وَتِلْكَ حُجَّتُنَٓا اٰتَيْنَاهَٓا اِبْرٰه۪يمَ عَلٰى قَوْمِه۪ۜ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَٓاءُۜ اِنَّ رَبَّكَ حَك۪يمٌ عَل۪يمٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
En'âm Sûresi, 83. Ayet
Daralt
X
-
İşte bunlar, kavmine karşı İbrahim'e verdiğimiz delillerimizdir. Biz dilediğimiz kimselerin derecelerini yükseltiriz. Şüphesiz ki senin Rabb'in hikmet sahibidir, her şeyi bilmektedir!
İşte bunlar, kavmine karşı İbrahim'e verdiğimiz delillerimizdir. Bu ayet, Hı, İbrahim'in o vakitte mümin olmadığını ve Rabb'ini bilmediğini iddia edenleri yalanlamaktadır, çünkü Cenab-ı Hak burada, kavmine karşı kendisine deliller verildiğini haber vermektedir, Şayet Hz, İbrahim, onların dediği gibi olsaydı, Allah'ın ona verdiği deliller kendisinin aleyhine olurdu. Allah delilleri ona, kavmine karşı kullanmak üzere gönderdiğini haber verdiğine göre, bu İbrahim'in o sırada iddia ettikleri gibi olmadığını, aksine daha önce belirtildiği gibi Rabb'ini bildiğini ve O'na ihlasla bağlı olduğunu gösterir.
Şayet biri şöyle bir soru sorarsa: Cenab-ı Hakk'ın (s.a.) kavmine karşı kullanmak üzere Hz. İbrahim'e verdiği deliller şu ayet-i kerimede zaten ifade edilmişti: "Kavmi onunla tartışmaya girişti. Onlara dedi ki: Beni doğru yola iletmişken, Allah hakkında benimle tartışıyor musunuz? Ben sizin O'na ortak koştuklarınızdan korkmam. Ancak Rabb'imin (beni korkutacak) bir şey dilemesi hariç. Rabb'imin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hala ibret almıyor musunuz?" Ona şu cevap verilir: Bu, karşılıklı deliller ileri sürülen bir tartışma değildir, o ancak tevhidi ve dini açıklamaktır. Görmez misin ki, Hz. İbrahim (s.a.) şöyle diyor: "Ben sizin O'na ortak koştuklarınızdan korkmam. Ancak Rabb'imin (beni korkutacak) bir şey dilemesi hariç". Tartışma ise şu ayetlerde belirtilmiştir: "Batanları sevmem". "Ben, O'nun birliğine inanarak yüzümü, gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah'a çevirdim ve ben müşriklerden değilim", Sözü edilen tartışma, Rabb'ın birliğini ve ulılhiyyetini ve onların taptıkları ilahların anlamsızlığını anlatan bunun gibi ayetlerde geçmektedir, Bu anlamdaki diğer bazı ayetler de şunlardır: "Dedi ki: Kendi ellerinizle yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de yaptıklarınızı da Allah yarattı". "Duymayan, görmeyen ve sana hiçbir fayda sağlamayan bir puta niçin taparsın?" "Yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı? Hastalandığım zaman bana şifa verendir".
Bu ayette Mûtezile'nin iddiasının reddine ilişkin delil vardır. Çünkü Cenab-ı Hak İşte bunlar, kavmine karşı İbrahiın'e verdiğimiz delillerimizdir buyurmaktadır. Buradaki "ita" (إِيتَاء) kelimesi vermek, lütfetmek anlamına gelir. Buna göre yıldızlar, güneş, ay ve ayette belirtilen şeyler, mevcut idiler. Bu, belirttiğimiz şeylerle kavmine karşı tartışma delillerini Hz. İbrahim'e (s.a.) verenin Allah olduğunu gösterir. Bu da, Hz. İbrahim'in (s.a.) kavmine karşı kullandığı tartışma delillerini O'nun yarattığına işaret eder, çünkü ayette delillerimizdir diye onları kendine nispet etmektedir. Dolayısıyla Hz. İbrahim'in (s.a.)kavmine karşı tartışma delillerini O yaratmıştır. Hatalardan korunma ancak Allah'ın yardımıyla mümkündür.
İşte bunlar, kavmine karşı İbrahim'e verdiğimiz delillerimizdir. Yani putlara tapan insanlara karşı. .. Bir çok ayette ifade buyurduğu üzere burada da Cenab-ı Hak onların putlara tapmakla ne kadar akılsızca davrandıklarını açıklamaktadır. Nemrut da "Hayat veren ve öldüren benim" dediğinde aynı davranışı sergilemişti.
