Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

En'âm Sûresi, 140. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    En'âm Sûresi, 140. Ayet

    قَدْ خَسِرَ الَّذ۪ينَ قَتَلُٓوا اَوْلَادَهُمْ سَفَهاً بِغَيْرِ عِلْمٍ وَحَرَّمُوا مَا رَزَقَهُمُ اللّٰهُ افْتِرَٓاءً عَلَى اللّٰهِۜ قَدْ ضَلُّوا وَمَا كَانُوا مُهْتَد۪ينَ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kad ḣasira-lleżîne katelû evlâdehum sefehen biġayri ‘ilmin veharramû mâ razekahumu(A)llâhu-ftirâen ‘ala(A)llâh(i)(c) kad dallû vemâ kânû muhtedîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Bilgisizlikleri yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler ve Allah'ın kendilerine verdiği rızkı, Allah adına yalan söyleyerek (kadınlara) yasaklayanlar muhakkak ki ziyana uğramışlardır; bunlar yoldan sapmışlardır, doğruyu bulacak durumda değillerdir.

      Bilgisizlikleri yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler ve Allah'ın kendilerine verdiği rızkı, Allah adına yalan söyleyerek (kadınlara) yasaklayanlar muhakkak ki ziyana uğramışlardır. Cenab-ı Hak onların kendi çocuklarını öldürmeleri, Allah'ın onlara helal kıldığı yiyecekleri ve O'nun verdiği rızıkları haram saymaları sebebiyle onlar hüsrana uğramışlardır. Bunlar yoldan sapmışlardır, doğruyu bulacak durumda değillerdir. Hidayete kavuşmak ve doğru yolu bulmak ancak Allah'ın yardımıyla mümkündür.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Hasira (خَسِرَ)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "h-s-r" kökünün sözlükte azalmak, eksilmek ve kar/kazanç kelimesinin mutlak zıddı olarak zarar etmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hüsran" kavramını sıradan bir ticari kayıp veya maddi iflas olarak değerlendirmez; bunu insanın ontolojik sermayesini (aklını, fıtratını ve ahiretini) kendi iradesiyle tamamen tüketmesi, varoluşsal bir iflasa ve mutlak bir yıkıma sürüklenmesi olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, eylemin başındaki kesinlik harfi olan "kad" (muhakkak) ile geçmiş zaman (mazi) kurgusunun kelamî ağırlığını tahlil eder. Bu varoluşsal çöküşün (hüsranın) ahirette beklenen bir ihtimal değil; aklını ve fıtratını bozan o cinayet ve şirk eylemleri işlendiği anda ontolojik olarak zaten gerçekleşmiş, kesinleşmiş bir "peşin iflas" durumu olduğunu vurgular.

        Katelû (قَتَلُوا)

        İbn Fâris, "k-t-l" kökünün sözlükte bir varlığın hayatını sona erdirmek, onu yok etmek ve şiddet uygulayarak öldürmek anlamlarına geldiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, cahiliye dönemi ahlak felsefesi ekseninde bu eylemi inceler. Pagan aklının çocuklarını (özellikle kızları) diri diri gömerken bunu "kabile onurunu korumak, namusu temizlemek veya tanrılara adak sunmak" gibi yüce ve kutsal kılıflarla örtmeye çalışmasına karşılık; Kur'an'ın bütün o sosyolojik ve mitolojik illüzyonları yırtarak eylemin adını en çıplak, en sert ve en vahşi haliyle "katl" (soğukkanlı cinayet) olarak sabitlediğini detaylandırır.

        Evlâdehüm (أَوْلَادَهُمْ)

        İbn Fâris, "v-l-d" kökünün temelinde doğurmak, nesil, türemek ve insanın kendi varlığından/kanından üreyen parça (çocuk) anlamlarının bulunduğunu belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "Kendi çocuklarını öldürdüler" tamlamasındaki o devasa biyolojik ve psikolojik trajediyi analiz eder. İnsandaki en yenilmez, en derin içgüdü olan şefkat ve "neslini koruma" dürtüsünün; sahte inançlar ve kabilevi statüko baskısı altında nasıl tamamen yok olduğunu, insanın kendi ontolojik devamlılığını kendi elleriyle parçalayacak kadar korkunç bir cinnete sürüklendiğini resmeden sarsıcı bir fıtrat çöküşü tahlili olduğunu aktarır.

        Sefehan (سَفَهًا)

        İbn Fâris, "s-f-h" kökünün sözlükte hafiflik, incelik, ağırlığı (vekarı) olmamak, rüzgarda savrulan toz ve ahmaklık anlamlarına geldiğini tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, "sefeh" kavramını bilgeliğin, ağırlığın ve dengenin (hilm) mutlak ontolojik zıddı olarak tanımlar; aklın tamamen yüzeyselleşerek, her türlü rasyonel ve ahlaki temelden kopup dürtüsel bir hafifliğe/aptallığa düşmesi halidir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayette çocuk cinayetlerinin "sefeh/ahmaklık" olarak nitelenmesindeki o muazzam teolojik ve sosyolojik hicvi değerlendirir. Müşriklerin bu cinayetleri "ağır, asil ve onurlu" bir kabilevi fedakarlık eylemi olarak görmelerine karşılık; Kur'an'ın bu eylemi en aşağılayıcı kelimeyle (sefeh) vurarak, bunun bir onur değil, tarihin gördüğü en sefil, en dayanaksız ve en "hafifmeşrep ahmaklık" olduğunu ilan ettiğini vurgular.

        Biğayri (بِغَيْرِ)

        İbn Fâris, "ğ-y-r" kökünün sözlükte bir şeyin başkası, ondan farklı olanı ve bir şeyin olmaması/yokluğu (nefiy) anlamlarına geldiğini belirtir.

        İlmin (عِلْمٍ)

        İbn Fâris, "a-l-m" kökünün sözlükte bir şeyin hakikatini, özünü bilmek ve o nesneyi kesin bir işaretle kavramak anlamına geldiğini kaydeder. Patricia Crone, "Bilgisizce/İlim olmaksızın" (bi ğayri ılmin) tamlamasını Geç Antik Çağ'ın bilgi teorisi ekseninde okur. Pagan toplumunun eylemlerinin temelinde hiçbir yazılı ilahi yasanın, mutlak vahyin (ilmin) veya evrensel rasyonel bir delilin bulunmadığını; tüm o kanlı ritüellerin sadece körü körüne taklit edilen "atalar kültü" ve kabilevi hezeyanlar üzerine inşa edildiğini, dolayısıyla şirkin mutlak bir "epistemolojik cehalet" (bilgisizlik) olduğunu ifade eder.

        Harramû (وَحَرَّمُوا)

        İbn Fâris, "h-r-m" kökünün etimolojik tabanında yasaklamak, engellemek ve bir şeyi başkalarının kullanımına mutlak surette kapatmak anlamlarının bulunduğunu aktarır. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "Haram kıldılar" eylemini teolojik egemenlik bağlamında inceler. Yasama ve sınır çizme (tahrim) hakkının sadece yaratıcıya ait olduğu bir evrende; müşriklerin kendilerine ait olmayan rızıkları sahte kutsallıklarla "haram" ilan etmelerinin, sıradan bir diyet hatası değil, doğrudan doğruya Allah'ın "yasa koyuculuk" (Rübubiyet) yetkisini gasbetmeye yönelik devasa bir ontolojik isyan ve şirk eylemi olduğunu tahlil eder.

        Razekahümüllâhü (مَا رَزَقَهُمُ اللَّهُ)

        İbn Fâris, "r-z-k" kökünün sözlükte sürekli ve düzenli olarak verilen pay, bitmeyen hediye ve canlının hayatta kalmasını sağlayan her türlü nimet anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rızık" kavramını; Allah'ın canlıların biyolojik ve felsefi varoluşunu sürdürebilmesi için onlara kesintisiz olarak lütfettiği ilahi destek olarak açıklar. Allah'ın bizzat kendi ikramı olan temiz nimetleri (rızkı) insanın yine O'nun adına yasaklamasının felsefi tutarsızlığına vurgu yapar.

        İftirâen (افْتِرَاءً)

        İbn Fâris, "f-r-y" kökünün asıl anlamının bir deriyi dikmek veya yeni bir şey yapmak için yarmak, kesip biçmek olduğunu; mecazi olarak ise hiçbir gerçekliği olmayan yalanlar uydurmaya, kurgular icat etmeye (iftira) bu ismin verildiğini tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, "iftira" eylemini basit bir yalandan ayırır; bu, ilahi otoriteyi ve dini kendi sapkın arzularına (hevalarına) alet ederek, Allah'ın söylemediğini O söylemiş gibi devasa dogmalar üretme cüretidir. Eylemin bu şekilde etiketlenmesi, müşriklerin uydurduğu sahte tabuların evrensel hiçbir değerinin olmadığını bildiren bir zihinsel özgürleşim mührüdür.

        Dallû (ضَلُّوا)

        İbn Fâris, "d-l-l" kökünün sözlükte doğru yoldan çıkmak, şaşırmak, kaybolmak ve bir şeyin zayi olup yok olması anlamlarına geldiğini kaydeder. Angelika Neuwirth, "Muhakkak ki onlar saptılar/kayboldular" (kad dallû) hükmünü ontolojik bir kayboluş olarak değerlendirir. Kendi aklını, vicdanını ve çocuklarını yok eden pagan statükosunun; yeryüzünde bir güce veya merkeze sahip olduklarını sansalar bile, evrensel hakikat (tevhid) düzleminde yönlerini tamamen yitirmiş, sonsuz bir felsefi boşluğa düşmüş ve "kendi yalanları içinde kaybolmuş" (dalalet) bir sosyoloji olduklarını ifade eder.

        Mühtedîn (مُهْتَدِينَ)

        İbn Fâris, "h-d-y" kökünün temelinde karanlıkta yön bulmayı sağlayan işaret, rehberlik ve doğru yola ulaşmak anlamlarının yattığını aktarır. Gabriel Said Reynolds, "Ve onlar hidayete erenlerden olmadılar" (ve mâ kânû mühtedîn) şeklindeki mutlak kapanış cümlesini (fasıla) kelamî bir mühür olarak okur. Bu ifadenin basit bir durum tespiti olmadığını; çocuk cinayeti işleyen ve kendi çıkarları için sahte din (haramlar) icat eden bir aklın, bu cürümlerde inat ettiği sürece yapısal (epistemolojik) olarak ilahi ışığı (hidayeti) almaya tamamen kapandığını, kendi inşa ettikleri o karanlık sistemin bizzat kendi kurtuluşlarını imkansız kıldığını sabitleyen sarsılmaz bir ilahi adalet beyanı olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X