inzâl" eylemini epistemolojik bir süreç olarak tanımlar; mutlak aşkın (müteâl) ve erişilemez olan ilahi bilginin, insanın anlayabileceği ve yaşayabileceği bir seviyeye (yeryüzüne/beşeri idrake) şefkatle indirilmesi ve intikal ettirilmesidir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, eylemin failinin "Biz" (enzelna / Biz indirdik) şeklinde kurgulanmasını kelamî bir otorite zemini üzerinden okur. Bu ifadenin, söz konusu kitabın peygamberin kendi aklının, kabilevi kültürünün veya dönemin mitolojilerinin bir derlemesi olmadığını; tamamen "dikey", müdahil ve mutlak ilahi bir kaynaktan tarihe yapılmış ontolojik bir iniş (nüzul) olduğunu sabitlediğini vurgular.

        Mübârakün (مُبَارَكٌ)

        İbn Fâris, "b-r-k" kökünün asıl anlamının devenin göğsünü yere vurup çökmesi, sabit kalması, süreklilik ve iyiliğin/faydanın artarak çoğalması olduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde "bereket/mübarek" kavramını felsefi bir boyutta inceler. Bu kelimenin, ilahi olandan kaynaklanan, tükenmez ve dinamik bir ontolojik faydayı temsil ettiğini belirtir. Kitabın "mübarek" olarak nitelenmesinin; onun içindeki hidayetin, ahlaki kuralların ve varoluşsal bilgeliğin zamanla eskimediğini, aksine her çağda ve her muhatapta kendini yenileyerek "sabit ve artan bir fayda" (bereket) ürettiğini detaylandırır.

        Fettebi'ûhü (فَاتَّبِعُوهُ)

        İbn Fâris, "t-b-a" kökünün sözlükte birinin ayak izini takip etmek, peşine düşmek ve ardı sıra yürümek anlamlarına geldiğini tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, "ittibâ" eylemini sıradan bir taklitten ayırır; bu, sadece zihinsel bir tasdik değil, insanın kendi hür iradesiyle kitabın çizdiği ahlaki, felsefi ve hukuki rotayı kendi eylemlerine (pratiğine) sarsılmaz bir pusula kılmasıdır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "Öyleyse ona uyun/tâbi olun" emrindeki o keskin "fâ" harfinin (nedensellik bağının) gücünü analiz eder. Madem ki bu kitap ilahi kaynaktan inmiştir (enzelna) ve tükenmez bir fayda taşımaktadır (mübarek), o halde aklın ve fıtratın zorunlu mantıksal sonucu olarak pagan ataların yollarına veya sahte tabulara değil, mutlak surette eylemsel olarak bu "metne boyun eğilmesi" (ittiba) gerektiğini resmeden sarsılmaz bir ahlaki zorunluluk (imperatif) olduğunu vurgular.

        Vettekû (وَاتَّقُوا)

        İbn Fâris, "v-k-y" kökünün temelinde bir şeyi dışarıdan gelecek acılara, zararlara ve tehlikelere karşı bir kalkanla korumaya almak, sakınmak anlamlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "takva" kavramını; insanın kendini ontolojik yıkımdan, günahlardan ve ilahi cezadan korumak için, kitabın koyduğu şeriatı (sınırları) kendine zırh edinmesi ve sürekli bir teyakkuz (özdenetim) halinde yaşaması olarak tanımlar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "Kitaba uyun ve korunun/takvalı olun" kurgusundaki bu iki emrin yan yana gelişini felsefi bir bütünlük içinde değerlendirir. "Kitaba uymanın" (ittiba) işin epistemolojik (bilgi/yol haritası) boyutu olduğunu; "takvanın" ise o yolda yürürken nefsin dürtülerine, şeytani saptırmalara ve kibre karşı insanın kendi içinde kurduğu "psikolojik ve ahlaki savunma mekanizması" (zırh) olduğunu, ikisi olmadan varoluşsal kurtuluşun sağlanamayacağını tahlil eder.

        Lealleküm (لَعَلَّكُمْ)

        İbn Fâris, bu edatın Arap dilinde bir durumun gerçekleşmesine dair umut, beklenti ve ihtimal bildirdiğini kaydeder. Gabriel Said Reynolds, ilahi hitapta "lealle" (umulur ki/böylece) kelimesinin kullanılmasını teleolojik (gaye bilimsel) bir zeminde okur. Allah'ın fiillerinde "ihtimal" olmayacağına göre; bu edatın, insanın gösterdiği ahlaki çabanın (ittiba ve takvanın) varacağı o mutlak ve nihai "amacı/hedefi" gösterdiğini, insanın robotik bir varlık değil, ancak kendi çabasıyla o merhamete "aday" olabilen hür bir fail olduğunu ifade eder.

        Türhamûn (تُرْحَمُونَ)

        İbn Fâris, "r-h-m" kökünün sözlükte şefkat göstermek, acımak, yumuşaklık ve koruyuculuk (anne rahmi) anlamlarına geldiğini aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin monoteistik lügatteki köklerini inceleyerek; Aramice/Süryanicedeki "rahmê" (ilahi lütuf ve merhamet) kavramıyla olan bağını filolojik olarak doğrular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin "Umulur ki merhamet olunursunuz" (lealleküm türhamûn) şeklindeki o edilgen (pasif) ve sarsıcı kapanışını (fasıla) kelamî bir boyutta analiz eder. İnsanın ilahi kitaba uymasının ve takva zırhını kuşanmasının karşılığının sadece soğuk bir hukuki beraat veya mekanik bir cennet ücreti olmadığını; asıl nihai varoluşsal ödülün, mutlak yaratıcının o sınırsız, kapsayıcı ve "anne şefkati" gibi olan sevgisine/merhametine (rahmet) sarmalanmak, kabul edilmek ve ontolojik sükunete ermek olduğunu bildiren eşsiz bir Tanrı tasavvuru ve felsefi zirve olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X