Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

En'âm Sûresi, 114. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    En'âm Sûresi, 114. Ayet

    اَفَغَيْرَ اللّٰهِ اَبْتَغ۪ي حَكَماً وَهُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ اِلَيْكُمُ الْكِتَابَ مُفَصَّلاًۜ وَالَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْلَمُونَ اَنَّهُ مُنَزَّلٌ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَر۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Efeġayra(A)llâhi ebteġî hakemen vehuve-lleżî enzele ileykumu-lkitâbe mufassalâ(en)(c) velleżîne âteynâhumu-lkitâbe ya’lemûne ennehu munezzelun min rabbike bilhakk(i)(s) felâ tekûnenne mine-lmumterîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      De ki: Allah'tan başka bir hakem mi arayayım? Halbuki size Kitab'ı açık seçik indiren O'dur. Kendilerine kitap verdiklerimiz, onun gerçekten Rabb'in katından indirilmiş olduğunu bilirler. Sakın şüphe edenlerden olma!

      Mufassal Kitap

      (De ki:) Allah'tan başka bir hakem mi arayacağım? Sanki o kafirler Resulullah'ı, (s.a.) aralarında tartıştıkları peygamberlik veya kitap konusunda karar vermesi için bir hakeme başvurmaya davet etmişlerdi. Resulullah'ın (s.a.) da onlara şöyle demişti: Allah'tan başka bir hakem mi arayacağım? Sonra bu mealdeki cümleyi açarak dedi ki: Size kitabı açıklanmış olarak indiren O' dur. Hz. Peygamber (s.a.) diyor ki: O size kitabı açıklanmış olarak indirmişken, yani yaratılanların benzerini meydana getirmekten aciz kaldığı ve Allah'tan geldiğini sizin de bildiğiniz kitabı indirmişken, ben Allah'tan başka bir hakem nasıl ararım? Sonra sözlükte açıklanmış anlamına gelen "mufassalen'' kelimesinde ihtilaf edilmiştir. Denildi ki: "Mufassalen" kelimesi, insanları aldatmayıp Kur'anın Allah'tan indiğini bilecek şekilde her akıl sahibine hitap eden deliller ve kesin kanıtlarla açıklanmış anlamına gelir. Buna emri ve yasağı, helal ve haram kıldığı hususları açıklanmış anlamı da verilmiştir. Buna göre Resûlullah şöyle diyor: Helal ve haram olan şeyler ile yapılması ve sakınılması gereken şeylerin açıklandığı kitap gelmişken, Allah'ın indirdiklerinden başka bir hakem nasıl ararım? Yani Allah'tan başka bir hakeme gitmeye gerek yok. Şöyle de denildi: Vadi ve tehdidi ve nihai akıbeti açıklayan kitap, çünkü yapılan her işin mutlaka bir sonucu vardır ve o da vad veya tehdit anlamını taşımaktadır. Nihayet şöyle de söylenmiştir: Mufassal, yani parça parça demektir; Cenab-ı Hak onu toptan göndermemiş, onun bilgisi ve beyanı her işitenin kulağında kalsın diye parça parça göndermiştir. Böyleyken ben başka birinin hakemliğine nasıl ihtiyaç duyarım?

      Halbuki Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, Kur'an'ın gerçekten Rabb'in tarafından indirilmiş olduğunu bilirler. Bu ayetle ilgili de farklı görüşler vardır. Denildi ki: Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, yani Tevrat'ı ve İncil'i verdiğimiz kimseler, Kur'an'm gerçekten Rabb'in tarafından indirilmiş olduğunu bilirler. Şöyle de denildi: Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, yani kendisine bu kitabın verildiği herkes, Onun gerçekten Rabb'in tarafından indirilmiş olduğunu bilir, çünkü kendileri onun benzeri bir kitabı telif etmekten acizdirler.

      Sakın şüpheye düşenlerden olma! Bu ayet şu anlama gelebilir: Onların kendi kitaplarındaki hükümleri, seninle ilgili nitelik ve özellikleri değiştirdiklerinden şüphe etme! Şu anlama da gelebilir: Salcın şüpheye düşenlerden olma! Cenab-ı Hak, peygamberinin asla şüpheye düşenlerden olmadığını bilmesine rağmen, Allah peygamberini bile böyle bir şeyi yasakladığına göre başkalarına öncelikle yasakladığını insanlar anlasınlar diye böyle söylemektedir. Yahut ayet, başkasının hükmünün peşinden koşanlara hitap etmekte ve 'bu kitabın Allah'tan geldiğinden şüphe edenlerden olma' demektedir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ebteğî (أَبْتَغِي)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "b-ğ-y" kökünün sözlükte bir şeyi şiddetle arzu etmek, talep etmek, peşine düşmek ve bazen de (haddi aşmak anlamında) sınırı geçmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ibtiğâ" eylemini sıradan bir arayıştan felsefi olarak ayırır; ona göre bu kelime, insanın bütün zihinsel ve fiziksel çabasını bir hedefe kilitleyerek onu elde etmek için gösterdiği o derin ve tutkulu yöneliştir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin başındaki "Allah'tan başka bir hakem mi arayayım?" (e fe ğayrallâhi ebteğî hakemen) şeklindeki istifham-ı inkârî (reddedici soru) kurgusunu tahlil eder. Müşriklerin peygamberden inanç konusunda taviz vermesini veya aralarında uzlaşmacı bir otorite bulmasını talep etmelerine karşılık; peygamberin bu "arayış" (ebteğî) eylemini Allah dışında bir varlığa yöneltmesinin ontolojik bir imkansızlık ve tevhidi bir intihar olacağını bildiren sarsılmaz bir retorik (meydan okuma) olduğunu vurgular.

        Hakemen (حَكَمًا)

        İbn Fâris, "h-k-m" kökünün temelinde birini haksızlıktan ve yanlıştan alıkoymak, dizginlemek, sağlamlaştırmak ve kesin bir hükme bağlamak anlamlarının bulunduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, cahiliye dönemi arap semantiğinde "hakem" kavramının sosyolojik karşılığını inceler. Kabileler arasında bir çatışma çıktığında, yazılı bir kanun olmadığı için her iki tarafın da saygı duyduğu, geleneklere (örfe) göre karar veren arabulucu kabile reislerine/kahinlerine "hakem" dendiğini aktarır. Kur'an'ın bu kelimeyi alıp, mutlak otoriteyi insanlardan ve kabile geleneklerinden soyutlayarak (seküler bağlamdan kopararak) yegane yasa koyucu ve yargılayıcı makamına, yani Allah'a hasretmesinin, Arabistan'daki tüm o parçalanmış hukuki ve politik statükoyu yıkan devasa bir teolojik devrim olduğunu detaylandırır. Patricia Crone, Geç Antik Çağ'da otoritenin merkezileşmesi bağlamında bu kavramı okur; "başka hakem aramamanın", hukukun ve inancın kabilevi pazarlıklardan çıkarılıp dikey/ilahi bir standarda bağlanması anlamına geldiğini ifade eder.

        Müfassalan (مُفَصَّلًا)

        İbn Fâris, "f-s-l" kökünün sözlükte bir bütünü parçalarına ayırmak, aralarını açmak, karmaşık olan bir şeyi belirgin hale getirmek ve sınırları kesin hatlarla netleştirmek anlamlarına geldiğini tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, "tafsil" kavramını epistemolojik (bilgi felsefesi) bir zeminde tanımlar; bu, kapalı veya iç içe geçmiş bir hakikatin, aklın hiçbir şüphe duymayacağı şekilde kategorize edilerek, en ince ayrıntılarına kadar şeffaf bir şekilde (müfassal) açıklanmasıdır. Angelika Neuwirth, Kur'an'ın kendisini "açıklanmış/detaylandırılmış" (müfassal) bir kitap olarak nitelemesini, metnin kendi otoritesini inşa süreci olarak değerlendirir. Kitabın kendi içinde bir mantık örgüsüne, yasalara ve felsefi bir bütünlüğe sahip olduğunu; dolayısıyla dışarıdan bir insan aklının veya pagan "hakeminin" yorumuna, düzeltmesine veya uzlaştırmasına asla muhtaç olmadığını ilan eden mutlak bir metinsel özgüven beyanı olduğunu vurgular.

        Münezzelün (مُنَزَّلٌ)

        İbn Fâris, "n-z-l" kökünün yüksek bir yerden aşağıya inmek ve konaklamak anlamına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin tef'il babında (münezzel - indirilmiş) kullanılmasını kelamî bir çerçevede inceler. Kendilerine kitap verilenlerin (Ehl-i Kitab'ın) bu vahyin Allah katından indiğini bildiklerini (ya'lemûne) belirten bu kurguda; eylemin taşıdığı o aşamalı, planlı ve kudretli "indirilme" vurgusunun, metnin sıradan bir beşer ilhamı değil, doğrudan dikey bir müdahale olduğunu muhatabın (ve önceki ümmetlerin) vicdanına sabitleyen ontolojik bir mühür olduğunu tahlil eder.

        Bilhakkı (بِالْحَقِّ)

        İbn Fâris, "h-k-k" kökünün etimolojik tabanında bir şeyin gerçeğe, vakıaya mutlak surette uygun düşmesi, sarsılmaz bir şekilde sabit olması ve yalanın/şüphenin zıddı olarak sağlamlık anlamlarının yattığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "hakk" kavramını sadece dildeki bir doğruluk (sıdk) değil; şüpheyle, zamanla veya felsefi itirazlarla asla ortadan kaldırılamayan "mutlak ontolojik gerçeklik" olarak açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayette "O, Rabbinden hak ile indirilmiştir" (münezzelün min rabbike bil hakkı) tamlamasının taşıdığı felsefi ağırlığı değerlendirir. Buradaki "hak ile" ifadesinin sıradan bir zarf olmadığını; bir önceki ayetlerde bahsedilen şeytanların "yaldızlı yalanlarına" (zuhrufel kavli) karşı konumlandırılan, vahyin özünü ve tözünü oluşturan o sarsılmaz ve bükülmez "mutlak gerçekliği" temsil ettiğini vurgular.

        El-Mümterîn (الْمُمْتَرِينَ)

        İbn Fâris, "m-r-y" kökünün asıl anlamının bir memeyi son damlasına kadar sağmak, bir şeyi zorla çekip çıkarmak olduğunu; mecazi olarak ise bir konuda inatla tartışmak, gerçeği gördüğü halde sırf muhalefet etmek için direnmek ve şüphe üretmek (imtirâ) anlamlarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "mirye" kavramını pasif bir şüpheden (şek) kesin olarak ayırır; ona göre bu, hakikat apaçık ortadayken bile kibrinden dolayı aktif bir diyalektik savaş yürüten, gerçeği inatla sağmalayıp aşındırmaya çalışan hastalıklı bir şüphecilik (skeptisizm) halidir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ayetin "Sakın şüphe edenlerden olma!" (fe lâ tekûnenne minel mümterîn) şeklindeki şiddetli uyarısıyla (fasıla) kapanmasını psikolojik bir bağlamda analiz eder. Hitabın görünüşte peygambere olmasına rağmen, asıl hedefin o devasa yalan propagandaları (şeytanların vahiyleri) ve toplumun baskısı altında zihinsel bir sarsıntı (imtirâ) yaşama ihtimali olan inananlara yönelik olduğunu; hakikatin bu kadar net (müfassal ve hak) olduğu bir yerde, en ufak bir felsefi bocalamanın bile ontolojik bir çöküş olacağını bildiren sarsıcı bir zihinsel bariyer (önlem) eylemi olduğunu aktarır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X