اِنَّ شَجَرَتَ الزَّقُّومِۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Duhân Sûresi, 43. Ayet
Daralt
X
-
43-44. “Zakkum ağacı günahkârın yiyeceğidir.”
Zakkum Ağacı
Bu âyetin zâhirine göre zakkum ağacı, sanki her günahkârın yiyeceğidir. Fakat o her günahkârın yiyeceği değil, aksine bir kısım günahkârın yiyeceğidir, onlar da kâfirlerdir. Çünkü mutlak günahkâr, her yönüyle günaha batmış olan kişidir, o da kâfirdir. Mümin ve müslüman olan kişi ise imanı var olduğu ve itaati günahından daha çok olduğu müddetçe mutlak günahkâr değildir, dolayısıyla büyük günah işleyen bir mümin bu âyetin kapsamına girmez. Bazı müfessirler şöyle dediler: Zakkum ağacı günahkârın yiyeceğidir meâlindeki âyet nâzil olunca, bazı kâfirler bal ve kaymak getirerek arkadaşlarına şöyle seslendiler: Gelin, bunları zıkkımlanalım, çünkü Muhammed bize bunları vâdetti. Bazı Arap lehçelerinde zakkum kelimesi kaymak, hurma veya bal mânasına geliyordu. Bunun üzerine şu âyet-i kerime geldi: “O, cehennemin tâ dibinde yetişen bir ağaçtır. Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir”. Cenâb-ı Hak, “O, cehennemin tâ dibinde yetişen bir ağaçtır” buyurarak onun cehennemde yetiştiğini, diğer ağaçlar gibi olmadığını haber vermektedir. Sonra şu beyanında, onu kaynayıp fokurdayan bir katrana benzetmektedir: (Duhan, 45)
Yorumu Yorumla
-
İnne (إِنَّ)
İbn Fâris, Hemze-Nun-Nun kökünün asıl anlamının bir şeyi sağlamlaştırmak, doğruluğunu pekiştirmek ve zihindeki her türlü tereddüdü ortadan kaldırmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu edatın tekit (pekiştirme) işlevi gördüğünü ve haber verilen durumun (zakkum ağacının varlığının) şüphe götürmez bir gerçeklik olduğunu vurgulamak amacıyla cümlenin başına geldiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu edatı Kur'an'ın polemik üslubunda "hakikat ilanı" olarak tahlil eder; inkarcıların zihnindeki "cehennemde ağaç mı olur?" şeklindeki alaycı ve akılcı itirazları daha baştan kıran semantik bir kesinlik aracı olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu vurgulu girişin, Mekke müşriklerinin ahiret ve cehennem tasvirlerini masal olarak nitelemelerine karşı, ilahi tehdidin ciddiyetini ve kaçınılmazlığını mühürleyen bir retorik unsur olduğunu ifade eder.
Şecerete (شَجَرَتَ)
İbn Fâris, Şe-Ce-Ra kökünün iki temel anlama geldiğini belirtir: Birincisi, dalların birbirine girmesi ve karmaşık bir yapı oluşturması (karışıklık); ikincisi ise yerden yükselen, gövdesi ve dalları olan bitkidir. Râgıb el-İsfahânî, şecer kelimesinin toprak üzerinde bir gövdeye sahip olup dallanan bitkileri nitelediğini; bu ayetteki kullanımın cehennemin o korkunç atmosferinde "biten" ama aslında azabın kendisi olan bir varlığı tasvir ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, ağaç (şecer) imgesinin Kur'an'ın ontolojik haritasında genellikle hayat, rahmet ve cennetle özdeşleştiğini, ancak burada "zakkum" ile birleşerek bu olumlu imgenin tam zıddına, yani bir ölüm ve azap sembolüne dönüştürülmesini semantik olarak analiz eder. Angelika Neuwirth, Geç Antik Çağ tasvirlerinde cehennem bitkilerinin günahkarların dünyadaki eylemlerinin birer "meyvesi" olarak sunulduğunu, buradaki şecer nitelemesinin de cehennemin fiziksel dehşetini canlandıran somut bir metafor olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin tarihsel bağlamda Mekke müşriklerinin "ateşin içinde ağaç nasıl yanmadan kalır?" şeklindeki materyalist itirazlarına bir cevap teşkil ettiğini; bunun bilinen botanik kuralların ötesinde, tamamen ilahi bir takdirle var edilen bir azap aracı olduğunu vurgular.
Ez-Zakkûm (الزَّقُّومِ)
İbn Fâris, Ze-Ka-Me kökünün temel anlamının "bir şeyi büyük bir zorlukla yutmak" (zekm) ve bir yiyeceğin boğazda kalması olduğunu belirtir. El-Cevâlîkî, zakkum kelimesinin aslen Hicaz bölgesinde bilinen, tadı çok acı, zehirli ve kötü kokulu bir çöl bitkisini nitelediğini, ancak Kur'an'ın bu kelimeye metafizik bir dehşet yüklediğini kaydeder. Celaleddin el-Suyuti, bazı dilcilere dayanarak bu kelimenin Afrika kökenli bir dilden gelmiş olabileceğini ve o dilde "tereyağı ve hurma ile yapılan bir karışım" gibi bir anlamı varken, Kur'an'da ironik bir şekilde en acı yiyeceğin adı olarak kullanıldığını aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökenli görünmekle birlikte, Kur'an'ın bu bitkiyi "cehennemin dibinde biten" şeklinde tanımlamasının onu tarihsel bir bitki olmaktan çıkarıp eskatolojik bir azap nesnesine dönüştürdüğünü; kelimenin tınısının bile Araplar için bir tiksinti ve korku uyandırdığını belirtir. Christoph Luxenberg, kelimeye Süryani-Arami bir okuma önererek, bunun "z-k-m" kökü üzerinden "pis koku" veya "acı verici madde" anlamına gelen terimlerle ilişkili olabileceğini ileri sürer. Toshihiko Izutsu, zakkum kavramını Kur'an'ın "cehennem peyzajı" içindeki en karanlık ve ürkütücü imge olarak tahlil eder; bu kelimenin sadece bir bitki adı değil, inkarcıların dünyadaki "azgınlıklarının" bir karşılığı olan ontolojik bir "acı" olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, müşriklerin bu isimle alay ettiklerini, Ebu Cehil'in "Zakkum dediği şey aslında hurma ve kaymaktır, haydi yiyelim" diyerek kelimeyi itibarsızlaştırmaya çalıştığını; buna karşılık Kur'an'ın bu kelimeyi kullanarak cehennem azabının hem fiziksel hem de psikolojik yıkıcılığını en üst perdeden tasvir ettiğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla