وَكَذَّبَ بِه۪ قَوْمُكَ وَهُوَ الْحَقُّۜ قُلْ لَسْتُ عَلَيْكُمْ بِوَك۪يلٍۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
En'âm Sûresi, 66. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: enam suresi 66. ayet, sorumluluk, vekil, enam 66, yalanlama, enam suresi, hak, kavim, topluluk, halk
-
O (Kur'an) hak olduğu halde kavmin onu asılsız saydı. De ki: Ben size kefil değilim!
Kavmin onu asılsız saydı. Burada muhtemelen Kur'an-ı Kerim kastedilmektedir. Yukarıda zikredilen ayetlerin kastedilmesi de, iman ve tevhidin kastedilmiş olması da muhtemeldir.
Kavmin onu asılsız saydı. Bu beyan ile vad ve vaidin kastedilmiş olması da mümkündür. En doğrusunu Allah bilir.
O haktır, yani kavminin asılsız saydığı o şey haktır. Senin onlara getirdiğin ve verdiğin haberleri kabul etmeleri daha doğru idi, çünkü sen onların arasında yetişmiştin, sen asla yalancılıkla sorgulanmamıştın, bunları öğrenmek için senin herhangi birine gidip geldiğini de onlar görmediler; bu itibarla senin onlara getirdiğin ve verdiğin haberleri kabul etmeleri daha uygun idi. En doğrusunu Allah bilir.
De ki: Ben size kefil değilim. Bütün tefsirciler şöyle derler: Ayetteki "vekil" (وَكِيل) kelimesi koruyan anlamına gelir, vekil işi yürüten ve yapan demektir. Buna göre ayet, isteyin veya istemeyin sizi imana ve tevhide zorlamak için başınıza nöbetçi dikilmedim, sizin yaptığınız şeylerin çobanı da değilim. Cenab-ı Hakk'ın "Peygamberin görevi tebliğ etmekten ibarettir" buyurduğu gibi, bana düşen sadece tebliğ etmektir.
Yorumu Yorumla
-
Kezzebe (كَذَّبَ)
İbn Fâris, kelimenin türediği "k-z-b" kökünün temelinde gerçeğin hilafına (zıddına) söz söylemek, hakikati eğip bükmek ve var olan bir durumu tam tersiyle iddia etmek anlamlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tekzib" (yalanlama) eylemini bağlamsal olarak sıradan ve masum bir bilgisizlikten ayırır; ona göre bu eylem, sunulan ilahi delillere (Kur'an'a veya azap uyarısına) karşı pasif bir ilgisizlik değil, aktif, inatçı ve bilinçli bir reddediş çabasıdır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın inkar (küfür) semantiğinde bu fiilin taşıdığı psikolojik ve sosyolojik boyutu inceler. Müşriklerin hakikati "yalanlamaları", vahyin akıl dışı olmasından değil; vahyin getirdiği ahlaki yükümlülüklerin ve eşitlikçi sistemin, onların kurulu kabilevi hiyerarşilerini (statükoyu) tehdit etmesinden kaynaklanan savunmacı ve felsefi bir başkaldırıdır.
Kavmüke (قَوْمُكَ)
İbn Fâris, kelimenin "k-v-m" (kalkmak, ayakta durmak, dikilmek) kökünden türediğini; başlangıçta önemli bir işi üstlenmek veya bir düşmana karşı durmak için birlikte ayağa kalkan (harekete geçen) erkekler topluluğunu ifade ederken, zamanla aynı aidiyeti, asabiyeti ve amacı paylaşan sosyolojik gruba dönüştüğünü aktarır. Râgıb el-İsfahânî, kavm kavramını salt biyolojik/genetik bir ırk olarak değil, ortak bir ideoloji, inanç veya inkar ekseninde organize olmuş sosyolojik yapı olarak tanımlar. Patricia Crone, kelimenin sonundaki "senin" (ke) iyelik zamirinin taşıdığı siyasi ve tarihsel ağırlığı Geç Antik Çağ'ın Arap toplumu üzerinden okur. Peygamberin tebliğine karşı en sert muhalefetin ve "yalanlamanın" yabancılardan değil, bizzat onu koruması beklenen ve en yakın kan bağına sahip olan "kendi öz kavminden/kabilesinden" (kavmüke - Kureyş'ten) gelmesinin; tevhid mücadelesinin kabile asabiyetini (kan bağını) nasıl kökten parçalayan ontolojik bir yarılma ürettiğini ifade eder.
El-Hakku (الْحَقُّ)
İbn Fâris, "h-k-k" kökünün etimolojik tabanında değişmezlik, sabitlik, kesinlik ve bir şeyin yalanlanamayacak kadar sağlam bir şekilde yerli yerine oturması anlamlarının yattığını tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, "hak" kavramını, batılın (sahte, uçucu ve temelsiz olanın) mutlak zıddı olarak tanımlar; varoluşu kendinden olan, inkar edilse dahi nesnel gerçekliğinden hiçbir şey kaybetmeyen şaşmaz hakikattir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "oysa o haktır/gerçektir" (ve hüvel hakku) şeklindeki hal cümlesinin epistemolojik gücünü tahlil eder. Müşriklerin (veya peygamberin kendi kavminin) Kur'an'ı veya azabı yalanlamasının, hakikatin ontolojik değerinden (varlık statüsünden) hiçbir şey eksiltmeyeceğini; ilahi gerçeğin, ona inananların sayısına (çoğunluğa) veya siyasi gücüne bağlı olmayan tamamen bağımsız, sarsılmaz ve "mutlak" bir referans noktası olduğunu bu kelime üzerinden vurgular.
Vekîl (وَكِيلٍ)
İbn Fâris, "v-k-l" kökünün sözlükte bir işi başkasına havale etmek, bir konuda kendi yetkisini devrederek karşısındakine güvenmek ve yaslanmak anlamına geldiğini belirtir. Vekil, başkasının sorumluluğunu üstlenen, onu savunan ve işlerini yürüten koruyucu/yetkilidir. Râgıb el-İsfahânî, vekil kavramını, insanın kaderine ve eylemlerine yön verme gücüne sahip olan, onu adına kararlar alan nihai otorite olarak açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki köklerine inerek, bölgenin kadim hukuki ve dini metinlerinde "koruyucu patron, yasal kefil ve savunucu" anlamlarında kullanıldığını kanıtlarıyla sunar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin "De ki: Ben sizin üzerinize bir vekil değilim" (kul lestü aleyküm bi vekîl) şeklindeki sarsıcı kapanışını değerlendirir. Peygamberin kendi teolojik ve beşeri sınırlarını bu kadar net çizmesinin; onun insanların iradelerine ipotek koyan, onları zorla hidayete erdiren, günahlarının faturasını ödeyen (kefil olan) veya onları ilahi azaptan ne pahasına olursa olsun kurtaracak bir "gardiyan/mitolojik kurtarıcı" olmadığını ilan eden kusursuz bir bireysel özgürlük ve sorumluluk manifestosu olduğunu tahlil eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla