وَلَا تَأْكُلُوا مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ وَاِنَّهُ لَفِسْقٌۜ وَاِنَّ الشَّيَاط۪ينَ لَيُوحُونَ اِلٰٓى اَوْلِيَٓائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْۚ وَاِنْ اَطَعْتُمُوهُمْ اِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
En'âm Sûresi, 121. Ayet
Daralt
X
-
Üzerine Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanlardan yemeyin. Kuşkusuz bu büyük günahtır. Gerçekten şeytanlar dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için telkinde bulunurlar. Eğer onlara uyarsanız şüphesiz siz de Allah'a ortak koşmuş olursunuz.
Üzerine Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanlardan yemeyin. Bazıları bundan maksat ölmüş hayvandır dedi, bu İbn Abbas'ın (r.a.) sözüdür. Bazıları şöyle dedi: Maksat Allah'tan başkası adına kesilenlerdir. Biz deriz ki: Maksat, Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanlardır. Çünkü Cenab-ı Hak "Murdar hayvan ve kan size haram kılındı" mealindeki ayetle ölmüş hayvan etini yemenin haram kılındığını açık olarak beyan etmişti. ''.Allah'tan başkası adına kesilmiş hayvanlar size haram kılındı" mealindeki ayetle Allah'tan başkası adına kesilen hayvanların etini yemenin haram kılındığını da açık olarak beyan etmişti. Bağlamında bulunduğumuz ayetten başka ayetlerde murdar hayvan eti ile Allah'tan başkası adına kesilen hayvan etini yemenin haram kılındığını açıkça beyan ettiğine göre, açıklamaya çalıştığımız ayet, Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etini yemenin haram kılındığına dair olmalıdır. Aynı şekilde "De ki: Bana vahyedilende ... yasaklanmış bir şey bulamıyorum" mealindeki ayette de Cenab-ı Hak, murdar hayvan eti ile Allah'tan başkası adına kesilen hayvan etini yemenin haram kılındığını açıkça beyan etmektedir. "De ki: Bana vahyedilende ... yasaklanmış bir şey bulamıyorum'' mealindeki ayette, o sırada sözü edilenden başka haram kılınan bir şey bulamıyordu, fakat sonra Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanın etini yemenin haram kılındığını da buldu. Aynı şekilde yırtıcı hayvanlardan köpek dişi bulunan ve kanatlılardan pençesi olan bütün hayvanların haram kılındığını da buldu. O sırada sözü edilen ayette belirtilenlerden başka haram kılınan bir şey bulamamıştı, fakat daha sonra başka şeylerin haram kılındığını da buldu. Müfessirlerden bazıları şöyle dedi: Üzerine Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanlardan yemeyin mealindeki ayet, insanların, 'kendinizin öldürdüğü ve kestiği hayvanları yiyorsunuz, fakat Rabb'inizin öldürdüğü hayvanları haram sayıyorsunuz, üstelik siz Rabb'inizi yücelttiğinizi de iddia ediyorsunuz' demeleri üzerine gelmiştir. Bu, onların birbirlerine fısıldadıkları yaldızlı sözlerden ve Şeytanların dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için telkin ettikleri şeylerden ibaretti. Fakat biz deriz ki: [Birincisi], kesilen ve boynu vurulan her hayvan, yine de Allah için kesilmekte ve boynu vurulmaktadır, Cenab-ı Hak bize, kesilen hayvanların bazısını yemeye izin vermiş, bazısını yemeyi de haram kılmıştır. Allah'ın bunu yapmaya hakkı vardır, bazı şeyleri yemeye izin vermek ve bazılarını yemeyi de haram kılmak O'nun yetkisindedir, dolayısıyla Allah, yarattığı hayvanlardan bazılarını yememize izin vermiş, bazılarını yemeye izin vermemiştir. Buna göre Allah'ın adıyla kesilen ve öldürülen bazı hayvanları yemeye izin vermiş, bazılarına ise izin vermemiştir. Binaenaleyh hepsi Allah adına kesilmiş ve öldürülmüştür, hepsi O'nundur. İkincisi, bütün yaratılanların mülkiyeti Allah'a aittir, dolayısıyla herhangi birinin, mülkiyeti dahilinde olan bir şey için Allah'a, neden böyle yaptın, niye şöyle yapmadın demeye hakkı yoktur. Böyle bir söz, ancak kendi mülkiyetinin dışında kalan şeyler için söylenebilir. Tıpkı ortaklardan birinin diğerine, bana hakkımı vermedin, benim hissemi tam olarak ödemedin demesi gibi. Mal sahibi olan birine malı hakkında kendisine böyle bir şey demesi ise mümkün değildir. Üçüncüsü, daha önce de söylediğimiz gibi biz hayvanı Allah'ın adını anarak kesmekle Allah'a kulluk yapmış oluyoruz, dolayısıyla Allah'ın adını anmak kulluğumuzu ortaya koymaktır, bundan dolayı öyle bir görüş ileri sürmek mümkün değildir.
Kuşkusuz bu büyük günahtır. Cenab-ı Hak, hayvan keserken Allanın adını anmamanın büyük günah olduğunu haber vermektedir, tıpkı daha önce murdar hayvanı ve Allah'tan başkası adına kesilen hayvanı yemenin büyük günah olduğunu haber verdiği gibi. Buradaki "fısk" (فِسْق) kelimesi, Allah'ın emrinden çıkmak anlamına gelir. Allah'ın adını anmayı terk ederek hayvanı kesmek de, Cenab-ı Hakk'ın emrinden çıkmak demektir, tıpkı daha önce sözünü ettiğimiz murdar hayvan etini yemek gibi.
Hayvan Keserken Besmeleyi Unutmak
Şayet biri: "Cenab-ı Hakk'ın, Üzerine Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanlardan yemeyin buyruğunu mutlak kabul edip unutarak besmeleyi terk edenin kestiği hayvanı da bu hükme dahil etmeniz nasıl caiz olur?" diye bir soru sorarsa ona şu cevap verilir: Bu ayet, unutarak besmeleyi terk edenin kestiği hayvanı kapsamaz, çünkü hayvan kesmek cahil kasapların işidir, onlar da ikaz edilmeden besmele çekmeye kendilerini alıştırmamışlardır. Binaenaleyh bize göre asıl olan şudur: Kendini fiilen besmele çekmeye alıştırmayan birinin hataen veya unutarak onu terk etmesi mazur görülür. Tıpkı ramazan ayında unutarak yemek gibi, çünkü insan mıltad olarak kendini yemeye ve içmeye alıştırmıştır, oruç ise alışkanlığın dışında olan bir şeydir, bundan dolayı onun unutarak yemesi ve mıltad olanı yapması mazur görülür. Çünkü alışkanlığın hilafına olan şeyleri her zaman koruyabilmesi insanlar için zordur. Cenab-ı Hak, Kuşkusuz bu büyük günahtır diye buyurmuştur; hayvan keserken besmele çekmeyi unutan birinin füsık olmadığı (büyük günah işlemediği) konusunda ihtilaf yoktur, ancak kasten terk ederse büyük günah işlemiş olur. Dolayısıyla ayet-i kerime besmeleyi kasten terk edenle ilgilidir.
Şöyle bir itiraz ileri sürülebilir: Kuşkusuz bu büyük günahtır mealindeki ayetle, Allah, kasten veya unutarak besmele çekilmeyen hayvanın etinden yiyen kişiyi kastetmiş olması caiz değil midir?. Eğer bu yorum doğru ise, o zaman ayet o eti yemekle ilgilidir.
Buna şu cevap verilir: "Kuşkusuz bu büyük günahtır" mealindeki cümlenin, üzerine Allah'ın adını anmanın kasten terk edildiği hayvana işaret ettiğine ve fakat o hayvanın etinden yemekle ilgisi olmadığına dair delil Cenab-ı Hakk'ın şu ayetidir: "De ki: Bana vahyedilende, murdar et (meyte) veya akıtılmış kan yahut domuz eti -ki pisliğin kendisidir- ya da günah işlenerek Allah'tan başkası adına kesilmiş bir hayvandan başka, yiyecek kimse için yasaklanmış bir şey bulamıyorum". Bu ayete göre hayvanı Allah'tan başkası adına kesmek, bunu yapan insan için büyük günahtır, binaenaleyh o büyük günahın, hayvanı keserken besmeleyi kasten terk eden insana ait olması gerekir. Üzerine Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanlardan yemeyin mealindeki buyruk da, özellikle besmeleyi kasten terk edenle ilgili olması gerekir.
Şayet: "Namaza başlarken alınan ilk tekbir hakkında; 'onun kasten veya unutarak alınmaması eşittir' dediğiniz halde, hayvanı keserken besmeleyi unutarak terk edeni neden kasten terk eden gibi saymıyorsunuz?" diye bir soru sorulursa buna şöyle cevap verilir: Meseleye hayvan kesimi açısından baktığımızda, insanın besmeleyi kasten terk etmesi ancak Kur'an ayetiyle haram kılınmış ve büyük günah sayılmıştır. Biz deriz ki: Kesenden büyük günah (fısk) ne zaman yok olursa, kesilen hayvandan haramlık hükmü de o zaman yok olur, çünkü bir şey bir sebepten dolayı haram kılınmışsa, ancak o sebep yok olunca haramlık yok olur. Biz şunu söylemiyoruz: Namaza başlarken alınan ilk tekbiri terk eden insanın namazı bozulur, çünkü o tekbiri terk etmekle büyük günah (fısk) işlemiştir, onu kasten veya unutarak terk etmesi fark etmez. Bu konudaki rivayetler bizim söylediğimizi teyit etmektedir; Raşid b. Sad Resıllullah'ın (s.a.) şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Besmeleyi kasten terk etmediği takdirde, ister besmele çeksin ister çekmesin müslümanın kestiği hayvan yenir". İbn Abbas (r.a.) besmeleyi unutarak hayvanı kesen bir adam hakkında şöyle demiştir: Allah'ın adı her müslümanın kalbindedir, binaenaleyh onu yesin.
Gerçekten şeytanlar dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için telkinde bulunurlar. Eğer onlara uyarsanız şüphesiz siz de Allah'a ortak koşmuş olursunuz. Tefsirciler bu ayeti, birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar mealindeki ayete bağlayarak yorumladılar; onlar hayvan kesme meselesini tartışıyorlardı: Kendi elinizle kestiğinizi yiyorsunuz, fakat Allah'ın öldürdüğünü yemiyorsunuz, diyorlardı. Yani onlar bu ayeti, müşriklerin müslümanlarla yaptıkları tartışmaya bağlıyorlar. Ancak onlar hem bu konuda, hem de Allah'ın birliği, peygamberliğin ispatı, ölümden sonra dirilmek ve benzeri her konuda müslümanlarla tartışıyorlardı. Mesela şöyle diyorlardı: "Diyorlar ki: Sahi biz, ölüp de toprak ve kemik yığını haline gelmişken mi, yeniden mi diriltilecekmişiz?". Cenab-ı Hak, eğer müslümanlar onlara uyarlarsa, onların da Allah'a ortak koşmuş olacaklarını haber vermektedir. Yani sizinle tartıştıkları konularda, Eğer onlara uyarsanız, şüphesiz siz de Allah'a ortak koşmuş olursunuz.
Yorumu Yorumla
-
Te'külû (تَأْكُلُوا)
İbn Fâris, kelimenin türediği "e-k-l" kökünün sözlükte bir şeyi çiğnemek, yutmak, tüketmek ve eksiltmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ekl" eylemini salt biyolojik bir mekanizma olarak değil; insanın mülkiyeti ve varlığı dışındaki bir nimeti (rızkı) kendi bedenine ve ontolojik varlığına katarak tasarrufta bulunması olarak tanımlar. Ayetteki olumsuz emir (yemeyin / lâ te'külû) kurgusunun, insanın yeryüzündeki nesneler üzerindeki o mutlak ve sınırsız iştahına ilahi bir fren (hukuki bir yasak) koyarak, beslenmeyi seküler bir alışkanlıktan çıkarıp inanç temelli (teolojik) bir bilince dönüştürdüğünü açıklar.
Yüzkeri (يُذْكَرِ)
İbn Fâris, "z-k-r" kökünün temelinde bir şeyi hatırda tutmak, anmak, dile getirmek ve şuurda canlı tutmak anlamlarının yattığını aktarır. Toshihiko Izutsu, "Üzerine Allah'ın adı anılmayanlardan yemeyin" (mimmâ lem yüzkerismüllâhi aleyhi) kurgusunun taşıdığı o devasa semantik devrimi inceler. Cahiliye toplumunun eti tamamen kutsaldan bağımsız bir "av/ganimet" veya putlara sunulan bir "şirk adımı" olarak gördüğünü; Kur'an'ın ise hayvan kesimi sırasındaki o "isim anma/zikir" eylemini zorunlu kılarak, yeryüzündeki canı almanın ancak o canı verenin (Yaratıcının) izni ve adıyla meşru olabileceğini sabitleyen mutlak bir tevhid felsefesi inşa ettiğini detaylandırır.
Fıskun (لَفِسْقٌ)
İbn Fâris, "f-s-k" kökünün sözlükte taze hurmanın kabuğunu yırtarak dışarı çıkması, bir şeyin kendi sınırlarından taşması ve yoldan çıkması anlamlarına geldiğini tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, "fısk" kavramını; insanın aklın, vicdanın ve ilahi yasanın (şeriatın) çizdiği o güvenli ve ontolojik "kabuktan/sınırdan" bilerek ve isteyerek dışarı fırlaması, ahlaki bir çöküşle ilahi otoriteye isyan etmesi olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "Şüphesiz ki bu tam bir fısktır" (ve innehû lefısk) kurgusunun kelamî ağırlığını değerlendirir. Besmele çekilmeden kesilen veya putlar adına kesilen bir eti yemenin sıradan bir "diyet ihlali veya hijyen sorunu" olmadığını; bunun doğrudan Allah'ın egemenlik hakkına (yasa koyuculuğuna) tecavüz eden, insanı iman çemberinin dışına atan devasa bir ontolojik isyan (fısk) ve teolojik başkaldırı olduğunu vurgular.
Şeyâtîne (الشَّيَاطِينَ)
İbn Fâris, "şeytan" kelimesinin kökeni için iki farklı ihtimal sunar: Ya haktan uzaklaşmak ve asılsız olmak anlamına gelen "ş-t-n" kökünden; ya da yanmak, öfkelenmek ve helak olmak anlamına gelen "ş-y-t" kökündendir. Râgıb el-İsfahânî, "şeytan" kavramının sadece soyut/metafizik bir varlığı değil; fıtratını bozan, kibre bürünen ve başkalarını da hakikatten koparmaya çalışan her türlü taşkın (mütemerrid) gücü/insanı ifade ettiğini açıklar. Patricia Crone, ayette şeytanların pagan Mekke aristokrasisi (kureyş elitleri ve kahinler) ile olan sosyolojik bağını okur. Kur'an'ın, helal ve haram konusunda kitleleri kışkırtan, onlara sahte yasalar üreten o kabileci statüko aklını, doğrudan "şeytani bir kurum" (şeyâtîn) olarak etiketleyerek politik ve teolojik bir deşifre yaptığını tahlil eder.
Yûhûne (لَيُوحُونَ)
İbn Fâris, "v-h-y" kökünün sözlükte bir şeyi başkasına son derece hızlı, gizli, fısıltı halinde ve dışarıdan fark edilemeyecek bir işaretle bildirmek anlamlarına geldiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin monoteistik lügatteki "ilahi bildirim" (revelation) bağlamını inceler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, eylemin burada şeytanlara nispet edilmesini (şeytanlar birbirlerine vahyederler) psikolojik ve edebi bir ironi olarak değerlendirir. Yaratıcının peygamberine gönderdiği o aydınlık vahyin (Tevhidin) karşısına; şeytanların ve pagan liderlerin el altından yaydıkları yalanları, algı operasyonlarını ve kapalı kapılar ardında kurguladıkları vesveseleri kusursuz bir "karanlık vahiy / anti-vahiy" şebekesi olarak kurguladığını aktarır.
Evliyâihim (أَوْلِيَائِهِمْ)
İbn Fâris, "v-l-y" kökünün temelinde iki şey arasında hiçbir engel veya boşluk bulunmaksızın yan yana durmak, bitişmek, yakınlık kurmak, dostluk ve koruyuculuk (himaye) anlamlarının bulunduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "veli" (çoğulu evliyâ) kavramını; inanç, ideoloji ve eylem bakımından birbiriyle mutlak surette kenetlenmiş, aynı felsefi rotayı paylaşan müttefikler olarak açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "Şeytanlar kendi dostlarına (evliyâihim) vahyederler" tamlamasındaki o trajik aidiyeti analiz eder. Kötülüğün yeryüzünde sadece soyut bir kavram olarak kalamayacağını; şeytani aklın ancak kendi fıtratını bozarak onunla "bitişen/dost olan" (veli) gönüllü insan işbirlikçiler aracılığıyla ete kemiğe büründüğünü ve toplumu ifsat ettiğini resmeden eşsiz bir sosyolojik tahlil olduğunu vurgular.
Yücâdilûküm (لِيُجَادِلُوكُمْ)
İbn Fâris, "c-d-l" kökünün asıl anlamının bir ipi sımsıkı burarak sağlamlaştırmak ve birini sert bir şekilde yere (cedâle/sert toprak) çarpmak olduğunu; mecazi olarak ise bir tartışmada karşı tarafı mantık oyunlarıyla yere sermek ve mağlup etmek (mücadele) anlamlarına geldiğini tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, "cedel" kavramını; hakikati bulmak, aydınlanmak veya gerçeği aramak amacıyla yapılan entelektüel bir diyalogdan kesin hatlarla ayırır; ona göre cedel, sadece kendi batıl dogmasını üstün kılmak, muhatabı susturmak ve manipüle etmek için yapılan düşmanca ve inatçı bir safsata (demagoji) sanatıdır. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "Sizinle tartışsınlar diye" (liyücâdilûküm) kurgusunun taşıdığı o epistemolojik savaşı değerlendirir. Şeytanların dostlarının (müşrik elitlerin), müslümanların zihinlerinde "Eğer Allah bir hayvanı kendi eliyle öldürmüşse (leş ise) o haram oluyor da, siz kendi elinizle kestiğinizde nasıl helal oluyor?" şeklinde felsefi şüpheler (cedel) üreterek, vahyin netliğini bulandırmaya çalışan sinsi bir bilişsel/psikolojik savaş yürüttüklerini tahlil eder.
Ata'tümûhüm (أَطَعْتُمُوهُمْ)
İbn Fâris, "t-v-a" kökünün sözlükte bir şeye kendi isteğiyle yönelmek, yumuşaklık göstermek, boyun eğmek ve zorlamanın (kerh) zıddı olarak gönüllü itaat etmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tâat" eylemini; fiziksel bir zorlamayla değil, zihinsel bir iknayla ve kalbî bir rızayla bir otoritenin felsefi boyunduruğu altına girmek olarak tanımlar.
Müşrikûn (لَمُشْرِكُونَ)
İbn Fâris, "ş-r-k" kökünün temelinde iki veya daha fazla şeyin değerde, mülkiyette ve otoritede birbirine karışması, saf olanın (teklik vasfının) bozulması anlamlarının yattığını aktarır. Toshihiko Izutsu, "Eğer onlara itaat ederseniz, hiç şüphesiz siz de müşrikler olursunuz" (ve in ata'tümûhüm inneküm le müşrikûn) şeklindeki o dehşet verici kapanışı (fasıla) Kur'an'ın inanç felsefesi ekseninde inceler. Tevhidin sadece Allah'ın varlığına inanmak olmadığını; helal ve haram sınırlarını belirleme (yasama) yetkisini Allah'tan alıp pagan elitlerin veya şeytani aklın argümanlarına (cedellerine) teslim etmenin (itaat), doğrudan doğruya o otoriteleri "Allah'a ortak/şerik koşmak" anlamına gelen devasa bir teolojik çöküş (ontolojik politeizm) olduğunu detaylandırır. Angelika Neuwirth, şart cümlesinin sonundaki bu kesin hükmü, kimlik ve sınır inşası olarak okur; Müslüman cemaate, inançlarında veya hukuki pratiklerinde (yemek kültüründe bile) statükoyla uzlaşmanın (itaat), onları o tevhid çemberinden çıkarıp tamamen paganizme (şirke) dahil edeceğini bildiren sarsılmaz bir varoluşsal mühür olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla