Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Duhân Sûresi, 52. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Duhân Sûresi, 52. Ayet

    ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fî cennâtin ve ’uyûn(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      52-53. “Dostlarla karşı karşıya ipekli ve sırmalı elbiseler giymiş olarak cennetlerde ve su kaynaklarının başındadırlar.”

      54. “Ayrıca onları beyaz tenli, ceylan gözlü eşlerle birleştireceğiz.”

      Dostlarla karşı karşıya ipekli ve sırmalı elbiseler giymiş olarak cennetlerde ve su kaynaklarının başındadırlar. Bu âyetteki “sündüs” (سُنْدُس) kelimesi ince ipek, “istebrak” (إِسْتَبْرَق) kelimesi de kalın ipek mânasına gelir. Burada sözü edilen elbisenin ince ipekten dokunmuş olması muhtemeldir. Kalın ipek ise yaygı olarak kullanılır. Her ne kadar âyette elbise için ince ve kalın olmak üzere her iki ipek çeşidi belirtilmiş olsa da maksat giyilen elbisedir, o da ince ipekle dokunur. İki nesne, âdeten veya hakikaten birbirine yakın olduğu zaman ikisinin belirtilip birinin kastedilmesi dilde caiz olan bir uygulamadır. En doğrusunu Allah bilir. Dünyada insanlar o ikisine düşkün olduklarından dolayı ikisi birlikte belirtilmiş de olabilir. Cenâb-ı Hak insanları âhirette de onları elde etmek için gayret göstermeye teşvik etmekte ve orada bunları kendilerine vereceğini vâdetmektedir. En doğrusunu Allah bilir. Karşı karşıya; Allah Teâlâ, dünyada dostların karşı karşıya oturdukları gibi cennette de karşı karşıya oturacaklarını haber vermektedir. En doğrusunu Allah bilir. Aynı şekilde, yani dünyada bir masada veya bir sofrada karşılıklı oturdukları gibi, aynı şekilde cennette de karşılıklı oturacaklar. En doğrusunu Allah bilir.

      Onları beyaz tenli, ceylan gözlü eşlerle birleştireceğiz. Bazıları buradaki “hûr” (حُور) kelimesine beyaz yüzlü, “în” (عِين) kelimesine de güzel gözlü mânasını verdi. Bazı dilciler şöyle dedi: “Hûr” kelimesi göze ait bir sıfattır, siyahı çok siyah olan, beyazı da çok parlak beyaz olan göz demektir. Bu sıfat çoğul olarak erkek için de kadın için de kullanılır. Güzel göz anlamına gelen “în” kelimesi de çoğul olarak hem erkek için hem de kadın için kullanılır. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Fî (فِي)

        İbn Fâris, bu edatın temel işlevinin "zarfiyet" (bir şeyin bir mekanda veya durumda bulunması) olduğunu, "kaplayıcılık" ve "içinde olma" anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fî"nin burada sadece mekânsal bir konumu değil, müttakilerin o nimetlerle her yönden kuşatıldığını ve o halin içine tamamen nüfuz ettiklerini ifade eden bir "istiğrak" (kaplama) anlamı taşıdığını açıklar. Toshihiko Izutsu, bu edatın Kur'an'ın cennet semantiğinde "ontolojik bir yerleşim" bildirdiğini; azap içindekilerin kaotik durumuna karşı, müminlerin huzur dolu bir ortamın ayrılmaz bir parçası haline geldiklerini semantik olarak analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, edatın kullanımının müttakilerin o güzellikler içinde "sabitlendiklerini" ve nimetlerin dışsal bir unsur olmaktan çıkıp onların varoluş alanı haline geldiğini vurgulayan bir belagat inceliği taşıdığını ifade eder.

        Cennât (جَنَّاتٍ)

        İbn Fâris, Cim-Nun-Nun kökünün asıl anlamının "örtmek, gizlemek ve duyulardan saklamak" olduğunu belirtir; bahçeye, ağaçlarının sık dalları ve gölgeleriyle toprağı örtmesi nedeniyle "cennet" dendiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "cennet" kavramının hem dünyadaki meyveleri bol bahçeler hem de ahiretteki ebedi ödül mekanı için kullanıldığını; ayetteki çoğul (cennât) yapısının, nimetlerin çeşitliliğini, katmanlı yapısını ve sınırsızlığını nitelediğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kök yapısıyla tam uyumlu olmakla beraber, "kutsal bahçe" anlamındaki kullanımının Sami dillerindeki (İbranice 'gannâh', Süryanice 'gantâ') cennet tasvirleriyle köklü bir semantik akrabalığa sahip olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, cenneti Kur'an'ın "kozmik ödül" kutbu olarak tahlil eder; bu kelimenin "nar" (ateş) kavramının ontolojik zıddı olduğunu ve mutlak esenliği simgelediğini analiz eder. Angelika Neuwirth, Geç Antik Çağ'ın bahçe (locus amoenus) imgesiyle Kur'an'ın "cennât" tasvirini karşılaştırarak, buradaki çoğul kullanımın krallara layık görkemli bir saray-bahçe nizamını ve mutlak korunaklılığı temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "cennet"in varoluşsal bir sükûnet mekanı olduğunu; insanın dünyadaki "örtülü" (gizli) hakikatinin ahirette bu muazzam bahçeler şeklinde tecelli etmesini simgeleyen bir "keşif" alanı olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, tarihsel bağlamda bu kelimenin, çölün kavurucu sıcağında yaşayan bir toplum için en yüce ödül olan "serinlik, gölge ve bolluk" imgesinin metafiziksel zirvesi olduğunu ifade eder.

        Uyûn (عُيُونٍ)

        İbn Fâris, Ayın-Ye-Nun kökünün temel anlamının "göz, pınar, bir şeyin aslı (özü) ve bakmak" olduğunu belirtir; pınara, toprağın gözü gibi su fışkırtması ve berraklığı nedeniyle "ayn" denildiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "uyûn" (pınarlar) kelimesinin cennet nimetleri içinde "canlılığı, tazeliği ve sürekli yenilenen rızkı" temsil ettiğini; bu suların durağan değil, sürekli akan (cari) birer hayat kaynağı olduğunu nitelediğini ifade eder. Arthur Jeffery, "ayn" kelimesinin bütün Sami dillerinde (İbranice 'ayin', Süryanice 'aynâ') hem "göz" hem de "pınar" anlamını taşıyan ortak bir miras olduğunu ve Kur'an'da ilahi lütfun fışkırmasını simgeleyen teknik bir terim haline geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu kavramı Kur'an'ın "saflık ve arınma" semantiği içinde inceler; "uyûn"un, cehennemdeki kaynar su (hamîm) ve zehirli yiyecek (zakkum) tasvirlerine karşı, ruhu ve bedeni ferahlatan ontolojik bir antitez olduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, pınarların burada "varoluşsal bir akış"ı ve ilahi rahmetin kesintisiz tecellisini simgelediğini, insanın ruhsal susuzluğunun nihai olarak bu pınarlarda dindiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, tarihsel sosyoloji bağlamında "uyûn" tasvirinin, suyun en kıymetli hazine olduğu bir coğrafyada, hiçbir çaba harcamadan ve tükenmeden akan o muazzam su kaynaklarının müminlere birer "bağımsız mülkiyet" ve "ebedi ferahlık" olarak sunulduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X