وَاَنَّ هٰذَا صِرَاط۪ي مُسْتَق۪يماً فَاتَّبِعُوهُۚ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَب۪يلِه۪ۜ ذٰلِكُمْ وَصّٰيكُمْ بِه۪ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
En'âm Sûresi, 153. Ayet
Daralt
X
-
Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun; (başka) yollara sapmayın; sonra onlar sizi Allah'ın yolundan ayırır. İşte günahtan korunmanız için Allah bunları size emretti.
Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun! Bu ayet, çeşitli hususlara delalet eder. Şüphesiz bu, emir ve yasak ile helal ve haram olarak bu ayette belirtilenler anlamına gelmesi muhtemeldir. Benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun! Müfessirlerin söylediklerine göre, bu ayetler muhkemdir, hiçbir ilahi kitap tarafından neshedilmemiştir, bunlar ademoğullarının hepsine haram kılınmıştır. Başka bir ihtimal de Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur mealindeki ayetin peygamberlerin davet ettiği her şey anlamına gelmesidir. O benim dosdoğru yolumdur. Ona uyun, (başka) yollara sapmayın! Çünkü peygamberler insanları davet ettikleri dine, deliller ve kanıtlarla çağırmışlardır. Diğer bir ihtimal de, Bu benim dosdoğru yolumdur mealindeki cümle ile dinin aslı, Allah'ın birliği, O'na kulluk ve O'nun ulûhiyyetine başkalarını ortak etmeden ihlasla kendini Allah'a vermek anlamının kastedilmiş olmasıdır. Yahut Muhammed aleyhisselamın getirdiği veya Kur'an'da söz konusu edilen buyrukların kastedilmiş olması da ihtimal dahilindedir. Cenab-ı Hak, "haza" diye bir işaret ismi kullanmış, fakat onunla bizzat neyi kastettiğini belirtmemiştir, bundan dolayı sözünü ettiğimiz ihtimaller akla gelmektedir.
Başka yollara sapmayın, sonra onlar sizi Allah'ın yolundan ayırır. Cenab-ı Hak, burada belirttiği dosdoğru olan yoluna uymayı emretmekte ve başka yollara uymayı yasaklamaktadır. Çünkü diğer dinlerin ve farklı arzuların, dosdoğru yola dair hiçbir delilleri ve kanıtları yoktur. Dosdoğru yol olarak belirtilen din, delili ve kanıtı ile hak dindir, diğer dinler değil. Her ne kadar diğer din mensupları kendi dinlerinin Allah'ın dini ve yolu olduğunu iddia etseler de.
İşte günahtan korunmanız için Allah bunları size emretti. Yani bu ayette belirtilen haramlardan, yasaklardan ve isyanlardan korunmanız için ... Yahut değişik dinlerden ve yollardan korunmanız için ... Meselenin aslı şudur: Mutlak doğru yol Allanın yoludur, mutlak din Allah'ın dinidir, mutlak kitap da Allah'ın kitabıdır.
Yorumu Yorumla
-
Sırâtî (صِرَاطِي)
İbn Fâris, kelimenin türediği "s-r-t" kökünün sözlükte bir lokmayı tamamen ve kolayca yutmak anlamına geldiğini; mecazi olarak yolcuyu adeta kendi içine çekip "yutan", geniş, tehlikesiz ve dümdüz ana yollara (caddelere) bu yüzden "sırât" dendiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökenini inceleyerek; bu sözcüğün Latince/Grekçe kökenli "strata" (döşenmiş geniş yol/cadde) kelimesinden Aramice vasıtasıyla monoteistik lügate girdiğini, Kur'an'ın bu kelimeyle sıradan bir çöl patikasını değil, medeniyetleri birbirine bağlayan o devasa, sarsılmaz ve "ana/merkezi karayolunu" kastettiğini filolojik verilerle sunar. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde "sırât" kavramının kullanımını tahlil eder. Bu kelimenin Kur'an'da asla çoğul formda kullanılmadığına dikkat çekerek; mutlak hakikatin (tevhidin) ontolojik olarak tek, geniş ve parçalanamaz bir "ana eksen" olduğunu, dolayısıyla "Benim yolum/sırâtım" tamlamasının felsefi bir teklik (monizm) manifestosu olduğunu detaylandırır.
Müstekîmen (مُسْتَقِيمًا)
İbn Fâris, "k-v-m" kökünün sözlükte ayağa kalkmak, dikilmek, eğriliğin mutlak zıddı olarak pürüzsüzlük ve denge anlamlarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "istikamet" kavramını fiziksel ve ahlaki bir boyutta tanımlar; sağa veya sola zikzak çizmeyen, hedefine en kısa, en net ve sapmasız şekilde (dosdoğru) ulaştıran ontolojik rotadır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki "İşte bu Benim dosdoğru yolumdur" (ve enne hâzâ sırâtî müstekîmen) kurgusunun kelamî ağırlığını değerlendirir. Önceki ayetlerde (151-152) sayılan o devasa evrensel ahlak ilkelerinin (canın, malın, aklın ve adaletin korunması) dağınık kurallar bütünü olmadığını; bunların hepsinin birleşerek "istikamet" üzere olan o sarsılmaz ve tek ilahi sistemi (sırât-ı müstakîm) inşa ettiğini vurgular.
