Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

En'âm Sûresi, 154. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    En'âm Sûresi, 154. Ayet

    ثُمَّ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ تَمَاماً عَلَى الَّـذ۪ٓي اَحْسَنَ وَتَفْص۪يلاً لِكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَعَلَّهُمْ بِلِقَٓاءِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Śumme âteynâ mûsâ-lkitâbe temâmen ‘alâ-lleżî ahsene vetafsîlen likulli şey-in vehuden verahmeten le’allehum bilikâ-i rabbihim yu/minûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Sonra iyilik edenlere (nimetimizi) tamamlamak ve her şeyi açıklamak için, bir hidayet ve rahmet olmak üzere Mûsaya kitabı indirdik ki Rab'lerinin huzuruna varacaklarına inansınlar.

      Sonra iyilik edenlere (nimetimizi) tamamlamak için Musaya kitabı indirdik. Bu ayetin işaret ettiği anlam konusunda ihtilaf edilmiştir. Hasan-ı Basri şöyle dedi: İyilik edenlere (nimetimizi) tamamlamak için, yani dostluğu iyi olanlara ahirette Allah'ın nimetine ve cömertliğine tam olarak nail olması için. Şöyle de denildi: İyilik edenlere (nimetimizi) tamamlamak için, yani iyilik yapanlara ve müminlere nimetimizi tamamlamak için; buradaki "alellezî" ifadesi, iyilik edenlere ve iman edenlere anlamına gelir. ''Alâ" harf-i cerinin, sebep bildiren "lam" harf-i ceri anlamına gelmesi de caizdir; nitekim Cenab-ı Hak bir ayet-i kerimede; "Dikili taşlar önünde (sunaklarda) boğazlanmış hayvanlar" diye buyurmaktadır, yani putlar için kestiğiniz hayvanlar demektir. Katade şöyle dedi: Allah'ın kendisine verdiği nimetlerde güzel davranan kişiye Cenab-ı Hak cennetini ve rızasını vermek suretiyle cömertliğini tamamlayacaktır, Allah'ın verdiği nimetlerde güzel davranmayanın elindekini de alacak ve sonra o kişi hiçbir mazereti olmadığı halde Allah'a gidecektir. Ebu Bekir el-Keysani şöyle dedi: Sonra iyilik edenlere (nimetimizi) tamamlamak için Musaya kitabı indirdik, yani sonra size Musa ve kitabı ile delilleri ve açıklamaları tam olarak gönderdik, yani Musa ve kitabı, size verilenleri tasdik etmekte ve onlara uygun düşmektedir. Nitekim Cenab-ı Hak başka bir ayette şöyle buyurmuştur: "Rabb'inden gelmiş açık bir delile dayanan kimse (hiç ötekiler gibi olur mu)? Bu delili de Rabb'inden gelen bir şahit izliyor; ayrıca ondan önce de bir önder ve rahmet olarak Mûsanın kitabı var". Buradaki "temamen" kelimesinin belirttiğimiz anlamda, Allah'ın nimetlerini ve cömertliğini tamamlamak için, diye bir anlama gelmesi muhtemeldir. Delilleri ve açıklamaları tamamlamak, hikmeti ve ilmi tamamlamak anlamına da gelebilir. İyilik edenlere mealindeki de, iyi ve güzel davrananlara, anlamına gelir. İbn Mes'ûd'un (r.a.) mushafında da ibare "temamen ale'l-lezi ehsenû" şeklindedir.

      Ve her şeyi açıklamak için. Yani her şeyi izah edip göstermek için. Hidayet olmak üzere. Yani yanlışlıklardan ve şüphelerden uzaklaştırmak ve bir lütuf olmak üzere. Rahmet olmak üzere. Yani azaptan ve cezadan kurtarmak üzere. Rab'lerinin huzuruna varacaklarına inansınlar diye. Yani mümin oldukları halde Rab'lerinin huzuruna varsınlar diye ve bunu gerçekleştirmek üzere. İyilik edenlere (nimetimizi) tamamlamak için mealindeki cümle hakkında İbn Abbas'tan (r.a.) şöyle rivayet edilmiştir: Allah, risaletini tebliğ ettiği kişiye kitabı en güzel şekilde tamamladı. Her şeyi açıklamak için, yani her şeyi izah etmek için; Hidayet olmak üzere, yani dalaletten hidayete götüren bir rehber olmak üzere; Rahmet olmak üzere, yani bir lütuf olmak üzere; Rab'lerinin huzuruna varacaklarına inansınlar diye, yani ölümden sonra dirileceklerine inansınlar diye.

      Sonra Mûsa'ya kitabı indirdik. Bu beyan hakkında bazıları şöyle dedi: Buradaki tertip esas alınırsa, ayet haber vermek anlamına gelir, Allah sanki şöyle buyurmuştur: Sonra biz Mûsa'ya kitabı tam olarak verdik, yani vermiştik.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Âteynâ (آتَيْنَا)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "e-t-y" kökünün sözlükte gelmek, ulaştırmak ve bir şeyi birine vermek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "itâ" (vermek) eylemini sıradan bir el değiştirmeden ayırarak; bunun ilahi bir lütuf, otorite ve güç aktarımı olduğunu, özellikle vahiyle birlikte kullanıldığında peygambere bahşedilen o sarsılmaz epistemolojik (bilgiye dayalı) üstünlüğü temsil ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin "Sonra Musa'ya kitabı verdik" (sümme âteynâ mûsel kitâbe) kurgusuyla başlamasını, önceki ayetlerdeki (151-153) o evrensel ahlak manifestosunun tarihsel köklerine bir atıf olarak değerlendirir. Kur'an'ın bu ilkeleri ilk kez söylemediğini, aksine Hz. Musa'ya verilen o kadim tevhidi sistemin (Tevrat) bir devamı ve teyidi olduğunu vurgulayan tarihsel bir süreklilik (devamlılık) beyanı olduğunu aktarır.

        Tamâmen (تَمَامًا)

        İbn Fâris, "t-m-m" kökünün sözlükte bir şeyin hiçbir noksanı kalmayacak şekilde bütünlenmesi, kemale ermesi ve nihai formuna ulaşması anlamlarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "tamâm" kavramını; bir varlığın veya hükmün, amacına hizmet edebilmesi için gereken tüm parçaların (paradigmanın) eksiksizce bir araya getirilmesi olarak tanımlar. Angelika Neuwirth, "İyilik yapanlara (nimetimizi) tamamlamak için" (tamâmen alellezî ahsene) kurgusunu inceler. İlahi yasanın (vahyolunan kitabın), sadece kuru bir kurallar bütünü değil; ahlaki olgunluğa (ihsan makamına) erişen fertler ve toplumlar için o teolojik tekamülü "taçlandıran" ve onlara varoluşsal bütünlüklerini kazandıran kusursuz bir "final/tamamlama" olduğunu ifade eder.

        Tafsîlen (تَفْصِيلًا)

        İbn Fâris, "f-s-l" kökünün temelinde bir bütünü parçalara ayırmak, aralarını açmak, belirginleştirmek ve karışıklığı gidermek anlamlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tafsîl" eylemini epistemolojik bir netlik olarak açıklar; karmaşık görünen hakikatlerin her birini kendi yerli yerine koyarak, helali haramdan, doğruyu yanlıştan milimetrik olarak ayıran o analitik ve hukuki açıklıktır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kitabın "her şeyi açıklayıcı" (tafsîlen likülli şey'in) niteliğini tahlil eder. Buradaki "her şeyden" kastın kozmolojik bir ansiklopedi değil; insanın hidayeti, ahlaki tekamülü ve toplumsal adaleti için ihtiyaç duyduğu tüm o temel prensiplerin (felsefi ve hukuki yapı taşlarının) şüpheye yer bırakmayacak bir berraklıkla sunulması olduğunu vurgular.

        Hüden (هُدًى)

        İbn Fâris, "h-d-y" kökünün sözlükte karanlıkta yol gösteren rehber, işaret ve doğruya iletmek anlamlarına geldiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde "hidayet" (hüden) kavramının, vahyin o dikey ve aydınlatıcı gücünü temsil ettiğini inceler. İnsanı o paganist labirentlerden (sübülden) çekip çıkararak, "dosdoğru yola" (sırâta) sokan o ilahi pusulanın fonksiyonel adıdır.

        Rahmeten (رَحْمَةً)

        İbn Fâris, "r-h-m" kökünün temelinde şefkat, acımak, yumuşaklık ve koruyuculuk (anne rahmi) anlamlarının yattığını belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kitabın (vahyin) aynı zamanda bir "rahmet" (merhamet) olarak tanımlanmasını analiz eder. Kanunların (şeriatın) sadece soğuk ve cezalandırıcı birer buyruk olmadığını; aksine insanın fıtratını koruyan, onu kendi ihtiraslarının ve cehaletinin yıkımından kurtaran "şefkatli bir ilahi müdahale" olduğunu resmeden sarsılmaz bir Tanrı tasavvuru (teodise) olduğunu vurgular.

        Yü'minûne (يُؤْمِنُونَ)

        İbn Fâris, "e-m-n" kökünün sözlükte korkunun zıddı olarak güven duymak, emin olmak ve kalbin mutlak bir sükunete ermesi anlamlarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "iman" eylemini sadece soyut bir kabulden ayırarak; hakikati (vahyolunanı) öyle bir içselleştirmek ki, bu bilgi sayesinde insanın tüm varoluşsal kaygılarından (korkularından) kurtulup ilahi bir güven/emniyet alanına girmesi olarak tanımlar.

        Likâi (لِقَاءِ)

        İbn Fâris, "l-k-y" kökünün sözlükte iki şeyin yüz yüze gelmesi, karşılaşması, aradaki engelin kalkması ve bir şeye doğrudan muhatap olmak anlamlarına geldiğini belirtir. Gabriel Said Reynolds, "Rablerine kavuşacaklarına (likâi rabbihim) inanmaları için" şeklindeki kapanış cümlesini (fasıla) eskatolojik ve felsefi bir boyutta değerlendirir. Kitabın (vahyin) asıl ve nihai amacının; insanı dünyadaki ahlaki eylemlerinden sorumlu tutan o mutlak "yüzleşme/karşılaşma" gerçeğine hazırlamak olduğunu; insanın tüm o hukuki ve ahlaki disiplinini (takvasını) işte bu kaçınılmaz ontolojik randevuya (likâ) olan sarsılmaz inancıyla inşa ettiğini aktarır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X