Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

En'âm Sûresi, 104. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    En'âm Sûresi, 104. Ayet

    قَدْ جَٓاءَكُمْ بَصَٓائِرُ مِنْ رَبِّكُمْۚ فَمَنْ اَبْصَرَ فَلِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ عَمِيَ فَعَلَيْهَاۜ وَمَٓا اَنَا۬ عَلَيْكُمْ بِحَف۪يظٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kad câekum besâ-iru min rabbikum(s) femen ebsara felinefsih(i)(s) vemen ‘amiye fe’aleyhâ(c) vemâ enâ ‘aleykum bihafîz(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Doğrusu size Rabb'iniz tarafından basiretler (idrak kabiliyetleri) verilmiştir. Artık kim hakkı görürse faydası kendine, kim de kör olursa zararı kendinedir. (De ki:) Ben üzerinize bekçi değilim.

      Doğrusu size Rabb'iniz tarafından basiretler (idrak kabiliyetleri) verilmiştir. Denildi ki: Rabb'iniz tarafından basiretler verilmiştir mealindeki beyanın [farklı anlamlara gelmesi muhtemeldir. Birincisi], denildi ki: Açıklamalar gelmiştir anlamına gelir. Şöyle de denildi: "Basair" (بَصَائِرُ) kelimesi, doğru yol anlamına gelir. Şöyle de söylendi: Burada kafalarındaki değil kalplerindeki basiretler kastedilmiştir. Bu, Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem'in görüşüdür. "Besair"in beyan anlamına geldiği de söylenmiştir, bunlar aynı şeydir. Şahitler anlamına geldiği de söylenmiştir. Yani size Cenab-ı Hak tarafından Allanın tanrılığına işaret eden şahitler gelmiştir. Nitekim şu ayet-i kerimede buna işaret edilmektedir: "Artık insan kendine kendisi tanıktır". Yani aksine insanın basireti, yani şahidi kendindendir, onun her uzvu Allah'ın birliğine ve yegane ilah olduğuna şahitlik etmektedir. Görmez misin ki Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: "O ceza gününde dilleri, elleri ve ayakları, yapıp ettikleri hususlarda aleyhlerine tanıklık edecektir". En doğrusunu Allah bilir ya, onlar putlara tapmak konusunda atalarını taklit ediyorlar ve şöyle diyorlardı: "Sadece bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye onlara tapıyoruz". "Bunlar Allah katında bizim aracılarımız". Doğrusu size Rabb'iniz tarafından basiretler (idrak kabiliyetleri) verilmiştir. Yani size ayetler ve peygamberler gönderilmiştir, şayet onlara tabi olursanız, onlar Allah katında size şefaatçi olacaklar. İkincisi, Size basiretler verilmiştir, eğer onları tefekkür eder, düşünür ve dikkatle bakarsanız onların Allah tarafından verilen akli deliller olduğunu anlarsınız. Çünkü insan, nesnelerin hayret veren yönlerine baktığında iki türlü davranma kabiliyetinde yaratılmıştır. Bazısı dikkatle bakar, düşünür ve onun akli kanıtlar olduğunu anlar, fakat inat eder, büyüklenir ve onun gerektirdiğini yapmaz. Bazıları ise, bakmaz, gözünü yumar, şayet düşünse ve dikkatle baksaydı mutlaka gerçek onlar için ortaya çıkardı.

      Artık kim hakkı görürse faydası kendine, kim de kör olursa zararı kendinedir. Yani hakkı ve doğru yolu görür, ona uygun davranır ve bunun faydasını da kendisi görür. Bakan, fakat gözünü yuman, yani ona uygun davranmayan ise, onu terk etmiş olmasının zararını kendisi görür. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: "Kim dine ve dünyaya yararlı bir iş yaparsa kendi iyiliği için yapmış olur; kim de kötülük işlerse kendi aleyhine işlemiş olur".

      Şayet, "Başka bir ayette Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: "Ölenin niçin öldüğü, yaşayanın niçin yaşadığı da apaçık ortaya çıksın". Burada her ölenin niçin öldüğünün ve her yaşayanın niçin yaşadığının ortaya çıktığını haber vermektedir. Yukarıda ise Kim hakkı görürse faydası kendine, kim de kör olursa zararı kendinedir buyurmakta, onun görmediğini söylemektedir. Bu iki ayet nasıl uyuşturulacaktır?" diye bir soru sorulursa buna şu cevap verilir: Bu ayetteki kör olursa mealindeki sözcük, muhtemelen gerçeği gördükten sonra ona uygun davranmayı terk ederse anlamındadır. Çünkü Allah onu kendisine göstermiş ve o da onun Allah'tan geldiğini anlamıştı, fakat inat etmiş ve büyüklenmişti.

      (De ki:) Ben üzerinize bekçi değilim. Yani Size Rabb'iniz tarafından basiretler verilmiştir, dolayısıyla bize sadece tebliğ etmek düşer. Nitekim Allah şöyle buyurdu: "Peygamberin görevi, tebliğ etmekten ibarettir".

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Câeküm (جَاءَكُمْ)

        İbn Fâris, "c-y-e" kökünün sözlükte bir yere gelmek, varmak, ulaşmak ve intikal etmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mecî" eylemini bağlamsal olarak soyut hakikatlerin (vahyin veya delillerin) insan idrakine adeta somut, ağırlığı olan ve reddedilemez fiziksel bir varlık gibi gelip çatması (ulaşması) şeklinde tanımlar.

        Besâiru (بَصَائِرُ)

        İbn Fâris, kelimenin tekili olan "basîret" sözcüğünün "b-s-r" kökünden türediğini; temelinde görmek, bilmek, bir şeyin farkına varmak ve keskin bir görüşe sahip olmak anlamlarının yattığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, basiret kavramını fiziksel gözlemden ayırarak; aklın ve kalbin, eşyanın ardındaki mutlak hakikati görebilme, hakkı batıldan ayırt edebilme (kalp gözü) yetisi olarak felsefi bir boyutta açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bilgi felsefesinde (epistemolojisinde) bu kelimenin çoğul kalıbıyla (besâir / apaçık kanıtlar, aydınlanmalar) kullanılmasını tahlil eder. Kur'an'ın sunduğu delillerin sadece teorik birer bilgi değil, müşrik aklının o dogmatik uykusunu parçalayan, insanı felsefi bir uyanışa zorlayan "aktif ve aydınlatıcı idrak nurları" olduğunu detaylandırır. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin çoğul olmasının taşıdığı vurguyu değerlendirir. Yaratıcının varlığına ve birliğine dair sunulan delillerin (ayetlerin) evrende, insanda ve vahiyde o kadar çok ve kuşatıcı (besâir) olduğunu; bu devasa kanıt yığını karşısında inkarın artık bir "bilgi eksikliği" değil, kasıtlı bir körlük olduğunu belirtir.

        Rabbiküm (رَبِّكُمْ)

        İbn Fâris, "r-b-b" kökünün temelinde bir şeyi ıslah etmek, beslemek, terbiye etmek ve onu aşama aşama kemale erdirmek anlamlarının bulunduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" kavramını, varlığı sadece yaratan değil, onu sürekli eğiten ve yönlendiren otorite olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "Rabbinizden size basiretler geldi" (kad câeküm besâiru min rabbiküm) kurgusunu inceler. Vahyin ve rasyonel delillerin insan aklına sunulmasının, bizzat "Rabb" isminin (terbiye ediciliğin) bir gereği olduğunu; insanın ontolojik ve zihinsel tekamülünün ancak bu ilahi "aydınlatma/eğitim" süreciyle tamamlanabileceğini vurgular.

        Ebsara (أَبْصَرَ)

        İbn Fâris, "b-s-r" kökünden gelen bu fiilin, gözünü açmak, net bir şekilde görmek ve hakikati idrak etmek anlamına geldiğini tespit eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), eylemin if'al babında (aktif ve iradi bir fiil olarak) kullanılmasını analiz eder. "Kim görürse" (fe men ebsara) şart cümlesindeki görme eyleminin; pasif bir şekilde bakmak değil, insanın atalar kültünü (taklidi) yıkarak, kendi fıtratını ve aklını kullanarak hakikati "görmeyi seçmesi" şeklindeki o muazzam felsefi ve özgür irade beyanı olduğunu aktarır.

        Linefsihî (فَلِنَفْسِهِ)

        İbn Fâris, "n-f-s" kökünün temelinde nefes, kan, öz ve varlığın ta kendisi anlamlarının yattığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki "Kim görürse kendi lehinedir/kendi nefsi içindir" vurgusunu kelamî bir zeminde değerlendirir. Yaratıcının, insanın imanına, ibadetine veya aydınlanmasına hiçbir ontolojik ihtiyacı olmadığını; hakikati kabul etmenin (görmenin) sağladığı o devasa varoluşsal kazancın doğrudan ve sadece insanın kendi ruhuna (nefsine) döneceğini sabitleyen sarsılmaz bir bireysel sorumluluk manifestosu olduğunu tahlil eder.

        Amiye (عَمِيَ)

        İbn Fâris, "a-m-y" kökünün sözlükte görme yetisinin tamamen kaybolması, mutlak karanlık, yolunu şaşırmak ve idrakin örtülmesi anlamlarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "amâ" (körlük) kavramını bağlamsal olarak açıklar; bu, fiziksel gözün körlüğü değil, sunulan o devasa "basiretler" (besâir) karşısında aklın, kalbin ve vicdanın inatla hakikate kapanması (ontolojik körlük) felaketidir. Toshihiko Izutsu, ayette "gören" (ebsara) ve "kör olan" (amiye) zıtlığının (merism) taşıdığı felsefi uçurumu inceler. Kur'an lügatinde şirkin ve küfrün sadece bir inanç tercihi değil, insanın kendi idrak kapasitesini iptal ettiği, zihnini karanlığa mahkum ettiği varoluşsal bir "körleşme/intihar" eylemi olarak kodlandığını detaylandırır.

        Aleyhâ (فَعَلَيْهَا)

        İbn Fâris, "a-l-y" (üzerine/aleyhine) edatının yük, sorumluluk ve zarar bildiren bir bağlamda kullanıldığını belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "Kim körlük ederse kendi aleyhinedir" (ve men amiye fe aleyhâ) cümlesindeki adalet teorisini değerlendirir. İnsanın kendi hür iradesiyle seçtiği ontolojik körlüğün (inkarın) faturasının, başka hiçbir varlığa veya kuruma (şefaatçilere, atalara) kesilemeyeceğini; bedelin bizzat o aklı iptal eden nefsin (ruhun) kendi "üzerine" (aleyhâ) yıkılacağını ilan eden mutlak bir eskatolojik (ahiret eksenli) hukuk kurgusu olduğunu vurgular.

        Hafîz (بِحَفِيظٍ)

        İbn Fâris, "h-f-z" kökünün sözlükte bir şeyi kaybolmaktan, bozulmaktan korumak, onu sürekli gözetim altında tutmak ve bekçilik yapmak anlamlarına geldiğini tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, "hafîz" sıfatını; birinin eylemlerinden, güvenliğinden ve nihai akıbetinden mutlak derecede sorumlu olan, onu zorla da olsa koruyan gözetmen/otorite olarak tanımlar. Patricia Crone, peygamberin ağzından dökülen "Ben sizin üzerinizde bir bekçi/koruyucu değilim" (ve mâ ene aleyküm bi hafîz) beyanını Geç Antik Çağ'ın sosyo-politik yapısı üzerinden okur. Kabile reisinin (seyyid) tüm kabilenin inancından ve kaderinden kolektif olarak sorumlu tutulduğu bir toplumda; peygamberin bu "bekçilik/zabıtalık" rolünü tamamen reddetmesinin, dini kabilevi bir dayatma olmaktan çıkarıp "bireysel özgürlük ve rasyonel tercih" zeminine oturtan radikal bir teolojik devrim olduğunu ifade eder. Gabriel Said Reynolds, bu kavramın peygamberlik makamını nasıl yeniden tanımladığını tahlil eder. Geçmişin zorba krallarına veya engizisyon kuran dini otoritelerine karşılık; Kur'an peygamberinin sadece hakikati sunan (tebliğ eden) aydınlatıcı bir rehber olduğunu, insanların zihinlerine "bekçilik" yapıp onlara zorla inanç dayatma yetkisinin ontolojik olarak iptal edildiğini bildiren eşsiz bir sivil/dini özgürlük fermanı olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X