Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

En'âm Sûresi, 102. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    En'âm Sûresi, 102. Ayet

    ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ وَك۪يلٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Żâlikumu(A)llâhu rabbukum(s) lâ ilâhe illâ hu(ve)(s) ḣâliku kulli şey-in fa’budûh(u)(c) vehuve ‘alâ kulli şey-in vekîl(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      İşte bu Allah sizin Rabb'inizdir. O'ndan başka tanrı yoktur. O her şeyin yaratıcısıdır. Öyleyse O'na kulluk edin, O her şeye vekildir (güvenilip dayanılacak tek varlık O'dur):

      Buradaki O her şeyin yaratıcısıdır mealindeki cümle de, Mutezile'nin, Allah bazı şeyleri yaratmıştır iddialarının aleyhine bir delildir, onlara göre Allah haber verdiği üzere her şeyi kendisi yaratmamıştır. Şayet ayeti, eşyanın bir kısmını dışarıda bırakıp sadece bir kısmını yarattığına tahsis etmek caiz olsaydı, O her şeye vekildir (Güvenilip dayanılacak tek varlık O'dur) mealindeki ayetin de her şeye değil bazı şeylere tahsis edilmesi, Allah her şeyi değil ancak bazı şeyleri korur anlamının verilmesi de caiz olurdu. Bu caiz değildir, çünkü Cenab-ı Hakk'a övgü anlamında kullanılmıştır, öyleyse baştaki cümlenin O'nun sadece bazı şeyleri yarattığı anlamına tahsis edilmesi de caiz değildir, çünkü o da övgü anlamında kullanılmıştır.

      İşte bu Allah sizin Rabb'inizdir. Yani gökleri ve yeri eşsiz şekilde yaratan, daha önce belirttiği gibi insanlara her çeşit nimetleri lütfeden, karanlıklarda yollarını bulmaları için yıldızları yaratan, bütün insanları tek bir nefisten yaratan, gökten su indiren ve onunla insanlar için bitkileri, meyveleri, hububatı, üzüm bağlarını ve hikmetinin şaşırtıcı göstergeleri olan diğer nesneleri yaratan Allah işte sizin Rabb'inizdir. Bütün bunlar, O'ndan başka tanrı olmayan Allah'a aittir, bütün bunları yaratan O'dur. Öyleyse O'na kulluk edin, yani verdiği nimetlerin şükrünü O'na yöneltin, başkasına yöneltmeyin.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Zâliküm (ذَٰلِكُمُ)

        İbn Fâris, kelimenin uzaklık ve işaret bildiren (şu/o) bir zamir ("zâ" ve hitap harfi "küm") kurgusu olduğunu belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin başındaki bu işaret zamirinin (İşte sizin Rabbiniz olan Allah budur) taşıdığı teolojik ve retorik gücü değerlendirir. Bir önceki ayette (101. ayet) Allah'ın eşi ve çocuğu olmaktan münezzeh olduğu, her şeyi yoktan var ettiği (Bedî') ve mutlak ilim sahibi olduğu anlatıldıktan sonra; müşriklerin zihnindeki o mitolojik, parçalanmış ve aciz tanrı tasavvurlarına karşı, "İşte gerçek ve mutlak ilah profili (Zâliküm) budur!" diyerek, paganizmin sahte ilahlarını felsefi olarak yıkan eşsiz bir işaretleme ve tevhidi sabitleme eylemi olduğunu tahlil eder.

        Rabbüküm (رَبُّكُمْ)

        İbn Fâris, "r-b-b" kökünün temelinde bir şeyi ıslah etmek, beslemek, terbiye etmek, ona malik olmak ve üzerinde tasarruf yetkisine sahip olmak anlamlarının yattığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" kavramını; bir varlığı başlangıç noktasından alıp, onu aşama aşama (tedrici olarak) kendi ontolojik mükemmelliğine doğru geliştiren, koruyan ve ihtiyaçlarını karşılayan mutlak ve aktif efendi olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, cahiliye dönemi semantiğinde bu kelimenin taşıdığı anlam kaymasını inceler. Müşriklerin "Rabb" kelimesini köle sahipleri veya kabile reisleri için yatay bir otorite kavramı olarak kullandığını; Kur'an'ın ise bu kelimeyi alıp, evrendeki her zerreyi anbean varlıkta tutan, sürekli müdahil ve dikey (aşkın) bir ontolojik "Besleyici/Sürdürücü" makamına yükselterek kavramı putperest/bedevi bağlamından tamamen kopardığını detaylandırır.