Biz dilediğimiz kimselerin derecelerini yükseltiriz. Bu ayet de Mûtezile'nin iddialarını reddetmektedir. Çünkü onlar şöyle diyorlardı: Cenab-ı Hak herkes için ulaşmasını istediği bir hedef belirledi, insan bu hedefe ulaştığında nübüvvete ve risalete uygun hale gelirler. Fakat onlar o seviyeye ulaşmayı istediler, bu konudaki iradeyi Allah'a değil kendilerine ait kıldılar. Allah istediği kişilerin derecelerini yükselttiğini haber veriyor, fakat onlar diyorlar ki: Allah onların derecelerini yükseltemez, aksine onlar kendi derecelerini kendileri yükseltirler. Ayet-i kerime ise, bir dereceye veya bir fazilete nail olanın, ancak Allah'ın lütfu ve ihsanı ile nail olacağına delalet etmektedir.
Sonra derecelerini yükseltiriz cümlesindeki derecelerin ne olduğu konusunda farklı ihtimaller vardır. Bunun peygamberlik olması muhtemeldir. Onların ahirette yükseleceği dereceler de olabilir. Yahut yaratılanların meclislerinde zikredildikleri gibi dünyada şan ve şerefle zikredilmeleri kastedilmiş de olabilir.
Şüphesiz ki senin Rabb'in hikmet sahibidir, her şeyi bilmektedir. Yani yaratıkları yaratmakta hikmet sahibidir. İnsanları yaratması, vahdaniyyetine delildir. Yaratıkları var etmesi, O'nun bozucu değil; yaratmada işleri hikmetle yürüttüğünü gösterir. Sonra onların amellerini bilmektedir, yaratılanların yararını, neyin onların menfaatlerine uygun olduğunu ve neyin uygun olmadığını da bilmektedir. Hakim, tedbirde hiçbir hata yapmayan kişidir.
Yorumu Yorumla
-
Huccetünâ (حُجَّتُنَا)
İbn Fâris, "h-c-c" kökünün sözlükte bir şeye yönelmek, kastetmek, bir iddiayı çürütmek için kesin delil getirmek ve tartışmada muhatabı fikren mağlup etmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hüccet" kavramını, şüpheyi tamamen ortadan kaldıran ve karşı tarafın tüm itiraz yollarını kapatan mutlak ve bağlayıcı mantıksal kanıt olarak tanımlar. Gabriel Said Reynolds, "hüccet" kelimesini Geç Antik Çağ'ın teolojik tartışma (polemik) geleneği bağlamında okur. Dönemin dini metinlerinde peygamberlerin sadece mucizelerle değil, sarsılmaz rasyonel argümanlarla (hüccet) donatıldığını; Kur'an'ın da İbrahim'in bu diyalektik zaferini ilahi bir belgelendirme olarak sunduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "Bizim hüccetimiz/delilimiz" (huccetünâ) şeklinde ilahi bir aidiyetle (tamlamayla) kullanılmasını kelam felsefesi açısından değerlendirir. İbrahim'in yıldız, ay ve güneş üzerinden yürüttüğü o muazzam zihinsel yapı söküm (dekonstrüksiyon) eyleminin sadece beşeri bir zekanın ürünü olmadığını; aklın bu diyalektik zirveye bizzat yaratıcının müdahalesi, yönlendirmesi ve ilhamı (vahyi) ile ulaştığını tahlil eder.
Âteynâhâ (آتَيْنَاهَا)
İbn Fâris, "e-t-y" kökünün temelinde bir şeyin gelmesi, ulaşması ve verilmesi anlamlarının yattığını aktarır. (Buradaki if'al babı olan "itâ", yukarıdan aşağıya bahşetmek ve lütfetmek demektir). Râgıb el-İsfahânî, "itâ" eylemini, verilen şeyin sıradan bir nesne değil, muhatabın ontolojik statüsünü değiştiren çok değerli ve fıtrata uygun bir ilahi donanım/yetki olması şeklinde bağlamsal olarak açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bilgi teorisinde (epistemolojisinde) bu fiilin taşıdığı devrimsel rolü inceler. Kesin kanıtın (hüccetin) İbrahim'e "verilmiş" (âteynâ) olmasının; rasyonalite (akıl) ile vahyin (ilahi bildirimin) birbirine zıt iki kaynak olmadığını, aksine o sarsılmaz felsefi aklın ve diyalektik gücün bizzat yaratıcı tarafından insana bahşedilen (verilen) en büyük "ilahi hediye" olduğunu detaylandırır.
Nerfeu (نَرْفَعُ)
İbn Fâris, "r-f-a" kökünün sözlükte bir şeyi aşağıdan yukarıya kaldırmak, yüceltmek ve fiziksel veya manevi bir yüksekliğe ulaştırmak anlamlarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "ref" eylemini, kişinin şeref, itibar ve ontolojik değer bakımından yükseltilmesi, kitlelerin avam seviyesinden sıyrılarak entelektüel ve ruhsal bir makama (seçkinliğe) erişmesi olarak tanımlar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, eylemin şimdiki/geniş zaman kipiyle (nerfeu / yükseltiriz) kullanılmasının sosyolojik boyutunu tahlil eder. Kendi kavminin putperest dogmalarını yıkan ve tek başına kalan bir gencin (İbrahim'in) kabile toplumunda statüsüzleşip dışlanmasına karşılık; ilahi yasanın onu yeryüzündeki sahte otoritelerin çok üstünde, mutlak bir felsefi ve teolojik zirveye "yükselttiğini" bildiren sarsılmaz bir ilahi dengeleme ve taltif (ödüllendirme) olduğunu vurgular.
Deracâtin (دَرَجَاتٍ)
İbn Fâris, "d-r-c" kökünün asıl anlamının yavaş yavaş ilerlemek, bir merdiveni veya aşamayı adım adım çıkmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "derece" kavramını, ruhsal ve akli tekamülde (gelişimde) katedilen her bir ontolojik aşama, manevi liyakat ve fazilet basamağı olarak açıklar. Angelika Neuwirth, kelimenin çoğul ve belirsiz (nekra) yapısıyla (deracâtin / derecelerle) kullanılmasını Geç Antik Çağ'ın manevi hiyerarşi anlayışı üzerinden değerlendirir. Pagan/cahiliye aklının insanları soya, zenginliğe veya kabile gücüne göre yatay olarak sınıflandırmasına karşılık; Kur'an'ın "dereceler" kavramıyla insanı bilgi (ilim), hikmet ve tevhid eylemi üzerinden dikey (vertikal) bir ruhsal hiyerarşiye tabi tutarak o statükocu kast sistemini kökünden yıktığını ifade eder.
Hakîmün (حَكِيمٌ)
İbn Fâris, "h-k-m" kökünün etimolojik tabanında engellemek, fesadı/bozulmayı durdurmak, her şeyi yerli yerine koyarak düzeltmek ve sağlamlaştırmak anlamlarının bulunduğunu tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, "Hakîm" ismini, hiçbir eyleminde rastlantısallık veya abes bulunmayan, kime hangi delili ve makamı vereceğini kusursuz bir adalet ve varoluşsal yasayla belirleyen mutlak otorite olarak tanımlar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, İbrahim'e verilen delilin ve onun derecelerle yükseltilmesinin ardından bu ismin gelmesini değerlendirir. Bu lütfun keyfi bir kayırma olmadığını; İbrahim'in aklını ve fıtratını kullanarak o teolojik arayışa girmesi sebebiyle, ilahi "hikmetin" gereği olarak bu donanımı ve felsefi makamı hak ettiğini sabitleyen bir kelam vurgusu olduğunu tahlil eder.
Alîmün (عَلِيمٌ)
İbn Fâris, "a-l-m" kökünün temelinde bir şeyin hakikatini, özünü bilmek ve onu diğerlerinden ayıran işareti kavramak anlamlarının yattığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "Alîm" sıfatını Allah'a nispet edildiğinde; kullarının içindeki samimiyeti, zihinlerindeki felsefi çabayı ve onların liyakatini (hak edişlerini) hiçbir şüpheye yer bırakmaksızın mutlak ve şeffaf bir şekilde bilmek olarak felsefi bir boyutta açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin "Şüphesiz senin Rabbin Hakîm'dir, Alîm'dir" (inne rabbeke hakîmün alîm) şeklindeki isim cümlesiyle kapanmasını (fasıla) inceler. İnsanı (peygamberi) donatan, aklını yükselten ve sahte ilahların karşısında galip kılan sistemin; kör bir doğa gücü veya mitolojik kabile tanrısı değil, evrenin şifrelerini koyan "Hikmet" ve onu eksiksiz bilen "İlim" sahibi yegane kudret olduğunu ilan eden muazzam bir teolojik mühür olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla