وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقاً وَعَدْلاًۜ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِه۪ۚ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
En'âm Sûresi, 115. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: enam 115, söz, enam suresi, değişmezlik, doğruluk, enam suresi 115. ayet, adalet, rab, ilim, bilgi
-
Rabb'inin sözü hem doğruluk hem de adalet bakımından tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O her şeyi işitmekte, her şeyi bilmektedir.
Rabb'inin sözü hem doğruluk hem de adalet bakımından tamamlanmıştır. Buradaki "sıdkan" (صِدْقًا) kelimesi verilen haberlerin ve vadin doğruluğu, "'adlen" (عَدْلًا) kelimesi de hükümlerde adalet anlamına gelir. Tamamlanmıştır mealindeki sözcük de, verdiği haberlerin doğruluğu ve hükümlerinin adil olduğu gerçeği ortaya çıkmıştır, o kadar ki herkes bu haberlerin doğruluğunu ve o hükümlerin adaletli olduğunu anlar anlamına gelir. Şöyle de denilmiştir: Rabb'inin sözü hem doğruluk hem de adalet bakımından tamamlanmıştır, yani onları düşünen, onun doğruluğuna ve adil olduğuna bakan herkes onun Allah'tan geldiğini anlasın diye öyle oldukları delillerle ve kanıtlarla ortaya konulmuştur.
Müfessirler bu ayetteki Rabb'inin sözü ifadesiyle özel bir sözün kastedildiğini belirtirler. Bazıları şöyle der: Rabb'inin sözü hem doğruluk hem de adalet bakımından tamamlanmıştır mealindeki ilahi kelamdan maksat, Cenab-ı Hakk'ın şu ayet-i kerimedeki sözüdür: "Andolsun ki cehennemi hem insanlar hem cinlerle dolduracağıın". Diğerleri şöyle dediler: Kafirler Resıllullah'ı (s.a.) putlara tapmaya davet etmişlerdi, bu ayet işte bunun üzerine geldi. Ancak en doğrusunu Allah bilir ya, o her olaya, her vade, her tehdide ve verdiği her habere irca edilir.
Rabb'inin sözü hem doğruluk hem de adalet bakımından tamamlanmıştır mealindeki ilahi kelamla [Hanefi] alimlerimizin şu sözüne delil getirmek caizdir: Karısına, 'sen boşsun' diyen birinin talakı tamam ve adil olmuştur, çünkü o sünnete uygun olarak gerçekleşmiştir, onun sayı ile alakası yoktur. Çünkü onun sözü, meselenin adalet ve doğruluk bakımından tamamlandığını haber vermektedir. Sünnete uygun olan hak olmasıdır, o da adalettir.
O'nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. Bu beyan 'tamamlanmıştır' mealindeki cümlenin tefsiridir; yani o gerçekten tamamlanmıştır, onda hiçbir eksiklik, zulüm ve vadden dönme yoktur. O, içinde eksiklik ve yanlışlığı barındıran yaratılanların sözleri gibi değiştirilmesi, eksik olması ve engellenmesi mümkün olan sözlerden değildir; yaratılanların sözleri değiştirilebilir, eksik olabilir, insanlar vadettiklerine vefa göstermekten aciz kalabilir ve onu yerine getirmekten engellenebilirler. Fakat Cenab-ı Hakk'ın sözlerinin değiştirilmesi veya vadettiği, tehdit ettiği ve haber verdiği şeylere vefa göstermekten engellenmesi veya hükmünde haksızlık yapması mümkün değildir, O bunlardan çok yücedir. O'nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur cümlesi, O'nun vadini ve tehdidini değiştirecek kimse yoktur, O'nun vadi ve tehdidi mutlaka gerçekleşecektir, anlamına gelir. Değiştirecek kimse yoktur mealindeki beyan, Allah'ın delillerini ve kanıtlarını değiştirecek kimse yoktur anlamına da gelebilir.
O her şeyi işitmektedir, yani şeytanın verdiği vesveseyi ve onların birbirlerine fısıldadıkları şeyleri işitmektedir. O her şeyi bilmektedir, yani onların yaptıkları ve verdikleri cevapları bilmektedir.
Yorumu Yorumla
-
Temmet (وَتَمَّتْ)
İbn Fâris, kelimenin türediği "t-m-m" kökünün sözlükte bir şeyin eksiğinin kalmaması, nihai sınırına ulaşması, kusursuzlaşması ve bütünleşmesi anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "temâm" kavramını; varlığın kendi ontolojik amacına ulaşarak, dışarıdan hiçbir ilaveye veya müdahaleye ihtiyaç duymayacak şekilde felsefi ve yapısal bir kemale (bütünlüğe) ermesi olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "tamamlandı" (temmet) fiilini teolojik ve tarihsel bir bağlamda tahlil eder. İlahi vahyin ve yasanın bu mesajla evrimini tamamladığını; Kur'an'ın getirdiği tevhid mesajının daha önceki vahiyleri de (Tevrat ve İncil'i) kuşatarak o devasa teolojik tekamül sürecinin zirvesine oturduğunu ve dinin (sistemin) felsefi olarak mühürlendiğini vurgular.
Kelimetü (كَلِمَتُ)
İbn Fâris, "k-l-m" kökünün temelinde etki bırakmak, iz bırakmak (yara anlamındaki kelm kelimesi de buradandır) anlamlarının bulunduğunu; söylenen sözün de muhatabın zihninde sarsılmaz bir iz/etki bırakmasından dolayı konuşma eylemine "kelâm/kelime" dendiğini kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki köklerine inerek; kavramın Ortadoğu'nun monoteistik lügatindeki "Logos" (İlahi Söz/Kelam) felsefesiyle yakından ilişkili olduğunu ve ilahi iradenin yeryüzündeki tecellisini temsil ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde "Allah'ın kelimesi" (kelimetü rabbike) tamlamasını inceler. Bunun sadece dildeki gramatik bir ifade (söz) olmadığını; evrenin işleyişini belirleyen şaşmaz ilahi kanun (sünnetullah), ontolojik bir buyruk ve hakikatin ta kendisi olduğunu detaylandırır.
Sıdkan (صِدْقًا)
İbn Fâris, "s-d-k" kökünün etimolojik tabanında gerçeğe mutlak surette uygunluk, sağlamlık, sarsılmazlık ve yalanın zıddı anlamlarının yattığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "sıdk" kavramını; sözün, niyetin ve eylemin nesnel gerçeklikle (hak ile) ontolojik olarak kusursuz bir şekilde örtüşmesi olarak açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "doğruluk bakımından" (sıdkan) kavramının epistemolojik ağırlığını değerlendirir. İlahi kelamın haber verdiği tarihsel olayların, geçmiş ümmetlerin kıssalarının, kozmolojik tasvirlerin ve eskatolojik (ahiret) bildirimlerin, insan aklının aksini ispatlayamayacağı mutlak bir bilgi felsefesi (kesinlik/sıdk) taşıdığını tahlil eder.
Adlen (وَعَدْلًا)
İbn Fâris, "a-d-l" kökünün sözlükte iki şeyin birbirine eşit olması, eğriliğin zıddı (doğruluk), denge ve hakkı sahibine vermek anlamlarına geldiğini tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, "adl" kavramını; her şeye ontolojik olarak hak ettiği değeri vermek, ifrat ve tefrit (aşırılık) uçlarından kaçınarak evrensel ve ahlaki dengeyi korumak olarak tanımlar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "doğruluk" (sıdkan) ve "adalet" (adlen) kelimelerinin yan yana kullanılmasının (merism) yarattığı o muazzam edebi ve hukuki kurguyu analiz eder. İlahi sözün (kelimenin); geçmişe veya geleceğe dair verdiği haberlerde "mutlak doğru" (sıdk), insanlık için koyduğu yasalarda, farzlarda ve ahlaki hükümlerde ise "mutlak dengeli ve adil" (adl) olduğunu resmeden, Kur'an'ın kendi metnini kusursuzlaştıran eşsiz bir diyalektik tasvir olduğunu vurgular.
Mübeddile (مُبَدِّلَ)
İbn Fâris, "b-d-l" kökünün sözlükte bir şeyi alıp onun yerine başka bir şey koymak, değiştirmek ve dönüştürmek anlamlarına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki "O'nun kelimelerini değiştirebilecek hiçbir güç yoktur" (lâ mübeddile likelimâtih) kurgusunu kelamî bir çerçevede inceler. Müşriklerin peygamberden inançla veya hükümlerle ilgili taviz (değişiklik) talep etmelerine karşı; ilahi yasanın, insanların heveslerine, statüko taleplerine, konjonktüre veya zamansal aşınmalara karşı sarsılmaz bir koruma kalkanı altında olduğunu bildiren mutlak bir yasa ve otorite fermanı olduğunu aktarır.
Es-Semîu (السَّمِيعُ)
İbn Fâris, "s-m-a" kökünün temelinde sesi algılamak, kulak vermek ve idrak etmek anlamlarının bulunduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "Semî'" ismini Allah'a nispet edildiğinde; sadece akustik veya fiziksel bir ses dalgası algısı değil, varlıkların en gizli fısıltılarını, niyetlerini, şeytanların yaldızlı yalanlarını ve kulların dualarını anbean kuşatan felsefi ve ontolojik bir idrak makamı olarak tanımlar.
El-Alîm (الْعَلِيمُ)
İbn Fâris, "a-l-m" kökünün sözlükte bir şeyin hakikatini, özünü bilmek ve nesneyi şeffaf bir şekilde kavramak anlamına geldiğini tespit eder. Angelika Neuwirth, ayetin "O hakkıyla işiten (Semî') ve bilendir (Alîm)" şeklinde kapanmasını (fasıla) bir önceki ayetlerin (şeytanların yaldızlı sözlerle iftira atması) bağlamı üzerinden değerlendirir. Müşriklerin o kapalı kapılar ardındaki gizli propagandalarını, alaylarını ve yalanlarını "işiten", onların asıl kibirli niyetlerini ise "bilen" yegane gücün (mutlak panoptikon) O olduğunu; dolayısıyla peygambere "korkma, onlar değiştiremez, ben her şeyi kaydediyorum" şeklinde verilen devasa bir teolojik güvence (mühür) olduğunu ifade eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla