ذٰلِكَ اَنْ لَمْ يَكُنْ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرٰى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا غَافِلُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
En'âm Sûresi, 131. Ayet
Daralt
X
-
Bu da demektir ki, halkı habersizken, Rabb'in haksızlıkla ülkeleri helak etmemektedir.
Bu da demektir ki, Rabb'in haksızlıkla ülkeleri helak etmemektedir. Buradaki "zalike" işaret sıfatı, muhtemelen daha önce geçen "Ey cinler (şeytanlar) topluluğu! Siz insanlarla çok uğraştınız" mealindeki ayet ile "Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size ayetlerimi anlatan ve bugünle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi ?" mealindeki ayete ve azarlama anlamı içeren benzeri ayetlere işaret etmektedir. "Zalike" işaret sıfatının, geçmiş ümmetlerin helakine işaret etmesi de muhtemeldir; Haksızlıkla ülkeleri helak etmemektedir, önceden kendileri bu konuda Allah tarafından uyarıldığı halde yahut azabı kendileri istediklerinden dolayı helak edici ve köklerini kurutucu azaba uğrayarak onlar kendilerine haksızlık ettiler.
Onlar zulümden ve isyandan Habersizken helak edilmediler. Böyle olması mümkün değildir, onlar hakkında Allah'ın kanunu, belirttiğimiz şeyleri yapmadan asla helak edilmemeleridir; bunun sebebi de Cenab-ı Hakk'ın huzuruna şu gerekçe ile çıkmamalarıdır: "Rabb'imiz! Ah, ne olurdu, bize bir peygamber gönderseydin de ayetlerine uyup da müminlerden olsaydık!" Onların böyle bir gerekçeleri olmasa da, Cenab-ı Hak onlara verdiği imkanlar ve bünyelerine koyduğu özellikler sayesinde Allah'ın kendilerini başıboş bırakmak için yaratmadığını, belli bir akıbet için yarattığını biliyorlardı. Ancak geçmiş ümmetler hakkında Allah'ın kanunu, gerekli uyarı ve tehdidi yapmadan, zulüm işlediklerini, inatçılık yaptıklarını, büyüklendiklerini ve inatla ilahi azabı istediklerini görmeden onları helak edici ve köklerini kurutucu bir azapla yok etmemesidir. Bu, Cenab-ı Hakk'ın lütfundan ve rahmetinden başka bir şey değildir.
Yorumu Yorumla
-
Mühlike (مُهْلِكَ)
İbn Fâris, kelimenin türediği "h-l-k" kökünün sözlükte düşmek, parçalanmak, bir şeyin varlığının tamamen sona ermesi ve mutlak yok oluş anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "helâk" eylemini ontolojik bir son olarak tanımlar; ism-i fâil (yapan) kalıbındaki "mühlik" (helak edici/yok edici) vasfının Allah'a nispet edilmesinin, evrendeki yıkımların kör bir doğa olayı değil, mutlak bir iradenin aktif (hukuki) müdahalesi olduğunu gösterdiğini açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "Senin Rabbin helak edici değildir" (lem yekün rabbüke mühlike) kurgusundaki bu fiili kelamî bir boyutta tahlil eder. İlahi yıkımın (helakın) asla rastgele, anlık bir öfke patlaması veya keyfi bir güç gösterisi olmadığını; bunun ancak çok kesin ahlaki ve teolojik şartların (isyanın) ihlal edilmesiyle devreye giren hassas bir ilahi adalet mekanizması olduğunu vurgular.
El-Kurâ (الْقُرَىٰ)
İbn Fâris, "k-r-y" kökünün temelinde suların bir havuzda birikmesi, toplanmak ve bir araya gelmek anlamlarının bulunduğunu; insanların toplanıp yerleştikleri, sosyalleştikleri iskan merkezlerine bu yüzden "karye" (çoğulu kurâ) dendiğini aktarır. Patricia Crone, ayetteki "kurâ" (şehirler/medeniyetler) kelimesini Geç Antik Çağ'ın sosyo-ekonomik yapısı üzerinden değerlendirir. İlahi helakın genellikle izole bedevi çadırlarını değil; kibrin, sömürünün, şirkin ve ekonomik adaletsizliğin sistematik olarak üretildiği o organize, zengin ve hiyerarşik "şehir merkezlerini" (kurâ) hedef aldığını, çünkü şirkin en çok bu güç merkezlerinde kurumsallaştığını ifade eder.
Bizulmin (بِظُلْمٍ)
İbn Fâris, "z-l-m" kökünün etimolojik tabanında ışığın mutlak yokluğu (karanlık) ve bir şeyi kendisine ait olmayan yanlış bir yere koymak (haddi aşmak) anlamlarının yattığını tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, "zulüm" kavramını hak ihlali ve adaletin zıddı olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, ayetteki "Şehirleri haksız yere/zulümle helak edici değildir" (mühlikel kurâ bi zulmin) kurgusunu Kur'an'ın Tanrı tasavvuru (teodise) üzerinden inceler. Pagan aklının tanrılarını genellikle kaprisli, insanlara haksız yere (zulümle) felaket gönderen mitolojik tiranlar olarak kurguladığını; Kur'an'ın ise "zulmü" Allah'ın zatından mutlak surette nefyederek (uzaklaştırarak), cezalandırmanın temelinde ilahi bir tiranlık değil, şaşmaz bir ontolojik ahlak/hukuk olduğunu detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu tamlamanın teolojik ağırlığını değerlendirir; Allah'ın bir toplumu yok etmesinin ontolojik olarak asla bir "zulüm" sayılamayacağını, çünkü o toplumun zaten kendi eylemleriyle (şirkiyle) kendi yıkımını hak ettiğini sabitleyen bir yasa (Sünnetullah) beyanı olduğunu aktarır.
Ehlühâ (وَأَهْلُهَا)
İbn Fâris, "e-h-l" kökünün sözlükte birbirine yakınlık duyan, aynı mekanı, aynı soyu veya aynı inancı paylaşan, aralarında sıkı bir bağ/ünsiyet bulunan topluluk anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ehl" kavramını sadece biyolojik bir aile değil, aynı kaderi ve sosyolojik yapıyı paylaşan şehir halkı (ehlül kurâ) olarak sosyo-politik bir zeminde açıklar. Bu kelimenin kullanımı, helakın bireysel değil, suçu ortaklaşa işleyen veya suça sessiz kalarak ona "ortak" (ehl) olan kolektif kitleye yönelik olduğunu vurgular.
Ğâfilûn (غَافِلُونَ)
İbn Fâris, "ğ-f-l" kökünün asıl anlamının bir şeyin üstünün örtülmesi, aklın onu algılayamaması, dikkatsizlik ve bir tehlikeye karşı uyanık olmamak (gaflet) olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "ğaflet" kavramını yapısal bir cehaletten kesin hatlarla ayırır; ona göre bu durum, insanın aklının olmaması değil, aklın ve idrakin dünyevi hazlarla uyuşarak hakikati (veya tehlikeyi) sezme yeteneğini geçici veya kalıcı olarak yitirmesi, ontolojik bir sığlığa hapsolmasıdır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ayetin "Halkı gafil/habersiz iken" (ve ehlühâ ğâfilûn) şeklindeki istisna ve kapanış kurgusunu devasa bir felsefi ve hukuki ilke olarak analiz eder. Bir topluma peygamber (uyarıcı) gönderilmeden, hakikat onlara en şeffaf haliyle anlatılmadan ve onlar bu gaflet uykusundan uyandırılmadan (hukuki tebliğ yapılmadan) evvel ilahi cezanın asla inmeyeceğini resmeden; insanı "habersizce" yok etmeyi reddeden o kusursuz ilahi adalet ve merhamet yasasının (mazereti ortadan kaldırma şartının) eşsiz bir edebi tahlili olduğunu vurgular. Angelika Neuwirth, bu durumu önceki ayetlerdeki cin ve insan elçileriyle (130. ayet) bağdaştırarak okur; vahyin inmesinin, pagan toplumunun elindeki o yegane "gaflet/habersizlik" bahanesini sonsuza dek ortadan kaldıran ve onları hesapla yüzleştiren mutlak bir tarihsel kırılma olduğunu ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla