وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُواًّ شَيَاط۪ينَ الْاِنْسِ وَالْجِنِّ يُوح۪ي بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُوراًۜ وَلَوْ شَٓاءَ رَبُّكَ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
En'âm Sûresi, 112. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: şeytan, düşmanlık, enam suresi, enam 112, yaldızlı söz, enam suresi 112. ayet, rab, vahiy, nebi, cin
-
Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yarattık. Bunlar, aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabb'in dileseydi bunu yapamazlardı. Artık onları uydurdukları şeylerle baş başa bırak.
Her Peygamberin Mutlaka Bir Düşmanı Vardır
Böylece biz, her peygamber için bir düşman yarattık. Denildi ki: Daha önce her peygambere düşmanlar yarattığımız gibi sana da düşmanlar yaratacağız. Bu ayetin "O'na iman etmedikleri ilk durumdaki gibi (mucize gösterdikten sonra da) yine onların gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz" mealindeki ayetin bağlantısı (sıla) olması muhtemeldir, Böylece biz, her peygamber için düşman yaratırız. Sonra Böylece biz, her peygamber için bir düşman yarattık mealindeki ilahi kelam hakkında Hasan-ı Basri şöyle dedi: Peygamberler göndermek ve peygamberlerine tabi olanları ona dost yapmak, peygamberlerine asi olanları da düşman yapmak, Allanın hükmüdür, bu, Allah'ın hepsi hakkındaki hükmüdür. Mûtezile'den Cafer b. Harb, Kabi ve diğerleri şöyle dediler: Yani her peygambere, onları biz düşman yapmadık, aksine onlar kendilerini her peygambere düşman ettiler. Biz deriz ki: Cenab-ı Hakk'ın Biz, her peygamber için düşman yarattık mealindeki beyanı [muhtemelen iki anlama gelir. Birincisi], biz her peygamber için her düşmanın düşmanlığını yarattık demektir. Buradaki "ca'l" (جَعْل) fiili Allah'ın yaratması anlamına gelir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: "Gökyüzünü korunmuş bir tavan yaptık". "Biz geceyi ve gündüzü birer nişan olarak yarattık". "Yeryüzünü sizin için bir beşik yapan O'dur". "Ca'l" (جَعْل) fiili, Allah'a nispet edildiği her yerde yaratmak anlamına gelir. Buna göre Biz, her peygamber için düşman yarattık mealindeki cümle, biz her peygamber için her düşmanın düşmanlığını yarattık demektir. Bu ayet eğer Hasan-ı Basri'nin dediği gibi Allah'ın hükmü demek olsaydı veya di_.ğerlerinin de hayallerinin ürettiği manaya gelseydi, "dalal" (ضَلَال) ve "küfr" (كُفْر) fiillerinin de Allah'a nispet edilmesi gerekirdi. Bu ise çok uzak bir anlamdır. İkincisi, Allah onları dostluk fiilini yapmaya muvaffak kılmadı anlamına gelebilir, çünkü Allah onların düşmanlık fiilini dostluk fiiline tercih edeceklerini biliyordu.
İnsanların ve Cinlerin Şeytanları
İnsan ve cin şeytanları, aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Bu ayetin işaret ettiği anlamlara dair farklı görüşler vardır. Bazıları şöyle dedi: Şeytanların hepsi cinlerdendir, sonra onlar bazı insanlara ilham verirler ve onlar da halkı Allah'a isyana çağırırlar. Cinden insana ilham gelir, insandan da bu ilham halka karşı söz ve davet şeklinde ortaya çıkar. Bazıları da şöyle dedi: Cinlerden de, insanlardan da şeytanlar vardır; cinlerin şeytanları cinleri Allana isyana ve küfre davet eder, insanların şeytanları da insanları aynı şeye çağırır, böylece her biri kendi cinsini Allah'a isyan etmeye davette bulunur. Buna göre başkasını Allana isyana çağıran herkes şeytandır, şeytanın işini yapmaktadır. Bunun gibi kendi halkını ve cahil kesimi sapıklığa ve Allanı inkar etmeye çağıran kafirlerin reisleri ve ileri gelenleri de onların şeytanlarıdır. Görmez misin ki Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: "Bunun gibi biz, her ülkede suçlu ve günahkarların elebaşılarına, orada entrika peşinde koşma imkanı vermişizdir". "işte o zaman, izlenenler, kendilerini izleyenlerden hızla uzaklaşmışlardır". "Sonrakiler öncekiler için, 'Ey Rabb'imiz! Bizi işte bunlar saptırdılar! Onun için onlara ateşten bir kat daha azap ver!' diyecekler". Hiç şüphe yok ki, her kim başkasını Allah'a isyana ve O'nu inkara çağırırsa, o şeytandır. Şeytan, Allah'ın rahmetinden uzak olan demektir; "şetane" (شَطَنَ) fiili, uzak oldu anlamına gelir. Şöyle de söylendi: İblis bir kısım şeytanları, insanları saptırmak ve Allana isyana çağırmak üzere görevlendirmiş, bir kısmını da cinleri saptırmak üzere görevlendirmiştir. Bu, ilk yorumla aynı anlama gelir.
Aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Yani aldatmak için birbirlerine süslü sözler fısıldarlar. Ayetteki "zuhruf" (زخرف) kelimesi, altın anlamına gelir, cümle içinde kullanıldığında onu güzelleştirdim demek olur. Ebu Avsece şöyle dedi: Ayette geçen vahiy kelimesi, burada gözleriyle veya dudaklarıyla işaret etmesi anlamına gelir.
Rabb'in dileseydi bunu yapamazlardı. Bazıları şöyle dedi: Rabb'in dileseydi onları, kendisine itaat etmeleri ve isyan etmemeleri için şehvetleri ve ihtiyaçları olmayan bir varlık olarak yaratırdı. Tıpkı melekleri şehvetleri, ihtiyaçları ve arzuları olmayan bir özellikte yarattığı ve onların da kendisine isyan etmedikleri gibi. Mutezile şöyle dedi: Rabb'in dileseydi onları aciz bırakır, hükmü altına alır ve onların da Allah'a asi olmaya ve O'nu inkar etmeye güçleri yetmez, O'na iman eder ve hidayeti benimserlerdi. Bize göre ise Rabb'in dileseydi onları hidayete erdirir ve onlar da hidayeti benimserlerdi; ancak dalaleti hidayete tercih edeceklerini bildiği için onları hidayete erdirmemeyi diledi. Mûtezile'nin ayetleri kötü bir şekilde yorumladıklarının örneklerini çeşitli yerlerde gösterdik.
Artık onları uydurdukları şeylerle baş başa bırak. Bu beyan tehdit anlamına gelir. Nitekim başka ayetlerde de şöyle buyurmaktadır: "Bırak onları; yesinler, yararlansınlar". "istediğinizi yapın!" Yani bırak onları, arzu ettiklerini yapsınlar, sen onları azap içinde göreceksin.
Yorumu Yorumla
-
Cealnâ (جَعَلْنَا)
İbn Fâris, kelimenin türediği "c-a-l" kökünün sözlükte bir şeyi yapmak, icat etmek, bir halden başka bir hale dönüştürmek ve bir şeye belirli bir işlev yüklemek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ceal" eylemini "halk" (yoktan yaratma) eyleminden felsefi olarak ayırır; ona göre yaratılış (halk) maddenin icadı iken, "ceal" o var olan maddeye (insana) sosyolojik veya teolojik bir rol, bir misyon atfetmektir. (Burada düşmanlık işlevinin ortaya çıkması). Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "İşte böylece Biz her peygambere düşmanlar kıldık" (ve kezâlike cealnâ likülli nebiyyin adüvven) kurgusunun taşıdığı ilahi yasayı (sünnetullah) değerlendirir. Hakikatle (peygamberle) statüko/şirk (düşman) arasındaki bu varoluşsal çatışmanın bir "yol kazası" değil, bizzat Allah tarafından ontolojik olarak kurgulanmış (cealnâ) bir tekamül ve test sahnesi olduğunu; peygamberin dahi bu diyalektik kavgadan muaf tutulmadığını vurgular.
Adüvven (عَدُوًّا)
İbn Fâris, "a-d-v" kökünün temelinde sınırı aşmak, tecavüz etmek, koşmak ve birine karşı haksız yere kin beslemek (adâvet) anlamlarının yattığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "adüvv" kavramını, dostun (veli) zıddı olarak; insanın hem fiziki varlığına hem de temsil ettiği inanç sistemine kasıtlı ve organize bir şekilde zarar vermeye çalışan karşıt güç olarak tanımlar.
Şeyâtîne (شَيَاطِينَ)
İbn Fâris, kelimenin tekili olan "şeytan" sözcüğünün kökeni için iki ihtimal sunar: Birincisi, uzaklaşmak ve asılsız olmak anlamına gelen "ş-t-n" kökünden; ikincisi ise yanmak, öfkelenmek ve helak olmak anlamına gelen "ş-y-t" kökündendir. Râgıb el-İsfahânî, "şeytan" kelimesinin sadece görünmez ruhani bir varlık türü değil; hakikatten sapan, kibre bürünen, fıtratını bozan ve başkalarını da azdıran her türlü taşkın (mütemerrid) insan, cin veya kurum için kullanılan ontolojik bir "sıfat" olduğunu açıklar.
El-İnsi (الْإِنْسِ)
İbn Fâris, "ü-n-s" kökünün sözlükte alışmak, yakınlık duymak, gözle görülür olmak ve vahşiliğin zıddı olarak sosyalleşmek anlamlarına geldiğini belirtir.
Vel-Cinni (وَالْجِنِّ)
İbn Fâris, "c-n-n" kökünün temelinde örtmek, gözden gizlemek ve karanlıkta kalmak anlamlarının bulunduğunu kaydeder. Patricia Crone, ayette "insan ve cin şeytanları" (şeyâtînel insi vel cinn) tamlamasının Geç Antik Çağ'daki sosyolojik ve demonolojik (cin/şeytan inancı) karşılığını okur. Kur'an'ın şeytanlığı sadece görünmez, metafizik aleme hasredilmiş (cinlere ait) bir kötülük mitinden çıkararak; doğrudan yeryüzünde siyaset yapan, propaganda üreten, hakikati saptıran ve peygamberle mücadele eden "organize insan topluluklarına" (ins) da "şeytanlık" vasfını yüklediğini; böylece kötülüğü somutlaştırdığını tahlil eder.
