اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ مَنْ يَضِلُّ عَنْ سَب۪يلِه۪ۚ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
En'âm Sûresi, 117. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: enam suresi, ilahi ilim, hidayet, enam suresi 117. ayet, enam 117, sapkınlık, rab, dalalet, ilim, bilgi
-
Muhakkak ki senin Rabb'in, evet O, kendi yolundan sapanları da, doğru yolda gidenleri de iyi bilmektedir.
Hiç şüphesiz Cenab-ı Hak, kendi yolundan ayrılıp sapanları da, kendi yolundan gidenleri de bilir. Muhakkak ki senin Rabb'in, evet O, kendi yolundan sapanları iyi bilmektedir mealindeki beyan, Cenab-ı Hakk'ın onların doğru yoldan saptıklarını ve onlara gönderdiği peygamberleri ve kitapları yalanladıklarını bildiğine, bunlardan habersiz olmadığına işaret etmektedir. Ancak peygamberler göndermesi ve kitaplar indirmesi, onların neler yapacaklarını kendisinin bildiği bir hikmetin gereği idi. Onları ancak kendilerine gönderilen kişilerin durumları ve ihtiyaçları için göndermişti.
Yorumu Yorumla
-
Rabbeke (رَبَّكَ)
İbn Fâris, "r-b-b" kökünün sözlükte bir şeyi ıslah etmek, beslemek, terbiye etmek ve onu aşama aşama kemale erdirmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" kavramını; yaratılmış olanı başlangıç noktasından alıp, onun potansiyelini geliştirerek mutlak yetkinliğe ulaştıran aktif, koruyucu ve sürekli müdahil otorite olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, kelimenin sonuna eklenen iyelik zamiriyle "Senin Rabbin" (rabbeke) şeklinde kullanılmasını tahlil eder. Bir önceki ayetteki (116. ayet) kitlelerin/çoğunluğun o yanıltıcı, sapkın (dalalet) ve devasa baskısına karşı; Allah'ın peygambere "Senin terbiye edicin/koruyucun" diyerek seslenmesinin, putperest yığınlara karşı peygamberi ontolojik bir zırha büründüren ve onu "kitlelerin aklından" koparıp dikey (ilahi) bir aidiyete bağlayan sarsılmaz bir psikolojik mühür olduğunu detaylandırır.
A'lemü (أَعْلَمُ)
İbn Fâris, "a-l-m" kökünün temelinde bir şeyin hakikatini, özünü bilmek ve nesneyi kesin bir işaretle şeffaf bir şekilde kavramak anlamlarının yattığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, ism-i tafdil (en üstünlük/kıyas) kalıbında olan bu kelimeyi (en iyi bilen); varlığın sadece dışsal ve sosyolojik yüzünü değil, niyetlerini, kalbindeki fırtınaları ve gizli yönelişlerini eşzamanlı ve eksiksiz olarak ihata eden (kuşatan) mutlak bilgi makamı olarak açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "Şüphesiz Rabbin en iyi bilendir" (inne rabbeke hüve a'lemü) kurgusunun epistemolojik ağırlığını değerlendirir. Çoğunluğun hakikati belirlediği yanılgısına (demokratik/sayısal haklılık algısına) karşı; kimin doğru yolda kimin sapkınlıkta olduğunun ancak Allah'ın mutlak ve yanılmaz "ilmi" (a'lem) ile tartılabileceğini bildiren devasa bir felsefi kriter (ölçü) beyanı olduğunu vurgular.
Yedıllü (يَضِلُّ)
İbn Fâris, "d-l-l" kökünün sözlükte doğru yoldan çıkmak, şaşırmak, kaybolmak ve bir şeyin yok olup gitmesi anlamlarına geldiğini tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, "dalâlet" eylemini sadece fiziksel bir yön kaybı değil; kasten veya cehaletle hakikat merkezinden uzaklaşarak felsefi bir hiçliğe (kaosa) sürüklenmek olarak tanımlar. Patricia Crone, bu kavramı bedevi toplumunun çöl tecrübesi üzerinden okur. Uçsuz bucaksız, işaretsiz ve acımasız bir çölde yolunu kaybetmenin (dalâlet) mutlak bir ölümle eşdeğer olduğu bir sosyolojide; Kur'an'ın bu kelimeyi alıp inançsızlık için kullanmasının, şirki ve kitlelere uymayı "ontolojik bir intihar / çölde yok oluş" metaforuyla resmetmek olduğunu ifade eder.
Sebîlihî (سَبِيلِهِ)
İbn Fâris, "s-b-l" kökünün asıl anlamının uzayıp giden, açık, üzerinde yürünmesi kolay ve engelsiz yol olduğunu kaydeder. Gabriel Said Reynolds, "O'nun yolundan sapanlar" (men yedıllü an sebîlihî) tamlamasını Geç Antik Çağ'ın teolojik lügati bağlamında değerlendirir. Dönemin putperest inançlarında, gnostik felsefelerinde ve kabile mitolojilerinde insanı kurtuluşa götüreceği iddia edilen yüzlerce karmaşık, karanlık ve çelişkili alt-yol varken; Kur'an'ın ilahi hakikati "tekil, net ve Allah'a ait bir ana güzergah" (sebîlihî) olarak kurgulamasının, evrensel tevhidi sabitleyen muazzam bir yön/hedef bildirgesi olduğunu vurgular.
El-Mühtedîn (الْمُهْتَدِينَ)
İbn Fâris, kelimenin türediği "h-d-y" kökünün etimolojik tabanında öne geçerek yol göstermek, karanlıkta yön bulmayı sağlayan şaşmaz işaret ve pusula anlamlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hidayet" kavramını; insanın ilahi bir lütufla ve kendi hür iradesiyle hakikate (doğru yola) yönelmesi, o yolda sabit kalması ve ontolojik amacına yürümesi olarak açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin "O, hidayete erenleri de en iyi bilendir" (ve hüve a'lemü bil mühtedîn) şeklindeki kapanışını (fasıla) psikolojik ve kelamî bir teminat olarak analiz eder. Kitlelerin yalanlarına uymayan, statükoya direnen ve bu yüzden çoğunluk tarafından "deli, sapkın veya dışlanmış" olarak etiketlenen (Mekke'deki ilk Müslümanlar gibi) o yalnız azınlığa; "Toplum sizi anlamasa da Rabbiniz sizin kalbinizdeki o saf hidayeti ve direnişi mutlak bir ilimle biliyor" diyerek sunulan devasa bir ilahi güvence ve ruhsal sığınak olduğunu tahlil eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla