Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

En'âm Sûresi, 151. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    En'âm Sûresi, 151. Ayet

    قُلْ تَعَالَوْا اَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ اَلَّا تُشْرِكُوا بِه۪ شَيْـٔاًۜ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَاناًۚ وَلَا تَقْتُلُٓوا اَوْلَادَكُمْ مِنْ اِمْلَاقٍۜ نَحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَاِيَّاهُمْۚ وَلَا تَقْرَبُوا الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَۚ وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّۜ ذٰلِكُمْ وَصّٰيكُمْ بِه۪ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kul te’âlev etlu mâ harrame rabbukum ‘aleykum(s) ellâ tuşrikû bihi şey-â(en)(s) vebilvâlideyni ihsânâ(en)(s) velâ taktulû evlâdekum min imlâk(in)(s) nahnu nerzukukum ve-iyyâhum(s) velâ takrabû-lfevâhişe mâ zahera minhâ vemâ betan(e)(s) velâ taktulû-nnefse-lletî harrama(A)llâhu illâ bilhakk(i)(c) żâlikum vassâkum bihi le’allekum ta’kilûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      De ki: Gelin, Rabb'inizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne babaya iyilik edin. Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; biz, sizin de onların da rızkını veririz. Kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Haklı bir sebep olmadıkça Allah'ın yasakladığı cana kıymayın. İşte bunları Allah size emretti; umulur ki düşünüp anlarsınız.

      De ki: Gelin, Rabb'inizin size neleri haram kıldığını okuyayım. Cenab-ı Hak, Gelin buyuruyor, Rabb'inizin size neleri haram kıldığını okuyayım, neleri haram kıldığını size delilleri ile açıklayayım. Haram kıldığınız şeyleri siz, babalarınızı taklit yoluyla yahut kendi arzularınıza göre haram kıldınız, herhangi bir emir veya delille haram kılmadınız. Sonra Cenab-ı Hak, onlara haram kıldığı şeyleri açıkladı ve şöyle buyurdu: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Şirk, aklen de yasaktır, dolayısıyla akıl sahibi olan herkesin tevhidi kabul etmesi ve Rabb'ini bilmesi gerekir. Çünkü onda suretlerin terkibi vardır ve o en güzel ve en sağlam şekilde yaratılmıştır. Kendilerine bu sureti ve bu sağlamlığı Allah'tan başka birinin vermediğini, bu konuda başka birinin O'na ortak olmadığını biliyorlar ve görüyorlardı. Size bunca iyiliği ve nimetleri O lütfettiği halde, rablığı ve uluhiyyeti konusunda başka birini O'na nasıl ortak koşarsınız? Bu, akla ve peygamberden duyulan nakli bilgilere (sem') aykırıdır.

      De ki: Gelin, Rabb'inizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın mealindeki ilahi kelam iki şekilde anlaşılabilir. Birincisi, Rabb'inizin size neleri haram kıldığını okuyayım anlamındaki cümlede vakfedilir ve cümle bitirilir. Sonra O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın anlamındaki yeni bir cümleye başlanır. Sanki Rabb'inizin size neleri haram kıldığını okuyayım deyince, Rabb'imizin bize haram kıldığı şey nedir, diye sormuşlar, bunun üzerine O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın buyurmuş. İkincisi de, iki cümle birbirine bağlanır, ancak, olumsuzluk edatı olan "la" (Y) atılır, bu durumda sanki şöyle buyurmuştur: Rabb'iniz, kendisine herhangi bir şeyi ortak koşmanızı haram kıldı. Olumsuzluk edatı olan "la' (Y) cümlede hazan ziyade olarak kullanılır, ancak anlam açısından yok farz edilir.

      Anne babaya iyilik edin, onlara iyilikle muamele edin.

      Şayet: "Cenab-ı Hak ayetin başında Rabb'inizin size neleri haram kıldığını okuyayım buyuruyor, ancak sonra anne-babaya iyilik yapmayı emrediyor, haram kıldığı şeyi belirtmiyor?" diye bir soru sorulursa buna şöyle cevap verilir: Onlara iyilik yapma emri, iyiliği terk etmenin haram olduğunu ifade eder. Sanki şöyle buyurmaktadır: Rabb'iniz size anne-babaya iyilik yapmaktan uzak durmayı haram kılmış, onlara karşı iyi ve güzel davranmayı size farz kılmıştır. Sonra siz aklınızla da bilirsiniz ki anne-babaya iyilik etmek farzdır, onlara kötülük yapmak size haram kılınmıştır. Bununla birlikte anne-babanızın size yaptığı iyilikler, Allah'ın size verdiği iyiliklerden daha çok değildir. Böyle iken anne-babaya kötülük yapmayı uygun görmüyorsunuz, aksine onlara iyilik yapmayı gerekli görüyorsunuz da, Allah'a karşı kötülük yapmayı ve kullukta O'na başkasını ortak etmeyi nasıl tercih edersiniz?

      Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. [Mekkeli Müşrikler] fakirlik ve açlık korkusuyla çocuklarını öldürüyorlardı. Bu da onlara haram kılınan şeylerdendir. Bu durum, bir halde sakıncalı olan bir şeyin başka bir konumda mubah olmayı gerektirmediğine işaret eder. Çünkü Cenab-ı Hak "Fakirlik korkusuyla çocuklarınızın canına kıymayın" buyurmaktadır, bu, fakirlik korkusu olmadığında onları öldürmenin mubah olduğunu göstermez. Ancak onlar çocukları o sebepten öldürdükleri için burada özellikle o gerekçeyi belirtmiştir. Bu ifade, öldürme eyleminin her halde yasak olduğunu gösterir.

      Biz, sizin de onların da rızkını veririz. Yani sizin rızkınız olan ekinleri, meyveleri ve nebatları biz yetiştiriyoruz. Dolayısıyla sizin çocuklarınızın rızkını da topraktan çıkardığımız ekinlerle ve meyvelerle biz veriyoruz, binaenaleyh onları öldürmeyin! Fakirlik ve açlık korkusuyla kendinizi öldürmüyorsunuz da, aynı gerekçe ile çocuklarınızı nasıl öldürürsünüz? Sizin rızkınızı veren, onların rızkını da vermektedir.

      Kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Buradaki yaklaşmayın mealindeki ifade, yapmayın anlamına gelir. Kötülüklere yaklaşmayın, ancak kötülükler ve haramlarla aranıza helalden perdeler çekin anlamına da gelebilir. Böylece haramlara yaklaşmaması, onlarla arasına helalden perdeler ve örtüler çekmesi müslüman için hak olur. Kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın mealindeki ayetin işaret ettiği anlam konusunda da ihtilaf edilmiştir. Denildi ki: Buradaki ''fevahiş" kelimesinden maksat zinadır. Kötülüklerin açık olanı "Ma zahare minha" cümlesi de kadınlarla konuşmak, oturmak ve kaynaşmak anlamına gelir. Gizli olanı anlamındaki "ve ma betane" ifadesi ile de bizzat zina kastedilmiştir. Onlar kadınlarla birlikte oturup kalkıyorlar, ancak herkesin önünde onlarla ilişkide bulunmuyorlar, yalnız kaldıklarında onlarla zina ediyorlardı. Denilmiştir ki: Hür kadınlarla gizlice, fakat cariyelerle açıktan zina ediyorlardı, yaptıkları bu eylem ayetle onlara haram kılındı. Şöyle de denildi: Kötülüklerin açık olanı, annelerle evlenmektir, Gizli olanı da zinadır; onlar annelerle açıktan evlenirlerdi. Bu, İbn Abbas (r.a.) ve Said b. Cübeyr'in (r.a.) görüşüdür. Şu da söylenmiştir: Kötülükler anlamına gelen "fevahiş" haram kılınan her şeydir; açık kötülük, insanlar tarafından da görülenler, gizli kötülük de kendileriyle Allah arasında kalanlardır. Kötülüklerin açık olanı dış organlarla yapılan, Gizli olanı da kalple (düşüncelerle) yapılanlardır da denilmiştir. Mücahid şöyle dedi: Kötülüklerin açık olanı, iki kızkardeşi aynı anda nikahına almak ve babanın karısını (üvey annesini) almaktır. Gizli olanı da zina ve Allahın haram kıldığı şeylerdi. Kötülüklerin açık olanı mealindeki ifade ile başkalarının gördüğü fiillerin, Gizli olanı anlamındaki ifade ile de gözle ve kalple yapılan fiillerin kastedilmiş olması da muhtemeldir. Nitekim Resulullah (s.a.) "Gözler zina eder, eller de zina eder" buyurmuştur. Buna göre Gizli olanı, gözün ve kalbin zinasıdır, çünkü bizzat görenden başkası onu bilemez. En doğrusunu Allah bilir. Bütün bu maddelerde Cenab-ı Hak sanki haramı söz konusu etmiş gibidir; yani Allah size şirki haram kılmış, anne-babaya iyilikten yüz çevirmeyi haram kılmış, haksız yere cana kıymayı da haram kılmıştır. Sanki haram kılma (tahrim) lafzı bunların hepsinde belirtilmiş gibidir.

      Haklı bir sebep olmadıkça Allah'ın yasakladığı cana kıymayın. Denildi ki: Buradaki Haklı sebep anlamına gelen "bi'l-hak" kelimesi, irtidat ederse öldürülür, kısas olarak ve evli olduğu halde zina eden de öldürülür anlamına gelir.

      İşte bunları Allah size emretti, yani zikredilen bu haramlara uymayı size emretti. Size emretti mealindeki "vessaküm bihi" ifadesinin işaret ettiği anlam konusunda ihtilaf edilmiştir. Denildi ki: Size emretti, yani size farz kıldı. Buna size emretti anlamı da, haram kılınan şeyi size açıkladı manası da verilmiştir. Bunların hepsi aynı anlama gelir.

      Umulur ki düşünüp anlarsınız. Allah belirttiklerinden başkasını haram kılmadı, sizin hayvanlardan ve diğer yiyeceklerden haram kıldıklarınızı da haram kılmadı. Umulur ki düşünüp anlarsınız, yani aklınızdan yararlanırsınız. Yahut şöyle deriz: Allah aklınızı kullanmanız için bunları size emretti. Umulur ki anlamına gelen "le'alle" sözcüğü Allah tarafından kullanılınca vücub (gereklilik) ifade eder. Yahut Allah'ın size hitap ettiği ve emrettiği şeyleri akledersiniz.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Te'âlev (تَعَالَوْا)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "a-l-v" kökünün sözlükte yükseklik, yukarıda olmak, yücelik ve bir yere doğru yükselmek anlamlarına geldiğini belirtir. Arap lügatinde "gelin" çağrısı için (başka bir seviyeye/yukarıya doğru gelin anlamında) bu kelimenin kullanıldığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "te'âlev" hitabını fiziksel veya coğrafi bir yükselişten ziyade ontolojik ve ahlaki bir çağrı olarak tanımlar; insanın bulunduğu o sapkın, düşük ve parçalanmış zihinsel durumdan, mutlak hakikatin o yüce makamına doğru felsefi bir yürüyüşe (yükselmeye) davet edilmesidir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin "De ki: Gelin" kurgusuyla başlamasını önceki ayetlerle bağlantılı tahlil eder. Müşriklerin kendi kabilevi hevalarına göre uydurdukları o son derece "sığ, yalan ve aşağılık" (sefeh) haramlar listesinden; bizzat Allah'ın koyduğu o evrensel, asil ve "yüksek" (âlî) ahlak şeriatına doğru yapılan muazzam bir zihinsel ve hukuki sıçrama çağrısı olduğunu vurgular.

        Etlü (أَتْلُ)

        İbn Fâris, "t-l-v" kökünün temelinde bir şeyin diğerinin peşinden gelmesi, onu ardı sıra takip etmesi ve kesintisiz bir akış anlamlarının yattığını aktarır. Mecazi olarak; kelimeleri düzenli ve birbiri ardına sıralayarak okumaya bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tilâvet" eylemini sıradan bir okumadan (kıraatten) ayırır; ona göre bu, içinde ilahi bir nizamı, manayı ve felsefi bir bütünlüğü takip ederek hakikati şaşmaz bir şekilde aktarma işidir. Angelika Neuwirth, Geç Antik Çağ'ın edebi ortamında "Okuyayım/Tilavet edeyim" hitabını inceler. Kur'an'ın kendi manifestosunu sunarken, bunu pagan kahinlerinin anlamsız, kesik kesik (takip edilemez) ve kafa karıştırıcı fısıltıları (seci) gibi değil; son derece açık, ardışık, rasyonel ve felsefi bir "okuma" (metin) olarak inşa ettiğini ifade eder.

        Tüşrikû (تُشْرِكُوا)

        İbn Fâris, "ş-r-k" kökünün sözlükte iki veya daha fazla şeyin mülkiyette, haklarda ve otoritede birbirine karışması, saf ve tek olanın bozulması anlamlarına geldiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, ayetteki "O'na hiçbir şeyi şirk koşmamanızı" (ellâ tüşrikû bihî şey'en) emrinin Kur'an'ın ahlak sistemindeki (On Emir benzeri yapısındaki) yerini değerlendirir. Şirkin yasaklanmasının sıradan bir inanç kuralı değil; ardından sayılacak olan canın, malın ve namusun dokunulmazlığı gibi tüm o devasa evrensel ahlak sisteminin üzerine inşa edildiği mutlak "ontolojik ve teolojik zemin" olduğunu, bu zemin (tevhid) olmadan diğer ahlaki kuralların felsefi bir dayanağının kalmayacağını detaylandırır.

        İhsânen (إِحْسَانًا)

        İbn Fâris, "h-s-n" kökünün temelinde çirkinliğin mutlak zıddı olarak gözü ve aklı memnun eden estetik, iyilik, denge ve güzellik anlamlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ihsan" kavramını adaletten bir üst boyuta taşır; adalet hakkı olanı vermek iken, ihsan adaletin çizgisini de aşarak insanın kendi hakkından feragat edip karşı tarafa lütufta bulunması, ontolojik bir şefkat sergilemesidir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "Ana babaya ihsan/iyilik edin" (ve bil vâlideyni ihsânen) kurgusunun tevhidden (şirk yasağından) hemen sonra zikredilmesindeki o derin psikolojik ve ontolojik sırayı analiz eder. Varlık sahnesine çıkışta "ilk ve mutlak sebep" olan yaratıcıya (Allah'a) duyulan saygının; hemen ardından biyolojik varoluşun doğrudan sebebi olan "anne-babaya" (vâlideyn) şefkat ve iyilikle bağlanmasını zorunlu kılan, varoluşsal bir silsile ve şükür mantığı olduğunu aktarır.

        İmlâkın (إِمْلَاقٍ)

        İbn Fâris, "m-l-k" kökünün (imlâk formunda) sözlükte elindekini tamamen harcayıp tüketmek, iflas etmek, yoksulluk ve varlığın silinip süpürülmesi anlamlarına geldiğini tespit eder. Patricia Crone, Geç Antik Çağ kabile sosyolojisi ekseninde "Fakirlik/Açlık korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin" (ve lâ taktülû evlâdeküm min imlâk) uyarısını okur. Dönemin zorlu çöl ekonomisinde kuraklık veya kaynak yetersizliği korkusunun; en vahşi cinayetleri (infanticide) bile toplum nazarında "ekonomik bir rasyonalizasyon/mecburiyet" gibi meşrulaştıran o korkunç statükoyu ifşa eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, rızık kaygısının (imlâk) insan psikolojisi üzerindeki bu tahrip edici gücünü tahlil eder; Allah'ın "Biz rızıklandırıyoruz" güvencesinin, insanın biyolojik korkularını dizginleyerek onu kendi çocuğunun katili olma (fıtrat çöküşü) derekesinden kurtaran mutlak bir teolojik psikoterapi olduğunu vurgular.

        El-Fevâhışe (الْفَوَاحِشَ)

        İbn Fâris, kelimenin tekili olan "fâhişe" sözcüğünün türediği "f-h-ş" kökünün asıl anlamının sözde ve eylemde ölçüyü kaçırmak, çirkinlikte sınırı aşmak ve iğrençlik olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kavramı ontolojik bir ahlaksızlık olarak tanımlar; aklın, şeriatın ve fıtratın "doğal ve felsefi olarak" tamamen reddettiği, insan doğasına aykırı olan her türlü açık günahtır. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "Fuhşiyatın açığına da gizlisine de yaklaşmayın" (mâ zahera minhâ ve mâ betan) kurgusunun taşıdığı devasa ahlaki denetim mekanizmasını değerlendirir. Pagan aklının veya yüzeysel dindarlığın sadece "kamusal alanda (açıkta/zâhir) görünen ve itibar zedeleyen" ahlaksızlığı ayıpladığı bir düzlemde; Kur'an'ın yasağı insanın kendi iç dünyasındaki (bâtın), kimsenin görmediği o karanlık cürümlere kadar genişleterek, ahlakı toplumsal bir riyakarlıktan (şekilcilikten) çıkarıp doğrudan Allah ile kul arasındaki mutlak ve samimi bir ontolojik murakabeye dönüştürdüğünü tahlil eder.

        En-Nefse (النَّفْسَ)

        İbn Fâris, "n-f-s" kökünün sözlükte ruh, can, kan ve bir şeyin varlığı/kendisi (zatı) anlamlarına geldiğini kaydeder. Gabriel Said Reynolds, "Allah'ın haram/dokunulmaz kıldığı canı (nefsi) haksız yere öldürmeyin" kurgusunu evrensel monoteistik miras (İbrahimi ahlak) bağlamında inceler. Kur'an'ın burada hayatı (nefsi) basit ve tesadüfi bir biyolojik organizma olmaktan çıkarıp, onun etrafına doğrudan "Allah'ın bizzat koruma/tahrim" zırhını ördüğünü; dolayısıyla cinayetin sadece fizyolojik bir eylem değil, Tanrı'nın mülkiyetine ve dokunulmazlığına (harem bölgesine) yapılmış mutlak bir teolojik tecavüz olduğunu ifade eder.

        Vassâküm (وَصَّاكُمْ)

        İbn Fâris, "v-s-y" kökünün temelinde iki şeyi birbirine ulaştırmak, bağlamak, bir şeyi birine emanet etmek ve güçlü bir emirle (öğütle) onu tembihlemek anlamlarının bulunduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "vasiyet" kavramını; içinde katı bir zorbalık olmayan, ancak uyulması mutlak surette hayati önem taşıyan, şefkatle karışık bir ilahi direktif olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "İşte bunlar Allah'ın size vasiyet/emir ettikleridir" (zâliküm vassâküm bihî) şeklindeki vurguyu önceki ayetlerin bağlamıyla okur. Müşriklerin hayvanlar ve bitkiler üzerinden ürettikleri o anlamsız, sahte ve detaylı "helal-haram (fıkıh)" uydurmalarının karşısına; Kur'an'ın "Allah'ın sizden asıl istediği fıkıh/vasiyet işte bu canın, malın, ailenin ve ahlakın korunmasıdır" diyerek ilahi şeriatın merkezini kabile fantezilerinden çekip evrensel hukuka sabitlediğini aktarır.

        Ta'kılûn (تَعْقِلُونَ)

        İbn Fâris, "a-k-l" kökünün sözlükte bir şeyi bağlamak, dizginlemek (örneğin deveyi kaçmasın diye bağlayan ipe ıkal denir), alıkoymak ve hapsetmek anlamlarına geldiğini belirtir. Aklın; insanı zararlı dürtülerden, cinnetten ve sefehten bağlayıp koruduğu için bu ismi aldığını tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, "akl" eylemini ontolojik bir fren mekanizması olarak; içgüdülerin ve kibrin savrulmasına karşı hakikatin idrakine tutunmak olarak açıklar. Angelika Neuwirth, ayetin "Umulur ki aklınızı kullanırsınız/düşünürsünüz" (lealleküm ta'kılûn) şeklindeki o sarsıcı kapanışını (fasıla) felsefi bir boyutta değerlendirir. Zikredilen bu devasa ahlaki manifesto kurallarının (şirk koşmamak, ana babaya iyilik, cinayet işlememek, iğrençlikten uzak durmak) körü körüne inanılacak dogmatik ve mitolojik kurallar olmadığını; bizzat insanın üzerine düşündüğünde kendi varoluşu için "zorunlu, rasyonel ve evrensel" olduğunu fıtraten onaylayacağı (ta'kılûn) mutlak bir "akıl/hikmet" zemini olduğunu tahlil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X