Yûhî (يُوحِي)
İbn Fâris, "v-h-y" kökünün sözlükte bir şeyi başkasına son derece hızlı, gizli ve dışarıdan fark edilemeyecek bir işaretle bildirmek, fısıldamak ve ilham etmek anlamlarına geldiğini tespit eder. Arthur Jeffery, kelimenin ilahi bağlamda "vahiy/bildirim" anlamını taşıdığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, eylemin burada şeytanlara nispet edilmesinin (birbirlerine vahyederler) taşıdığı o devasa edebi ironiyi ve epistemolojik çöküşü inceler. Allah peygamberine hakikati "vahyederken" (ûhiye); insan ve cin şeytanlarının da peygambere karşı kendi aralarında kurdukları yalan ağını, sinsi propagandayı ve sahte ideolojileri tıpkı vahyi taklit edercesine birbirlerine gizlice aktarmalarını, kitleleri fısıltılarla manipüle etmelerini Kur'an'ın kusursuz bir "anti-vahiy" (şeytani ilham) şebekesi olarak deşifre ettiğini vurgular.
Zuhrufel (زُخْرُفَ)
İbn Fâris, "z-h-r-f" kökünün sözlükte altın, bir şeyin dışarıdan yaldızlı ve süslü görünmesi, ancak içinin kof/değersiz olması anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zuhrûf" kavramını, hiçbir ontolojik ve felsefi temeli olmayan, sadece dinleyeni cezbetmek, göz boyamak ve aldatmak için özenle seçilmiş sahte/süslü argümanlar ve yaldızlı kelimeler olarak tanımlar.
Gurûran (غُرُورًا)
İbn Fâris, "ğ-r-r" kökünün asıl anlamının dikkatsizlik, gafil avlanmak, birinin zaafından yararlanarak onu kandırmak ve sahte vaatlerle oyalamak olduğunu kaydeder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "Aldatmak için yaldızlı sözler vahyederler" (yûhî ba'duhüm ilâ ba'dın zuhrufel kavli gurûran) kurgusunun taşıdığı o korkunç iletişim ağını analiz eder. Hakikate savaş açanların felsefi veya rasyonel bir delilleri olmadığı için, sadece retoriğe (belağata), kitle psikolojisini manipüle eden "süslü/yaldızlı kavramlara" (zuhruf) ve sofistik (yanıltıcı) safsatalara tutunduklarını resmeden kusursuz bir entelektüel sahtekarlık (gurûr) portresi olduğunu vurgular.
Şâe (شَاءَ)
İbn Fâris, "ş-y-e" kökünün sözlükte dilemek, irade etmek ve bir şeyin var olmasını kasten istemek anlamlarına geldiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, "Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı" (ve lev şâe rabbüke mâ fealûhü) cümlesindeki ilahi meşîet (irade) ve insan hürriyeti dengesini tahlil eder. Allah'ın dünyayı "şeytanların (kötülüğün) olmadığı steril bir laboratuvar" olarak yaratmadığını; hakikatle batıl arasındaki bu diyalektik savaşın, yaldızlı yalanlarla sarsılmaz gerçek arasındaki bu çatışmanın bizzat ontolojik bir yasa (ilahi bir kurgu) olduğunu; insanın aklını ve iradesini ancak bu "şeytani gürültü/sınav" içinde kullanarak değer kazanabileceğini detaylandırır.
Fezerhüm (فَذَرْهُمْ)
İbn Fâris, "v-z-r" kökünün temelinde bir şeyi bilerek ve isteyerek kendi haline terk etmek, onu bırakmak ve ondan yüz çevirmek anlamlarının bulunduğunu belirtir.
Yefterûn (يَفْتَرُونَ)
İbn Fâris, "f-r-y" kökünün sözlükte bir deriyi dikmek veya şekil vermek için bilerek yarmak/kesmek, mecazi olarak ise aslı astarı olmayan devasa bir yalanı (iftirayı) tamamen yoktan var edip uydurmak anlamlarına geldiğini tespit eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin "Onları uydurdukları o yalanlarıyla baş başa bırak" (fe zerhüm ve mâ yefterûn) şeklindeki sarsıcı kapanışını değerlendirir. Yaratıcının, peygamberine verdiği o en stratejik psikolojik talimatı analiz eder: O yaldızlı laf ebelerinin (şeytanların) sahte gündemine takılma, onların manipülatif (iftira) tartışmalarıyla vakit kaybetme; onları kendi hezeyanları içinde çürümeye terk et (zerhüm) ve sen sadece kendi tebliğ rotana odaklan diyerek, İslam'ın o sarsılmaz ve asil özgüvenini inşa eden bir eylem planı (yol haritası) sunduğunu aktarır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla