Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Duhân Sûresi, 46. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Duhân Sûresi, 46. Ayet

    كَغَلْيِ الْحَم۪يمِ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Keġalyi-lhamîm(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      45-46. "O, karınlarda fokurdayan su misali kaynayan bir tortu gibidir.”

      Âyette geçen “mühl” kelimesi, yağın dibinde biriken tortu anlamına gelir. Böyle bir benzetme (teşbih) yapılmasının iki anlamı olabilir. Birincisi, onun vücuda yapışmasıdır. Çünkü onun, vücuda yapışan bir nesne olduğu söylenmiştir. Böyle bir benzetmenin, çok renkli olmasından ve bir halden başka bir hale intikal etmesinden dolayı yapılmış olması da mümkündür. Burada şöyle bir problem vardır: Yağın dibe çöken tortusunu içmekte fazla bir zorluk ve sıkıntı olmadığı halde bu teşbihin anlamı nedir? Fakat Cenâb-ı Hak, O, karınlarda fokurdayan su misali kaynayan bir tortu gibidir buyurarak bu fokurdayan suyun ve kaynayan tortunun ateşten olacağını açıklamaktadır. Burada başka bir problem de şudur: Zakkum ağacı günahkârların nasıl yemeği olabilir? Bunun iki açıdan mümkün olduğu düşünülebilir. Birincisi, cehennemden bir şey çıkıyor ve akıp gidiyor, işte ondan kâfire içirilir. İkincisi, kâfir onu olduğu gibi yer, sonra midede erir ve kaynar, böylece âyette belirtildiği gibi olur. Rivayet edildiğine göre İbn Abbâs (r.a.) bir gümüş parçasının eritildiğini görünce, işte “mühl” budur, demiş. Bu şekilde eritilen ve yakan her şeyin "mühl” olması mümkündür. Âyetteki “hamîm” kelimesi ise sıcaklığı son hadde varmış olan şey demektir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ke-ğalyi (كغلي)

        İbn Fâris, Ğa-Le-Ye kökünün temel anlamının bir sıvının hararet etkisiyle yükselmesi, kabarması ve yerinde duramayacak bir devinime geçmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ke" edatının burada bir nitelik benzetmesi (teşbih) kurduğunu; zakkum ağacının midedeki o huzursuz ve tahrip edici hareketinin, en şiddetli derecede kaynayan bir sıvının çıkardığı ses ve yarattığı sarsıntıya benzetildiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, kaynama (ğalyan) eyleminin Kur'an'ın azap semantiğinde "kontrolsüz enerji" ve "içsel patlama" imgeleriyle birleştiğini; suçlunun bedeninin artık kendi kontrolünden çıkıp ilahi bir cezalandırma nesnesine dönüştüğünü tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin zakkumun sadece kimyasal değil, fiziksel bir ızdırap kaynağı olduğunu pekiştirdiğini; midedeki o fokurdamayı ve organların erimesini canlandıran sarsıcı bir retorik olduğunu dile getirir.

        El-Hamîm (الحميم)

        İbn Fâris, He-Me-Me kökünün asıl anlamının hararet, sıcaklık ve bir şeyi eritmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, hamîm kelimesinin burada "son raddeye ulaşmış, yakıcı ve eritici sıcak su/sıvı" anlamına geldiğini; kökün aynı zamanda "yakın dost" (hararetli sevgi) anlamına da geldiğini ancak cehennem bağlamında bu sıcaklığın dostluğun tam zıddı bir yalnızlık ve acı kaynağı olduğunu kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökenli olmakla birlikte, cehennemdeki kaynar su tasvirinin Sami dillerindeki (İbranice "ham", Süryanice "hammîmâ") sıcaklık ve hararet kavramlarıyla derin bir anlamsal bağı olduğunu, Kur'an'ın bu kelimeyi eskatolojik bir azap termini olarak kullandığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, hamîm kavramını Kur'an'ın "hararet ve susuzluk" kutbu içinde tahlil eder; bu kelimenin cehennem sakinlerinin hem içeceği hem de içine daldırılacakları o mutlak yakıcı maddeyi nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, tarihsel bağlamda hamîm'in, çöl sıcağının en uç noktasını ve insanın hayatta kalmasını imkansız kılan o kavurucu harareti temsil ettiğini; cehennemde ise bu hararetin akışkan bir azaba dönüştürülerek suçluların midesine zakkumla birlikte sevk edildiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin varoluşsal bir sönüşün ve yanışın simgesi olduğunu; dünyada Allah'ın ayetlerine karşı sergilenen o "soğuk" ve lakayt tavrın, ahirette "hamîm" ile tam tersi bir sıcaklıkta cezalandırıldığını vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X