Fettebi'ûhü (فَاتَّبِعُوهُ)
İbn Fâris, "t-b-a" kökünün sözlükte birinin ayak izini milimetrik olarak takip etmek, peşinden gitmek ve ardı sıra yürümek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ittibâ" eylemini sıradan bir taklitten felsefi olarak ayırır; ona göre bu, aklın ve hür iradenin seçimiyle, hakikatin o "ana yoluna" (sırata) bilinçli, sadık ve sarsılmaz bir teslimiyetle girmek, o rotayı varoluşsal bir pusula edinmektir.
Es-Sübüle (السُّبُلَ)
İbn Fâris, kelimenin tekili olan "sebîl" sözcüğünün türediği "s-b-l" kökünün temelinde yukarıdan aşağıya sarkıtmak (yağan yağmura sebel denir), kolayca yürünülen yol ve patika anlamlarının yattığını aktarır. Patricia Crone, "Başka yollara (sübüle) uymayın" uyarısını Geç Antik Çağ'ın ideolojik ortamı üzerinden okur. "Sübül" (yollar) kelimesinin çoğul kullanılmasının; dönemin birbirinden farklı kabilevi asabiyetlerini, pagan tabularını, senkretik mezheplerini ve insanı asıl hedeften saptıran o karmaşık (ve cazip) "yan yolları/ideolojileri" temsil ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, tekil olan "sırât" ile çoğul olan "sübül" arasındaki bu devasa kavramsal zıtlığı inceler; hakikatin tek (merkezi), ancak batılın ve sapkınlığın çok çeşitli, parçalanmış ve "çoğul" (sübül) bir karakterde olduğunu deşifre eden kusursuz bir semantik harita olduğunu aktarır.
Feteferraka (فَتَفَرَّقَ)
İbn Fâris, "f-r-k" kökünün sözlükte bir bütünü parçalara ayırmak, yarmak, dağılmak ve birleşmenin (cem) mutlak zıddı olarak bölünmek anlamlarına geldiğini tespit eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "Sonra o yollar sizi parçalayıp dağıtır" (feteferraka biküm) kurgusunun taşıdığı sosyolojik ve psikolojik yıkımı analiz eder. İnsanın ana varoluş ekseninden (sırattan) çıkıp o sahte ve çoğul ideolojilere (sübüle) sapmasının; sadece bir inanç değişimi olmadığını, bireyin kendi içsel bütünlüğünü kaybetmesine (şizofrenik bir fıtrat bölünmesine) ve toplumun da birbirini yiyen hiziplere/kabilelere "parçalanmasına" (teferruk) yol açan devasa bir ontolojik iflas olduğunu vurgular.
Sebîlihî (سَبِيلِهِ)
İbn Fâris, "s-b-l" kökünden gelen bu kelimenin "onun yolu" anlamına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "Allah'ın yolundan sizi ayırır" (an sebîlihî) tamlamasındaki mülkiyet/aidiyet vurgusunu değerlendirir. Yan yolların (sübül) sahipsiz, anonim ve hedefsiz olduğunu; ancak tevhid rotasının doğrudan "O'nun yolu" (sebîlihî) diyerek mutlak yaratıcının zatına bağlandığını, böylece insanın o dikey aidiyet kopuşuna karşı sert bir teolojik uyarıyla korumaya alındığını tahlil eder.
Vassâküm (وَصَّاكُمْ)
İbn Fâris, "v-s-y" kökünün temelinde iki şeyi birbirine ulaştırmak, bağlamak, bir şeyi birine emanet etmek ve güçlü bir öğütle onu tembihlemek anlamlarının bulunduğunu kaydeder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "İşte bunları size O vasiyet/emir etti" (zâliküm vassâküm bihî) kurgusunun hukuki bağlamını inceler. Bu kelimenin, 151. ayetten itibaren sayılan ve evrensel İslam ahlakının anayasası niteliğindeki "On Emir" benzeri o devasa fıkhî yapıyı (Ahlak manifestosunu) tek bir çatı altında toplayarak; bu ilkelerin geçici kabile yasaları değil, insanın ontolojik varlığını korumak için yaratıcının ona sunduğu "mutlak ve kalıcı vasiyeti" olduğunu sabitleyen bir mühür olduğunu aktarır.
Tettekûn (تَتَّقُونَ)
İbn Fâris, "v-k-y" kökünün sözlükte bir şeyi dışarıdan gelecek zararlara, acılara ve tehlikelere karşı bir kalkanla korumaya almak, sakınmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "takva" kavramını; insanın kendi fıtratını bozacak her türlü ontolojik kirlilikten, şirkten ve ilahi azaptan, ilahi yasalara (sırata) tutunarak kendini sarsılmaz bir koruma/disiplin altına alması olarak tanımlar. Angelika Neuwirth, ayetin "Umulur ki korunursunuz/takvaya erersiniz" (lealleküm tettekûn) şeklindeki o nihai kapanışını (fasıla) felsefi ve eskatolojik bir boyutta değerlendirir. 151. ayetteki "umulur ki aklınızı kullanırsınız" (ta'kılûn), 152. ayetteki "umulur ki hatırlarsınız" (tezekkerûn) ve bu ayetteki "umulur ki korunursunuz" (tettekûn) şeklindeki üçlü tırmanışın (klimaks); aklın uyanışından başlayıp, fıtratın hakikati hatırlamasıyla devam eden ve nihayetinde insanın kendi varoluşunu ahlaki bir zırhla (takva ile) mutlak güvence altına aldığı o devasa felsefi tekamülü resmettiğini vurgular.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla