وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِمَّا عَمِلُواۜ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
En'âm Sûresi, 132. Ayet
Daralt
X
-
Herkesin yaptıkları işlere göre dereceleri vardır. Rabb'in onların yaptıklarından habersiz değildir.
Herkesin yaptıkları işlere göre dereceleri vardır. Bazıları bu ayetin zahirinden hareketle cinlerin yaptıkları itaatlerden sevap kazandıklarına, işledikleri kötülüklerden de ceza göreceklerine delil getirdiler. Çünkü Cenab-ı Hak, herkesin yaptığı işlere göre dereceleri olduğunu haber vermektedir. Daha önce "İnsan ve cin şeytanları" mealindeki ilahi kelam ile "Onların hepsini bir araya toplayacağı gün" ve "Ey cin ve insanlar topluluğu!" mealindeki ayetlerde Cenab-ı Hak her iki varlık türünü birlikte zikretmiş, her iki grubun da isyanlarını ve günahlarını birlikte anmıştı. Buna göre Herkesin dereceleri vardır mealindeki cümle, her iki gruba da şamildir; onlardan her birinin dereceleri vardır, eğer hayır yaparlarsa karşılık olarak hayır, kötülük yaparlarsa da karşılık olarak kötülük görürler. Allah kendilerine rahmet eylesin İmam Ebu Yusuf ve Muhammed [b. Hasan] böyle dediler. Herkesin dereceleri vardır mealindeki ayeti Ebû Hanife'ye (r.h.) delil gösterdiler; Allah bunu müminlere değil kafirlere hitap eden ayetlerin devamında belirtmiştir, buna göre Herkesin yaptıkları işlere göre dereceleri vardır mealindeki beyan özellikle onlar için tehdit ifade eder. Dolayısıyla Herkesin dereceleri vardır mealindeki ifade, derekeleri vardır, işledikleri kötülüklerden ve peygamberleri yalanlamalarından dolayı cezadan ve azaptan farklı mertebeleri vardır anlamına gelir.
Çünkü sevap, Allah'ın lütfunun ve ihsanının sonucu, azap da O'nun hikmetinin gereğidir. Hikmet, Allah'a asi olanı ve emrine muhalefet edeni cezalandırmayı gerektirir. Sevabın gereği de lütuftur. Cenab-ı Hak yarattığı kullarına öyle nimetler ve lütuflar ihsan etmiştir ki, insanlar bütün gayretlerini gösterseler dahi o nimetlerden bir tanesinin bile şükrünü yerine getirmeye muktedir olamazlar. Dolayısıyla onların itaati, Cenab-ı Hakk'ın kendilerine vermiş olduğu nimetlere bir karşılık ve şükür yerine geçer, durum böyle olunca onların yaptıkları şeylerin sevabı, ancak Allah'ın beyanıyla bilinir. Aynen melekler için, onların sevabı vardır denilemeyeceği gibi.
Rabb'in onların yaptıklarından habersiz değildir. Bu ayetin iki anlama gelmesi ihtimali vardır. (Birincisi), Rabb'in, onların Cenab-ı Hakk'a isyan konusunda yaptıkları işlerden habersiz değildir, ancak kendisinden bir rahmet olarak onlara azap etmeyi ertelemektedir anlamına gelebilir. Nitekim başka bir ayette şöyle buyurmaktadır: "Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! O sadece, onların işini bir güne erteliyor". İkincisi, Cenab-ı Hak onların amellerini ve yaptıkları şeyleri bilmektedir, bundan habersiz olarak onları yaratmamıştır, aksine yaptıklarının zararını ve faydasını kendilerinin görmesi için bütün yapacaklarını bilerek yaratmıştır.
Yorumu Yorumla
-
Deracâtün (دَرَجَاتٌ)
İbn Fâris, kelimenin türediği "d-r-c" kökünün sözlükte bir şeyin yavaş yavaş, adım adım ve aşama aşama ilerlemesi, yukarıya doğru çıkması ve merdiven basamağı anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "derece" kavramını fiziksel ve mekansal bir yükseklikten ayırarak ontolojik ve ahlaki bir hiyerarşi olarak tanımlar. İnsanın ruhsal tekamülündeki veya düşüşündeki her bir seviyeyi, eylemlerin niteliğine göre şekillenen kalıcı bir "varoluş basamağı" olarak açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki "Herkes için dereceler vardır" (ve liküllin deracâtün) kurgusunun taşıdığı mutlak adalet fikrini tahlil eder. İlahi nizamda insanların toptancı bir yaklaşımla (sadece cennetlik veya cehennemlik gibi kaba kategorilerle) değil; her bireyin bizzat kendi ahlaki çabasına, şuuruna ve niyetine göre milimetrik bir "kademelendirmeye" (dereceye) tabi tutulacağını, bunun da ilahi mahkemenin kusursuz ve adil hassasiyetini gösterdiğini vurgular.
Amilû (عَمِلُوا)
İbn Fâris, "a-m-l" kökünün temelinde, insanın kendi iradesi, kastı ve bilinciyle ortaya koyduğu eylem, iş, çaba ve üretim anlamlarının yattığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "amel" kavramını, doğa olayları veya hayvanlardaki içgüdüsel hareketleri ifade eden "fiil" kelimesinden felsefi olarak ayırır. Ona göre amel; sadece akıl ve irade sahibi bir varlığın, belirli bir amaca yönelik olarak ve ontolojik sorumluluğunu üstlenerek gerçekleştirdiği şuurlu ve ahlaki eylemdir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "Yaptıkları ameller sebebiyle" (mimmâ amilû) ifadesindeki sosyolojik devrimi analiz eder. Kabileci Mekke aristokrasisinin insanları soylarına, zenginliklerine, cinsiyetlerine ve atalarına göre sınıflandırdığı bir statüko ortamında; Kur'an'ın insanın değerini ve statüsünü (derecesini) tamamen bireyin kendi özgür iradesiyle ürettiği "amele/eyleme" bağlamasının, tüm pagan hiyerarşiyi yıkan devasa bir eşitlik, liyakat ve varoluşsal sorumluluk manifestosu olduğunu aktarır.
Ğâfilin (غَافِلٍ)
İbn Fâris, "ğ-f-l" kökünün asıl anlamının bir şeyin üstünün örtülmesi, aklın onu algılayamaması, idrakin kapanması, dikkatsizlik ve habersiz kalmak olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "gaflet" kavramını yapısal bir cehaletten (bilgisizlikten) kesin hatlarla ayırır; bu durum, var olan ve apaçık duran bir hakikati veya eylemi, umursamazlık veya zihinsel uyuşukluk yüzünden görememe, ondan ontolojik olarak kopuk yaşama halidir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "Senin Rabbin onların yaptıklarından asla habersiz (gafil) değildir" (ve mâ rabbüke bi ğâfilin ammâ ya'melûn) şeklindeki kapanış cümlesinin (fasıla) kelamî ağırlığını değerlendirir. Yaratıcının evreni yaratıp kendi haline terk etmediğini (deist Tanrı tasavvurunu reddederek); insanların veya zalim elitlerin gizli kapılar ardında kurdukları tuzaklardan, niyetlerinden ve eylemlerinden (amellerinden) anbean haberdar olan, aktif, sürekli müdahil ve mutlak bir "murakabe" (panoptikon/denetim) makamı olduğunu bildiren sarsılmaz bir teolojik güvence ve eşzamanlı bir tehdit mühürü olduğunu tahlil eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla