Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Duhân Sûresi, 49. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Duhân Sûresi, 49. Ayet

    ذُقْۙ ۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْكَر۪يمُ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Żuk inneke ente-l’azîzu-lkerîm(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Tat bakalım; zira sen (aklınca) güçlü ve değerlisin!”

      Müfessirler şöyle der: Böyle bir şey, ancak lânetli Ebû Cehil için söylenir. Onun için âyette bahsedilen azap vardır, o âyetten maksat da günahkârların yiyeceğini konu edinen âyettir. Ebû Cehil dünyada böbürleniyor ve şöyle diyordu: Ben güçlü ve değerli bir insanım; şuradan şuraya kadar benden daha güçlü, kimse yoktur, ben çok değerli ve saygın biriyim. Âhirette de ona şöyle denilecek: Tat bakalım şimdi cehennem azabını! Çünkü sen dünyada güçlü ve itibarlı biriydin! Bu sözlerle onu horlar ve aşağılarlar. Bunun, dünyada kendisini güçlü ve itibarlı gören her kâfir ve her lider için söylenmiş olması da muhtemeldir. En doğrusunu Allah bilir. Bu âyet-i kerîme hakkında bazıları şöyle dedi: Şimdi tat bakalım; çünkü sen güçlü ve değerli biri değilsin. Bu, onlara alay etmek maksadıyla söylenen bir sözdür. Yani sen eğer güçlü ve değerli biri olsaydın cehenneme girmezdin. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Zuk (ذُقْ)

        İbn Fâris, Ze-Vav-Kaf kökünün asıl anlamının bir şeyi duyu organıyla algılamak, bir şeyin tadına bakmak ve onun mahiyetini tecrübe etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zevk kavramının dille tadılan az bir miktar yiyecekten başladığını, ancak Kur'an'da genellikle "azabı tatmak" (zevkul azab) şeklinde, bir şeyin etkisini bütün benliğiyle ve en şiddetli haliyle hissetmek anlamında kullanıldığını kaydeder; bu ayetteki emir kipinin, suçluya dünyada kibirlendiği o azametli halinin zıddına, azabı iliklerine kadar hissetmesi için verilen ironik ve aşağılayıcı bir "tatma" emri olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, tatma (zevk) fiilini Kur'an'ın "duyu semantiği" çerçevesinde tahlil eder; fiziksel bir eylemin nasıl metafiziksel bir cezaya dönüştüğünü, suçlunun "haydi şimdi tadına bak" denilerek ontolojik bir yıkıma sürüklendiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu hitabın tam bir "istihza" (alay) içerdiğini; dünyada kendisini çok büyük gören o mağrur kişinin, cehennemin ortasında en aşağılayıcı muameleye tabi tutulurken bu sözle bir kez daha psikolojik olarak yıkıldığını, dünyadaki sahte otoritesinin bu emirle yerle bir edildiğini ifade eder.

        İnneke (إِنَّكَ)

        İbn Fâris, tekit (pekiştirme) bildiren "inne" edatının muhatabı (ke) merkeze alarak bir durumun şüphe götürmezliğini ilan eden bir asıl olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ifadenin muhatabı bizzat teşhis ettiğini ve ona yönelik "hani sen şöyleydin ya" tarzında bir hatırlatma ve durum tescili işlevi gördüğünü kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki pekiştirmenin muhatabın dünyadaki o sahte iddialarının ne kadar boş olduğunu yüzüne vurmak için seçilen retorik bir tazyik olduğunu, azabın kaçınılmazlığını pekiştirdiğini ifade eder.

        Ente (أَنْتَ)

        İbn Fâris, bunun muhatap alınan şahsı belirleyen ve onu diğerlerinden ayıran bir işaret zamiri olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "ente" (sen) zamirinin burada "inneke"deki zamirden sonra tekrar edilmesinin bir "hasr" ve "tekid" (pekiştirme) olduğunu; yani dünyada sadece kendini üstün gören o kişiye doğrudan hitap edilerek, kibrin ve bu aşağılanmanın asıl öznesinin o olduğunu vurguladığını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu zamirin kullanımının, suçluyu mahşer halkı önünde parmakla gösterircesine teşhir eden ve onu o rezil haliyle baş başa bırakan bir belagat unsuru olduğunu, kaçacak bir mazeret bırakmadığını belirtir.

        El-Aziz (الْعَزِيزُ)

        İbn Fâris, Ayın-Ze-Ze kökünün temel anlamının güç, galibiyet, sertlik ve nadirlik olduğunu; "aziz" olanın asla mağlup edilemeyen mutlak güç sahibi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu sıfatın normalde Allah için kullanıldığını ancak bu ayette suçluya yönelik kullanılmasının tamamen "tersinleme" (ironi) amacı taşıdığını; dünyada kendisini aziz (ulu/güçlü) sanan kişinin cehennemdeki zilletini yüzüne vurmak için bu kelimenin seçildiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, aziz kavramını Kur'an'ın güç semantiği içinde analiz eder; dünyadaki sahte otoritenin ahiretteki mutlak acziyet karşısında nasıl trajikomik bir hale düştüğünü bu kelimenin semantik kontrastıyla tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, tarihsel bağlamda bu hitabın Ebu Cehil'in "Ben bu vadinin en azizi ve en kerimiyim" şeklindeki o meşhur kibrine doğrudan bir cevap olduğunu, onun dünyadaki bu iddiasının azap anında en acı alay konusu haline getirildiğini ifade eder.

        El-Kerim (الْكَرِيمُ)

        İbn Fâris, Kef-Ra-Me kökünün her türlü eksiklikten uzak, şerefli, değerli ve cömert olmak anlamlarını taşıdığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kerim sıfatının kendi cinsinin en üstünü olan varlıkları nitelediğini; suçluya "kerim" (şerefli/üstün) denilmesinin, onun dünyada sahip olduğu o aristokratik kibirle ve kendini herkesten üstün görmesiyle dalga geçen bir "alaycı niteleme" olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, kerem kavramının cahiliye ahlakındaki o "asil ve şerefli insan" idealinin Kur'an tarafından burada nasıl bir yıkım aracı olarak kullanıldığını; gerçek şerefin iman ve takvada olduğunu, inkarın ise insanı "kerim" olmaktan çıkarıp "esfel" kıldığını analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu nitelemenin varoluşsal bir sille olduğunu; insanın kendi kendine verdiği o sahte değerlerin (kerem), ilahi gerçeklik karşısında nasıl birer azap ve utanç kaynağına dönüştüğünü vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu sıfatın dünyevi statüye ve servete dayanarak "kerim"lik taslayanlara karşı, ahirette bu statülerin hiçbir hükmünün olmadığını gösteren sarsıcı bir iğneleme olduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X