        İlâhe (إِلَٰهَ)

        İbn Fâris, "e-l-h" kökünün sözlükte ibadet etmek, kulluk sunmak, sığınmak ve şaşkınlık/hayret (veleh) içinde kalmak anlamlarına geldiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki kökenlerini inceleyerek; Aramice, Süryanice ve İbranicedeki "El/Elohim/Alaha" gibi kadim monoteistik lügatin ortak ve en temel "Tanrı" tasavvurunu temsil ettiğini filolojik delillerle ortaya koyar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "O'ndan başka ilah yoktur" (lâ ilâhe illâ hüve) formülündeki nefy (reddetme) ve ispat (onaylama) diyalektiğini kelam felsefesi açısından değerlendirir. Bu cümlenin sadece "Allah vardır" diyen basit bir teyit olmadığını; aksine, insan zihninin sahte kutsallar üretme (putlaştırma) eğilimine karşı önce evreni tüm sahte tanrılardan temizleyen (lâ ilâhe), ardından mutlak ve tek otoriteyi sabitleyen (illâ hüve) radikal ve devrimci bir varoluşsal dekonstrüksiyon (yapı söküm) olduğunu vurgular.

        Hâliku (خَالِقُ)

        İbn Fâris, "h-l-k" kökünün temelinde bir şeyin miktarını, sınırını, ölçüsünü (takdir) belirlemek ve onu daha önce bir örneği veya hammaddesi yokken varlık sahasına çıkarmak anlamlarının bulunduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "halk" eylemini sıradan bir yapma/üretme (suni') eyleminden kesin olarak ayırır; bu, yokluğun mutlak hiçliğinden (ex nihilo) bilinçli, özgür ve şaşmaz bir tasarımla maddeyi ve formu icat etmektir. Angelika Neuwirth, "Her şeyin yaratıcısıdır" (hâliku külli şey'in) tamlamasını Geç Antik Çağ'ın gnostik ve düalist felsefeleri üzerinden okur. Kötülüğü, maddeyi veya karanlığı "alt/ikincil tanrıların" (demiurgos) yarattığına inanan felsefi akımlara karşı; Kur'an'ın "her şeyin" (külli şey'in) kelimesini kullanarak evrendeki makro ve mikro hiçbir varlık alanını (istisnasız) O'nun mutlak yaratıcılığı dışında bırakmadığını, felsefi tevhidi (monizmi) zirveye taşıdığını ifade eder.

        Fa'büdûhü (فَاعْبُدُوهُ)

        İbn Fâris, "a-b-d" kökünün etimolojik tabanında yumuşaklık, boyun eğme, teslim olma ve kibirden arınma anlamlarının bulunduğunu; üzerinden çok geçilerek düzleşmiş ve itaatkar hale gelmiş yola da bu yüzden "mu'abbad" dendiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "ibadet" kavramını salt bir ritüel toplamından ayırarak; aklın, evrenin ve kendi yaratılışının o muazzam tasarımını idrak etmesi sonucunda, Yaratıcı'nın mutlak yüceliği (celali) karşısında hissettiği en derin sevgiyle harmanlanmış ontolojik itaat ve teslimiyet olarak felsefi bir boyutta tanımlar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, eylemin başındaki "fe" (öyleyse/şu halde) edatının kurduğu rasyonel nedenselliği (illiyeti) tahlil eder. Kur'an'ın körü körüne bir tapınma istemediğini; "O her şeyin yaratıcısıdır (neden), öyleyse O'na kulluk edin (sonuç)" şeklinde kusursuz bir mantıksal argüman kurduğunu; ibadetin, aklın Yaratıcı'yı tanımasının rasyonel ve zorunlu bir felsefi neticesi olduğunu vurgular.

        Vekîl (وَكِيلٌ)

        İbn Fâris, "v-k-l" kökünün sözlükte bir işi başkasına havale etmek, birine dayanıp güvenmek ve onu o işin gözetleyicisi/koruyucusu olarak yetkilendirmek anlamlarına geldiğini tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, "Vekîl" ismini Allah'a nispet edildiğinde; kullarının ve evrenin rızkını, işleyişini, güvenliğini ve nihai akıbetini mutlak bir kifayetle (yeterlilikle) üzerine alan, kendisine güvenilen yegane sarsılmaz otorite olarak açıklar. Patricia Crone, vekâlet kavramını cahiliye toplumunun sosyopolitik yapısı üzerinden değerlendirir. Bedevi toplumunda bireyin hayatta kalabilmesi için güçlü bir kabile reisine veya efendiye (vekile / patrona) mutlak surette dayanması gerektiğini; Kur'an'ın bu "insana veya putlara dayanma" (patronaj) sistemini yıkarak, yegane ve mutlak güven/sığınma merciinin Allah olduğunu ilan ettiğini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ayetin "O her şeye vekildir" (ve hüve alâ külli şey'in vekîl) şeklinde kapanmasını teolojik bir zirve olarak analiz eder. Allah'ı sadece "Yaratıcı" (Hâlık) olarak bırakmanın, evreni yaratıp kenara çekilen ve ona karışmayan pasif bir tanrı inancına (deizme) yol açabileceğini; ancak cümlenin sonuna eklenen "Vekîl" (her an işleri yürüten, idare eden) sıfatının, O'nun evrene nefes aldırmaya devam eden, aktif, dinamik ve sarsılmaz bir muhafız olduğunu bildiren devasa bir kelamî mühür olduğunu detaylandırır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X