اِنَّ هٰذَا مَا كُنْتُمْ بِه۪ تَمْتَرُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Duhân Sûresi, 50. Ayet
Daralt
X
-
50. “Bütün bunlar sizin şüphe ile karşıladığınız şeylerdir!”
51. “Allah’a itaatsizlikten sakınanlar ise güvenli bir yerdedirler.”
Allah’a itaatsizlikten sakınanlar güvenli bir yerdedirler. Buradaki “mekâm” (مَقَام) kelimesi, mim harfi üstünlü veya ötreli olarak “mekâm” veya de, “mukâm” diye de okunur. Üstünlü olarak “mekâm” diye okunduğunda, kalacağı yer, ev, mesken anlamına gelir, yani güvenli bir meskendedirler, orada her türlü âfetten, yorgunluktan ve hastalıktan güvendedirler. Ötreli olarak “mukâm” diye okunduğunda ise kelime mastardır ve ikamet etmek mânasına gelir, yani oradan çıkarılmaktan ve mevcut nimetlerin kaybolmasından güven içinde keyif sürmektedirler. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
İnne (إِنَّ)
İbn Fâris, Hemze-Nun-Nun kökünün asıl anlamının bir şeyi sağlamlaştırmak, doğruluğunu pekiştirmek ve zihindeki her türlü kuşkuyu ortadan kaldırmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu edatın tekit (pekiştirme) işlevi gördüğünü; ayette, azabı bizzat tadan suçluya karşı söylenen bu sözün sarsılmaz bir gerçeklik olduğunu ve kaçışın imkansızlığını mühürlediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, "inne" edatını Kur'an'ın polemik üslubunda "hakikat ilanı" olarak tahlil eder; dünyadaki inkarcı iddiaları kökten yıkan semantik bir kesinlik aracı olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu vurgulu girişin, mahşerdeki o dehşetli yüzleşme anında ilahi beyanın mutlaklığını ve suçlunun dünyadaki tüm mazeretlerini bitiren retorik bir tazyik olduğunu ifade eder.
Hâzâ (هَٰذَا)
İbn Fâris, bu kelimenin hazırda bulunan, bizzat müşahede edilen ve dokunulacak kadar yakın olan bir varlığı işaret etmek için kullanılan bir işaret ismi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hâzâ" (işte bu) işaretinin burada azabın bizzat kendisini, zakkumu ve hamîmi işaret ettiğini; dünyadaki soyut inkarın yerini artık kaçınılamaz ve inkar edilemez somut bir "gerçekliğin" aldığını kaydeder. Toshihiko Izutsu, işaret isimlerinin Kur'an'da "bilgi"den "görüntüye" geçişi simgelediğini; "hâzâ" kelimesinin burada suçlunun gözü önüne serilen o feci akıbeti parmakla gösterircesine teşhis ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu nitelemenin suçlunun yüzüne karşı bir teşhir ve azarlama amacı taşıdığını; dünyadayken hayal veya masal dedikleri o azabın şimdi bizzat "bu" diyerek kendilerine gösterildiğini ve kaçacak hiçbir yerlerinin kalmadığını ifade eden tarihsel bir vurgu olduğunu dile getirir.
Mâ (مَا)
İbn Fâris, bu kelimenin bir şeyi niteleyen veya bir durumu ifade eden ilgi zamiri (ism-i mevsul) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mâ"nın burada belirsizliği gideren ve işaret edilen "hâzâ" ile bahsedilen "şüphe" (mirye) arasındaki bağı kuran bir köprü olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu zamirin Kur'an'ın ontolojik dilinde "şeylerin hakikati"ne işaret ettiğini; müşriklerin zihnindeki o "hayali" ölümün yerini "gerçek" olanın aldığını bu kelimeyle tahlil eder.
Kuntum (كُنتُمْ)
İbn Fâris, Kef-Vav-Nun kökünün bir durumun meydana gelmesi, sabitlenmesi ve bir vasıfla nitelenmesi anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kuntum" (idiniz) fiilinin burada geçmiş zamandaki bir sürekliliği ve karakter halini ifade ettiğini; müşriklerin dünyadaki o inatçı ve kuşkucu tavırlarının geçici bir fikir değil, onların temel varoluş biçimi haline geldiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, bu fiili Kur'an'ın ontolojik zaman algısı içinde tahlil eder; dünyadaki o "inkar ve şüphe hali"nin, ahiretteki "ceza"nın meşruiyet zemini olduğunu ve bu karanlık geçmişin şimdi bugünün aydınlanmış gerçeğiyle yüzleştirildiğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın insanın kendi tarihine mahkumiyetini simgelediğini; "kuntum" fiilinin, kişinin dünyada ne ise ahirette de onun karşılığını bulacağı yönündeki varoluşsal yasayı pekiştirdiğini vurgular.
Temterûn (تَمْتَرُونَ)
İbn Fâris, Me-Ra-Ye kökünün temel anlamının "memeyi sağmak için memeye vurmak ve ovmak" (mery) olduğunu belirtir; süt sağma eyleminde memenin çalkalanması gibi, insanın da bir hakikati zihninde çalkalayıp karıştırması ve ondan kuşku duyması nedeniyle "mirye" (şüphe) anlamının bu kökten türediğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "mirye" kavramının insanın bir hakikat hakkında şüpheye düşmesi ve bu şüphe üzerinden başkalarıyla münakaşa etmesi, gerçeğe karşı bilinçli bir direnç gösterip onu tartışma konusu yapması anlamına geldiğini; "tamterûn" fiilinin, müşriklerin dünyadayken ahiret ve diriliş haberlerini sadece basit bir kuşkuyla değil, aynı zamanda alaycı bir çekişme (mira) ve inatçı bir tartışma konusu yaptıklarını nitelediğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, bu kavramı "şekk" (kararsızlık) ve "rayb" (içsel huzursuzluk) kavramlarıyla karşılaştırmalı olarak analiz eder; "mira"nın özellikle toplumsal düzlemde gerçeğe karşı bir "meydan okuma" ve şüpheyi bir argüman olarak kullanarak hakikati örtbas etme tavrını temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu eylemin varoluşsal bir sarsıntı (mery) olduğunu; insanın kendi içindeki o huzursuzluğu ve hakikati kabul etmemek için çıkardığı o zihni gürültüyü simgelediğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, tarihsel bağlamda bu kelimenin Mekke müşriklerinin peygambere karşı "bu söylediklerin eskilerin masallarından başka bir şey değildir" şeklindeki o meşhur itirazlarını ve bitmek bilmeyen diyalektik tartışmalarını ifade ettiğini; ayetin "işte o her fırsatta tartıştığınız, dudak büktüğünüz ve alay ettiğiniz gerçek bizzat budur" diyerek onlara nihai, susturucu ve sarsıcı bir karşılık verdiğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla