Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

En'âm Sûresi, 120. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    En'âm Sûresi, 120. Ayet

    وَذَرُوا ظَاهِرَ الْاِثْمِ وَبَاطِنَهُۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْسِبُونَ الْاِثْمَ سَيُجْزَوْنَ بِمَا كَانُوا يَقْتَرِفُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veżerû zâhira-l-iśmi vebâtineh(u)(c) inne-lleżîne yeksibûne-l-iśme seyuczevne bimâ kânû yakterifûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Günahın açığını da gizlisini de bırakın! Çünkü günah işleyenler, yaptıklarının cezasını mutlaka göreceklerdir.


      Günahın açığını da gizlisini de bırakın! Bu ayetin işaret ettiği anlam konusunda farklı görüşler vardır. Şöyle denilmiştir: Görünen ve görünmeyen organlarla günah işlemeyi bırakın; görünen organlar el, ayak, dil ve göz gibi uzuvlardır, görünmeyen organlar da kalpler ve düşüncelerin saklandığı vicdanlardır. Şöyle de söylenmiştir: İnsanların arasında iken de, onlardan uzak ve tek başına iken de günah işlemeyi bırakın! Günahın açığının söz konusu ettiğimiz hususlar, gizlisinin de zina olduğu da söylenmiştir. Ebu Bekir el-Keysani şöyle dedi: Burada zinanın kastedilmiş olması ihtimali yoktur, çünkü ayet yenilmesi helal ve haram olan şeylerden söz etmektedir. Ancak ayetin baş tarafı yiyeceklerden bahsediyor ise de, sonra zinayı yasaklamak için yeni bir cümleye başlamış olması da caizdir. O zaman Günahın açığını da gizlisini de bırakın, mealindeki beyanla Cenab-ı Hak sanki şunu söylemektedir: Gizli ve açık yapılan bütün günahları bırakın!

      Çünkü günah işleyenler, yaptıklarının cezasını mutlaka göreceklerdir. Günahkarlar yaptıkları şeylerden dolayı hesaba çekilmeden asla bırakılmazlar, işledikleri günahlar yüzünden mutlaka ceza göreceklerdir. Bu, bir tehdit ifadesidir. Günah işleyenler anlamındaki ifade, günahta ısrar edenler, tövbe etmeyenler, günah işlemekten vazgeçmeyenler ve nihayet o hal üzere ölenler demektir. İşte onlar, mutlaka sözü edilen şekilde ceza göreceklerdir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Zerû (وَذَرُوا)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "v-z-r" kökünün sözlükte bir şeyi bilerek ve kendi isteğiyle terk etmek, onu tamamen bırakmak ve ondan yüz çevirmek anlamlarına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, eylemin emir kipinde (bırakın/terk edin) kullanılmasının taşıdığı ahlaki kesinliği tahlil eder. Kur'an'ın günah karşısında "azaltın" veya "uzak durmaya çalışın" gibi esnek bir dil kullanmadığını; "zerû" (kökünden söküp atın/bırakın) fiiliyle, kötülükle insan iradesi arasına sarsılmaz ve mutlak bir ontolojik mesafe koymayı emrettiğini vurgular.

        Zâhire (ظَاهِرَ)

        İbn Fâris, "z-h-r" kökünün temelinde bir şeyin gizlilikten çıkıp görünür hale gelmesi, açığa çıkması, belirginleşmesi ve bir nesnenin dış yüzeyi/sırtı (zahr) anlamlarının yattığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "zâhir" kavramını, insanın duyularıyla (özellikle gözle) rahatlıkla algılayabildiği, toplum tarafından bilinen ve aleniyete dökülmüş her türlü eylem veya durum olarak tanımlar.

        El-İsmi (الْإِثْمِ)

        İbn Fâris, "e-s-m" kökünün sözlükte yavaşlık, geri kalmak ve insanın hayır işlemesine/iyilik yapmasına engel olan ağırlık anlamlarına geldiğini tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, "ism" kavramını, insanı ontolojik kemalinden (fıtratından) alıkoyan, onu yavaşlatan ve düşüren her türlü kasıtlı cürüm olarak felsefi bir boyutta açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde bu kelimenin geçirdiği devasa teolojik evrimi inceler. Cahiliye dönemi şiirinde "ism" kelimesinin genellikle aşırı şarap içmek veya kumar oynamak gibi dar, dünyevi bağlamlarda kullanıldığını; Kur'an'ın ise bu kelimeyi alarak, ilahi yasaya (sünnetullaha) karşı işlenen, insan ruhunu tahrip eden ve uhrevi bir bedeli olan derin bir "ahlaki ihlal/günah" statüsüne yükselttiğini detaylandırır.

        Bâtınehû (وَبَاطِنَهُ)

        İbn Fâris, "b-t-n" kökünün zâhirin mutlak zıddı olarak bir şeyin iç yüzü, karnı, gizli kalan tarafı ve dışarıdan asla görünmeyen derinliği anlamlarına geldiğini kaydeder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "Günahın açığını da gizlisini de bırakın" (ve zerû zâhirel ismi ve bâtınehû) kurgusundaki bu zıtlığı (merism) İslam ahlak felsefesi üzerinden analiz eder. Hukukun (fıkhın) sadece "zâhir" (görünen) suçlarla ilgilenebileceğini; ancak Kur'an'ın, kalpte gizlenen kibri, hasedi, riyayı ve kötü niyetleri (bâtın) de aynı derecede tehlikeli birer "günah/ism" kabul ederek, sadece eylemi değil, doğrudan insan bilincini ve niyetini terbiye eden mutlak bir ahlaki murakabe (iç denetim) sistemi kurduğunu vurgular.

        Yeksibûne (يَكْسِبُونَ)

        İbn Fâris, "k-s-b" kökünün temelinde çalışmak, çabalamak, rızık aramak ve insanın kendi emeğiyle bir şeyi elde edip varlığına katması anlamlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kesb" eylemini, iyi veya kötü fark etmeksizin, insanın kendi hür iradesi ve aktif çabasıyla bir eylemi üstlenmesi, onun ontolojik sorumluluğunu (vebalini veya sevabını) "kazanması" olarak tanımlar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "Günahı kazananlar" (innellezîne yeksibûnel isme) tamlamasındaki kelamî (özgür irade) vurgusunu değerlendirir. Günahın insana dışarıdan (kader yoluyla veya şeytanın zorlamasıyla) bulaşan pasif bir leke olmadığını; aksine insanın kendi aklını ve iradesini kullanarak bilerek yatırım yaptığı (yeksibûn) aktif bir varoluşsal suç olduğunu tahlil eder.

        Seyüczevne (سَيُجْزَوْنَ)

        İbn Fâris, "c-z-y" kökünün sözlükte bir şeyin başka bir şeyin yerini tam olarak tutması, bir borcun ödenmesi ve yapılan bir işin eksiksiz bir şekilde karşılığının verilmesi anlamlarına geldiğini aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, eylemin başındaki gelecek zaman ve kesinlik bildiren "se" harfiyle edilgen (meçhul) kalıbının (seyüczevne / cezalandırılacaklar) birleşimini eskatolojik bir mühür olarak inceler. İlahi adaletin, işlenen gizli veya açık günahları asla havada bırakmayacağını; ilahi mahkemede verilecek azabın keyfi bir öfke değil, tam anlamıyla kişinin dünyada ürettiği o "kesb"in (günahın) milimetrik ve ontolojik karşılığı (cezası) olacağını bildiren sarsılmaz bir hukuk beyanı olduğunu ifade eder.

        Yakterifûn (يَقْتَرِفُونَ)

        İbn Fâris, "k-r-f" kökünün asıl anlamının bir ağacın kabuğunu soymak veya yarmak olduğunu; mecazi olarak insanın kendi elleriyle kötü işler yapmasına, suç işlemesine ve ruhunu zedeleyen günahları elde etmesine "iktirâf" dendiğini tespit eder. Gabriel Said Reynolds, "İşlemekte oldukları suçlar yüzünden" (bimâ kânû yakterifûn) şeklindeki kapanışı (fasıla) Geç Antik Çağ'ın kader ve insan fiilleri tartışmaları bağlamında okur. Kur'an'ın bu fiili kullanarak insan eylemliliğini (agency) son derece merkeze aldığını; gnostik felsefelerdeki veya bazı pagan inançlarındaki "insan kozmik güçlerin oyuncağıdır" şeklindeki kaderci yaklaşımları reddederek, eylemi (ve dolayısıyla suçu) tamamen insanın kendi elleriyle "kazıdığı/işlediği" (yakterifûn) bireysel bir eylem olarak kodladığını vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X