Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

En'âm Sûresi, 133. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    En'âm Sûresi, 133. Ayet

    وَرَبُّكَ الْغَنِيُّ ذُوالرَّحْمَةِۜ اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَسْتَخْلِفْ مِنْ بَعْدِكُمْ مَا يَشَٓاءُ كَمَٓا اَنْشَاَكُمْ مِنْ ذُرِّيَّةِ قَوْمٍ اٰخَر۪ينَۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Verabbuke-lġaniyyu żû-rrahmet(i)(c) in yeşe/ yużhibkum veyestaḣlif min ba’dikum mâ yeşâu kemâ enşeekum min żurriyyeti kavmin âḣarîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Rabb'inin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, rahmet sahibidir; tıpkı sizi başka bir kavmin zürriyetinden yarattığı gibi, eğer isterse sizi ortadan kaldırır ve arkanızdan yerinize dilediği bir kavmi getirir.

      Rabb'inin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, rahmet sahibidir. Bu ayet-i kerime Seneviyye'nin iddialarını reddetmektedir. Onlar diyorlar ki: Tanrı yaratıkları kendi menfaati için yaratmıştır, çünkü yaptığı işte kendi menfaati­ni düşünmeyen biri hakim değildir. Bu ayette ise Cenab-ı Hak, zatıyla zengin olduğunu, hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını haber vermektedir. Bir kimse yaptığı şeyle duyduğu bir ihtiyacı ve başına gelen bir zararı karşılamayı düşünmüş ise, o insan ihtiyacını gidermek ve zararı kendisinden def etmek için o işi yapmış dernektir. Her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah ise zatıyla zengindir, hiçbir şeye ihtiyacı yoktur; yarattığı kişileri ise onların kendi menfaatleri için yaratmıştır, çünkü haber verdiği üzere Allah, yarattıklarından müstağnidir.

      Rabb'inin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Buradaki "ğani" (yeni) kelimesinin o kafirlere azap etmeye ihtiyacı yoktur anlamına gelmesi muhtemeldir, yani onlara azap etmekte Allah'ın menfaati yoktur ki azap etsin yahut böyle bir ihtiyacı yoktur, fakat hikmet bunu gerektirmektedir. Veyahut bu lafız, "Ey cin ve insanlar topluluğu! İçinizden size peygamberler gelmedi mi?" mealindeki ayetin bağlantı cümlesidir (sıla). Buna göre de anlamı şöyle olur: Size peygamber göndermesi ve sizi imtihana tabi tutması, Allah'ın kendi ihtiyacı veya menfaati için değildir, çünkü zatı itibariyle O'nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.

      Rabb'inin rahmet sahibidir. Bu ayetin de iki anlama gelmesi muhtemeldir. Biri, onlara cezayı hemen vermemekle rahmet sahibi olduğunu göstermiştir anlamına gelebilir. İkincisi, yaratıkları var edip onların birbirlerinden faydalanmalarını ve istifade etmelerini sağladığından ve onları sadece kendilerinin menfaatleri için yarattığından dolayı rahmet sahibidir. Buradaki rahmet sahibidir mealindeki ifade, rahmetini kabul eden ve buna layık olan için rahmet sahibidir anlamına da gelebilir, rahmetini kabul etmeyen için de intikam sahibidir.

      Eğer isterse sizi ortadan kaldırır ve arkanızdan yerinize dilediği bir kavmi getirir. Çünkü O'nun zatı itibariyle hiç kimseye ihtiyacı yoktur, sizi de kendi menfaati ve ihtiyacı için yaratmamıştır. Eğer O isterse sizi yok eder ve sizin yerinize başkalarını getirir. Şayet O yaratıkları kendi menfaati için yaratmış olsaydı, onları yok edemezdi. Tıpkı sizi başka bir kavmin zürriyetinden yarattığı gibi, eğer isterse sizi ortadan kaldırır ve arkanızdan yerinize dilediği bir kavmi getirir. Cenab-ı Hak bu ayette gücünde ve kudretinde onlara ihtiyacı olmadığını haber vermektedir; O sizi yok etmeye, kökünüzü kurutmaya ve sizin yerinize başkalarını getirmeye kadirdir. O, yaratıkları, biri diğerinden doğmak suretiyle var olma özelliği bulunmayan muhtelif cevherlerden yaratmış, sonra onlara doğurma ve üreme özelliğini vermiş, doğum ve üreme yoluyla da onları birbiri ardınca yaratmıştır.
      ​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Rabbüke (رَبُّكَ)

        İbn Fâris, "r-b-b" kökünün sözlükte bir şeyi ıslah etmek, beslemek, terbiye etmek ve onu aşama aşama en mükemmel haline ulaştırmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" kavramını; varlığı yaratan, ona yön veren ve ontolojik sınırlarını çizen aktif otorite olarak tanımlar. Kelimenin sonuna eklenen iyelik zamiriyle (Senin Rabbin) kurgulanması; önceki ayetlerdeki o isyankar, kaba ve kibirli müşrik kitleye karşı peygambere verilen o şefkatli, dikey ve sarsılmaz ilahi aidiyeti (sahip çıkmayı) temsil eder.

        El-Ğaniyyü (الْغَنِيُّ)

        İbn Fâris, "ğ-n-y" kökünün sözlükte hiçbir şeye muhtaç olmamak, kendi kendine yetmek ve mutlak bağımsızlık (zenginlik) anlamlarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "ğınâ" kavramını ihtiyaçsızlık olarak açıklar; gerçek anlamda "Ğaniyy" vasfının sadece Allah'a ait olduğunu, çünkü O'nun dışındaki her varlığın ontolojik olarak başka bir şeye muhtaç (fakir) olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, cahiliye arap semantiğinde bu kelimenin sosyolojik karşılığını inceler. Pagan aklının "ğaniyy" (müstağni) kavramını, kabile reisi olan, çok zengin, kimseye boyun eğmeyen ve bu yüzden kibirlenen aristokratlar için kullandığını; Kur'an'ın ise bu sıfatı insandan alarak mutlak yaratıcıya hasrettiğini, böylece insanın o sahte kibrini (istisna sanrısını) kökünden yıktığını detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ismin kelamî boyutunu değerlendirir; Allah'ın insanların imanına, ibadetine veya kurbanlarına hiçbir ontolojik "ihtiyacı olmadığını" (Ğaniyy olduğunu) bildiren sarsılmaz bir teolojik bağımsızlık beyanı olduğunu vurgular.

        Er-Rahmeti (الرَّحْمَةِ)

        İbn Fâris, "r-h-m" kökünün temelinde acımak, şefkat göstermek, yumuşaklık ve koruyuculuk (aynı zamanda anne rahmi) anlamlarının yattığını aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki kökenine inerek; Aramice ve Süryanicedeki "rahmê" (merhamet/şefkat) kavramıyla ortak bir monoteistik lügat paylaştığını filolojik olarak ispatlar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "Senin Rabbin hiçbir şeye muhtaç değildir (Ğaniyy) ve merhamet sahibidir (Zür Rahmeti)" şeklindeki bu iki sıfatın yan yana kullanılmasındaki o devasa psikolojik ve felsefi kurguyu analiz eder. İnsan psikolojisinde gücü elinde tutan ve kimseye muhtaç olmayan (ğaniyy) karakterlerin genellikle zalim, tiran ve acımasız olmaya eğilimli olduğunu; ancak ilahi otoritenin, mutlak ihtiyaçsızlığına ve limitsiz gücüne rağmen özünde (zatında) "saf bir merhamet" barındırdığını resmeden eşsiz bir teolojik denge ve Tanrı tasavvuru olduğunu tahlil eder.

        Yüzhibküm (يُذْهِبْكُمْ)

        İbn Fâris, "z-h-b" kökünün sözlükte gitmek, geçip gitmek, bir şeyi yerinden etmek ve ortadan kaldırmak anlamlarına geldiğini tespit eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "Eğer dilerse sizi ortadan kaldırır/giderir" (in yeşe' yüzhibküm) eylemini varoluş felsefesi üzerinden değerlendirir. Yaratıcının bu tehdidinin; insanın yeryüzündeki varlığının zorunlu (vacib) değil, tamamen ilahi iradeye bağlı geçici ve "mümkün" bir durum olduğunu insana hatırlatan ontolojik bir sarsıntı (kibri kırma) operasyonu olduğunu vurgular.

        Yestahlif (وَيَسْتَخْلِفْ)

        İbn Fâris, "h-l-f" kökünün asıl anlamının birinin ardına düşmek, onun yerine geçmek, sonradan gelmek ve birinin boşluğunu doldurmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "istihlâf" eylemini, mevcut olanı makamından/varlıktan azlederek onun yerine bir başkasını egemen kılmak olarak tanımlar. Patricia Crone, "Sizin yerinize dilediğini getirir" (ve yestahlif min ba'diküm mâ yeşâü) kurgusunu Geç Antik Çağ Arabistan'ının sosyo-politik yapısı üzerinden okur. Kureyş elitlerinin, kendi medeniyetlerini, ticari güçlerini ve atalarından kalan kabilevi statükoyu (asabiyeti) "yıkılmaz ve yeri doldurulamaz" sanmalarına karşılık; Kur'an'ın bu "istihlâf" (değiştirme/yerine başkasını getirme) yasasıyla, hiçbir toplumun veya elit sınıfın tarihin mutlak öznesi olmadığını, ilahi sistemde herkesin "ikame edilebilir" (değiştirilebilir) olduğunu deşifre ettiğini ifade eder.

        Enşeeküm (أَنْشَأَكُمْ)

        İbn Fâris, "n-ş-e" kökünün temelinde bir şeyi yoktan var etmek, icat etmek, büyütmek ve yavaş yavaş yükseltmek (örneğin bulutun yükselmesi veya gencin büyümesi) anlamlarının bulunduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "inşâ" kavramını sıradan bir yaratmadan ziyade; bir varlığı belirli bir süreç, terbiye ve aşama içinde varlık sahnesine çıkarmak olarak açıklar.

        Zürriyyeti (ذُرِّيَّةِ)

        İbn Fâris, "z-r-r" kökünün sözlükte çok küçük parçalar (zerre), rüzgarın savurduğu toz ve yeryüzüne yayılan tohumlar/nesiller anlamlarına geldiğini aktarır. Angelika Neuwirth, ayetteki "Başka bir kavmin soyundan (zürriyetinden) sizi var ettiği gibi" kurgusunu tarihsel bellek bağlamında değerlendirir. Müşrik aklının, sadece bugünkü gücüne ve kibrine odaklanarak kendi biyolojik ve tarihsel kökenini unuttuğunu; Kur'an'ın ise onları o "tohum/zerre" kavramıyla yüzleştirerek, aslında onlardan önce yaşamış ama helak olmuş "başka" toplumların kalıntıları (zürriyeti) olduklarını hatırlatan sarsıcı bir tarih felsefesi sunduğunu belirtir.

        Kavmin (قَوْمٍ)

        İbn Fâris, "k-v-m" (kalkmak, dikilmek) kökünden gelen bu kelimenin; ortak bir amaç, dil veya kader etrafında birlikte hareket eden, birbirine tutunan sosyolojik insan topluluğu anlamına geldiğini tespit eder.

        Âharîn (آخَرِينَ)

        İbn Fâris, "e-h-r" kökünün ilk/önce olmanın mutlak zıddı olarak gecikmek, sonradan gelmek, başka ve farklı (diğeri) anlamlarına geldiğini kaydeder. Gabriel Said Reynolds, ayetin "Başka (âharîn) bir kavmin soyundan" şeklindeki kapanışını teolojik ve evrensel bir ilke olarak analiz eder. "Başka" (âhar) kelimesinin kullanımıyla; ilahi otoritenin sadece belirli bir ırka, kabileye (Araplara) veya sınıfa mahkum olmadığını, hakikati reddeden her "kavmin" elindeki imkanların alınıp tarih sahnesindeki o bayrağın (emanetin) tamamen "farklı/başka" bir sosyolojiye devredilebileceğini bildiren sarsılmaz bir evrensel adalet ve döngü yasası olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X